Blogumu takip eden tüm arkadaşlar; Blog yazmaya başlayalı aşağı yukarı 4 ay oldu ve bugün itibariyle 100.yazımı yazdım. Uzun zamandır aklımda olan bir kaç şeyi herkesle paylaşmanın vakti geldi diye düşünüyorum; 1-Blogumun tasarımını sade tutmaya özen gösteriyorum. Tasarımı reklamlarla ve benzeri müdahalelerle mümkün olduğu kadar kirletmemeye çalışacağım. Öte yandan, tasarım aracı olarak yalnızca blogger kullanıyorum. Dolayısıyla formata müdahale imkanım sınırlı. İsteğim sayfayı her çözünürlükte standart boyutta gösterebilmek. Bunu zaman içerisinde bir şekilde aşmaya çalışacağım. 2-Bir domain almak istiyorum, ancak nereden ve nasıl gibi soruların cevaplarına sahip değilim. Ayrıca, domain ismi konusunda da karar vermem gerekiyor. Önerilere açığım. 3-Yabancı ülkelerden de ziyaretler oluyor. Dolayısıyla blogumu İngilizce olarak ta yayınlamak istiyorum. Ancak yazıların altına İngilizce eklenti yapmak yerine bir buton vasıtasıyla İngilizce versiyonun gözükmesini istiyorum. Bunu mevcut domain üzerinden nasıl yapacağımı henüz bilmiyorum. 4-Blogumda yazdığım yazıları periyodik olarak e-book olarak yayınlamak istiyorum (100 yazıda bir e-book gibi). Gerekli altyapım hazır ancak beklenmedik sorunlarla karşılaştığımdan bunu şimdilik yapamayacağım. Şimdilik eski yazılarıma ulaşmak için sol kolondaki (önceki yazılar) bağlantılarına tıklayıp istediğiniz konu başlığına ulaşabilirsiniz. Tüm yazılarıma olduğu gibi bu konularda da önerilerinize, yorumlarınıza ve desteğinize her zaman açığım. Takip eden herkese sevgiler… Eren Farklılaşma üzerine… Bu sabah İstanbul’da orta şiddetli yağış var. Sabah işyerime gitmek için vapura, oradan da otobüse biniyorum. İndiğim durakta bir üstgeçit, geçitten karşı yola geçene kadar gördüğüm 10 tane tezgah, 9 tanesi renksiz, tarzsız, sıkıcı, fiyatı 3 ila 10 lira arasında değişen şemsiyelerden satıyor. Aralarında yalnızca bir tanesi naylon ancak renkli, daha şık görünen şemsiyelerden satıyor. Ben yanlarından geçerken 2 kadın kendileri için şemsiye beğenmekteler… “Farklılaşmak!” diyorum içimden, “diğerleri yalnızca beklerken, satış yapan tek şemsiyeci”. Diğerlerine bakıyorum, bir iki tanesi haricinde hiç birisi ellerindeki ürüne dikkat çekmek için bağırmıyor, çünkü biri bağırınca hepsine insan çekiyor, zira hepsi aynı şeyi satıyor. Merak ediyor ve yine kendi kendime “Acaba diğerleri bu manzarayı izlerken nedenini sorguluyorlar mıdır?” diye düşünüyorum. Aynı oynunun defalarca kez sergilendiğini tahmin edip cevabımı alıyorum. Bir de benim gibi şemsiye taşımayı sevmeyen insanlara bere, şapka, yağmurluk satmak gibi alternatif çözümler üretmek var, ama önce şu temel “farklılaşma” yaklaşımını bir benimseyebilsek…