O kadar iyi.
Geçtiğimiz günlerde rastladığım çok güzel bir çalışma;
Üzerine ekleyeceğim tek şey, Leonardo DaVinci’nin bir sözü olacak;
“Simplicity is the ultimate sophistication”
Bir Lovemark vakası
TV’de bir programda İzmir tanıtılıyor. Eskiden beri işletilen bir cafe tanıtılırken, oranın müdavimlerinden olan tekerlekli sandalyedeki bir teyze, bir anısını anlatıyor;
“Bana bir gün ‘buyrun gelin kahvemizi için’ dediler, ben de ‘gelemem, oraya çıkmak için rampa yok’ diyorum. 1 hafta sonra evime haber yollanıyor, ‘sizin için rampa yapıldı’ diye. Bu, Alsancak’ta bir dükkan girişine engellilerin girebilmesi için yapılan ilk rampadır. O gün bu gündür burası benim kahvecim.”
Saatlerce, günlerce, hatta haftalarca masa başlarında toplantılar yapılır, tüketicilerle duygusal bağ kurmanın yollarını arar, Lovemark olmak için hangi metotların denenmesi gerektiğine kafa patlatılır.
Aslında sorulması gereken şey çok basit; “İnsanların hayatını kolaylaştırmak, kaliteli hale getirmek için ne yapıyoruz?”.
Alsancak’taki bu cafe gibi, ihtiyaçlara cevap verirken insanlara, sıradan beklentilerin ötesinde birşey sunabiliyorsak, dahası, onlara değer verdiğimizi hissettirebiliyorsak yolun kabasını almış olmaz mıyız?