Expo 2015 nedir?
Kaç kere duydunuz?
Peki bu organizasyon hakkında ne biliyorsunuz?
5 dakikanızı ayırıp webden araştırma yaptınız mı?
Yoksa yalnızca elinize geçen forward maillerden duyduğunuz kadarını mı biliyorsunuz?
Geçtiğimiz aylarda İletişim Bakanlığı kurulsun dediğimde, aslında kastettiğim tam da bu gibi işlerdeki tutarlılıkları takip edip, geleneksel söylemlerin dışında hareket edebilmek, gerektiği gibi kamuoyunu bilgilendirme amaçlı bir organizasyon kurulmasıydı. Yorumcu bir arkadaş bunu bir propoganda mecrası gibi görüp Nazi döneminde uygulanan metotlara benzetti.
Benzer yaklaşımlarla ve “işimizi şansa bırakmak” ile, diğer ülkeler arabaya biniyorken biz hala yaya yürüyor olacağız.
En acısı da, Milano, adaylığı açıklandıktan hemen sonra iletişim faaliyetlerine başladı. Çünkü bunun uzun vadeli bir yatırım olduğunun farkındaydılar.
Ancak İzmir için yapılan iletişim çalışmaları (kaba tabirle “yumurta kapıya dayanınca”) sadece 4 gün önce başladı.
Herşey bir yana, bir çok kişi, duyarlı bir vatandaşın alelacele yazdığı bir mail’in zincirleme forward edilmesi vasıtasıyla bu etkinliğin varlığından haberdar oldu. Expo 2015 ile kimseler ilgilenmedi, tabir-i caizse “öksüz kaldı”.
Ben burada bir sürü yanlış görüyorum, ama Can Dündar’ın konu hakkındaki yazısını okuduktan sonra bakın bakalım başka hangi yanlışları göreceksiniz?
Pazarlama profesyonelleri bile iletişimin bütünleşik ve uzun vadeli yaklaşımlarından bi’haberken, politikacıların bunu bilmesini beklemek ütopik olur.
Birilerinin bunu yapması gerekiyor…
Üzerine fazla düşünmek istemiyorum, çünkü başka ülkeler iletişim faaliyetlerini, içerisinde bulundukları durumlara uygun, farklı vaatlerle başarıyla sürdürebiliyor. Bizim hala her durumda elimizdeki doğal nimetlerden medet ummamızı ve başka bir değer sunamamamızı ise çok zavallıca buluyorum.