Bu yazıyı sesimden dinleyebilirsin

Bundan tam 15 yıl önce, 20 Temmuz 2011 yılında bloguma ve 5000 civarı okuyucuma veda etmiştim. Bugün geriye dönüp baktığımda içerik üretimine devam etmemenin ne kadar yanlış olduğunu düşünsem de, o dönem için iki adet çok geçerli sebebim vardı.

Birinci sebep güçlü bir bahaneydi: blog yazarlarının günden güne düşen içerik niteliği beni ciddi şekilde rahatsız ediyordu -ki bunu son yazımda da, sanıyorum polemik olmasın diye, üstü kapalı şekilde dile getirmişim. O dönemki yazarların arasında frekansı artırmak için giderek kavramsallıktan uzak ve kendilerine ait olmayan tecrübelere dayanan alıntılardan ibaret içerikler yayınlamak yaygınlaşıyordu. Hatta zaman zaman bana ait içeriklerden de açıkça intihaller yapıldığını görüyordum. Üstüne ufak hediye kutularına ya da basit davetlere katılarak markalar hakkında olumlu içerikler yazmaya başladıklarında benim için artık bir devrin kapandığını düşündüm. Bütün bunlar ilk bloggerlardan biri olarak beni çok rahatsız ediyordu ve bu tarz bir kitlenin içerisinde yer almanın konumlandırmam açısından iyi olmayacağına kanaat getirmiştim. Zaten başladığım ilk günden itibaren blog yazmaktaki asıl amacım, o yıllarda hiç çevresi olmayan, hiç network’ü olmayan, kurumsal bir şirkette tanıdık herhangi birisi olmayan 22 yaşında bir genç olarak kendimi gösterip, çevre edinip, yeteneklerimi ya da bakış açımı sergileyip kendime bir iş olanağı yaratmak ve ilerlemekti. İş bulmak bugün olduğu kadar o zaman da zordu. Kalabalık yoldan gitmek yerine bunu bir farklılaşma aracı olarak kullanıp başarılı oldum ve amacıma ulaştım. İlk olarak Ülker’de, sonra da Samsung’da önemli pozisyonlarda yer edindim.

İkinci sebep ise gerçek olandı: erken yaşta edindiğim ilk yöneticilik deneyimiyle gelen sorumlulukları lâyığıyla taşımak ve ekibimdeki insanlara odaklanıp onların gelişimine katkıda bulunmak istemem, içerik üretmeye harcadığım zamana kıyasla çok daha ağır bastı. Bu kararımdan da hiç pişman değilim. O yıllardan bu zamana kadar çok sayıda insanla çalıştım, bazısını yetiştirdim, yol gösterdim, bazısından öğrendim, ve tabii ki, bazı canavarlarla da savaştım. Hepsini keyifle anlatmanın vakti geldi.

İçerik üretmek emek, enerji, araştırma ve zaman gerektiriyor —zaten bu bence ciddi bir iş— boş içerik yayınlayıp insanların vaktinden çalmak en nefret ettiğim şey olduğu için editoryal ve konsept açısından, okuyan kişinin içerikten bir şey alabilmesi adına azami özeni her daim gösterdiğim ve bunu artık gösteremeyeceğimi düşündüğüm için yazmaya son verdim. Belki o dönemden bu zamana kadar düzenli olarak içerik üretmeye devam etseydim, içeriğin doğası ve şekli de değişecekti.

Beni bunca sene sonra yazmaya tetikleyen motivasyon ne oldu?

Geçtiğimiz 15 yılda tüketici elektroniği, finansal teknoloji, gaming ve blockchain sektörlerinde geniş tecrübeler edindim. Bununla beraber yine dijital servislerin ve mikromobilite gibi hayatımıza yeni giren kavramların kategori inşasının içerisinde oldum. Pazarlama, iş geliştirme ve satıştan sonra operasyonun, uyumun, riskin, insan kaynaklarının ve hatta ürün geliştirmenin içerisinde yer aldım. Uçtan uca şirket yönettim, büyük ölçekli dönüşümlere liderlik ettim. Bütün tecrübemi ve bu yolculukta zaman aşımına uğradığını düşündüğüm yaşanmışlıkları da filtresiz bir biçimde aktaracağım.

Eren Kumcuoğlu — 15 Yıl, 9 Şirket, Çokça Zafer ve Birkaç Yara

Aslında yazmanın zamanın ruhuna pek uygun olmadığını biliyorum. Ancak bir yerden başlamam gerekiyor. Dolayısıyla en iyi bildiğim şeyi yaparak, yani yazarak ve teknolojinin de desteğiyle kendi sesimi klonlayıp bir podcast şekline getirerek geçmiş deneyimlerimi aktaracağım. Bunu yaparken kavramsallıktan uzaklaşmadan, geçmiş 15 yılda yaşadığım çapraz sektörel ve yeni nesil hızlı büyüyen iş kollarındaki deneyimlerimi, şaşırtıcı hikayelerimi, başarılarımı olduğu kadar başarısızlık hikayelerimi, yöneticilik perspektifimi, tıpkı geçmişte olduğu gibi geleceğe dair yine öngörülerimi ve yaklaşımlarımı paylaşacağım. Aynı zamanda şirketlerde insan yönetimi ya da kültür inşası üzerine düşüncelerimi ve tecrübelerimi de aktaracağım.

Hem hafızamı tazelemeye, hem de başkalarından öğrenebilen insanlar için ortak bir deneyim kütüphanesi oluşturmaya çalışacağım. Tam 15 yıl önce bıraktığım bir alışkanlığa dönmek hem heyecan verici, hem de biraz güç. Zamanın ruhuna uygun mu değil mi, bunu aslında yazdığım yazılara gelecek etkileşim ve ilgi belirleyecek. Belki ilerleyen zamanlarda farklı formatta da işler üretebilirim. Ancak şimdilik yazmayla -ve sesle başlayıp devamını getirelim.

Tekrar hoş buldum. 🙂