nesi? İster bir toplantı masasında, ister bir arkadaş grubunda olun, ortaya sunulan bir öneriyi savuşturuyorsanız, beğenmediğinizin yerine yeni bir çözüm sunmanız gereklidir. Aksi taktirde yapıcı olmaktan uzak olursunuz. Son günlerde DeFacto’nun geleneksel mecralar üzerinden yaptığı iletişim de çok dikkatimi çekiyor. “Jean Amerika’nın Şalvarıdır!” diyor DeFacto. Son derece sivri bir slogan (yine Hulusi Derici, yine M.A.R.K.A., ne kadar ayrıştırıcı değil mi?). Peki, ilk duyduğumda ikna oluyorum diyelim, Jean = Amerikan şalvarı. “DeFacto ne?” diye sorduğumda bir cevap bulamıyorum ve bu durum, büyüyü bozuyor. Düşündüm, ancak (Kadıköy’deki mağazalarına bir kaç sefer girmiş olmama rağmen) DeFacto’yu gözümde kişileştiremedim. Üşenmedim, çevremde iletişimci olan 10 kişiye daha sordum “DeFacto insan olsa nasıl biri olurdu?” diye, kimse kişileştiremedi. Levi’s - rahat, Network - profesyonel, Benetton - hoşgörülü kimse, Abercrombie & Fitch - cool, Tommy Hilfiger - kampüs çocuğu, DeFacto - ? Verilen brief dikkat çekmek ise iş çok başarılı, çünkü insanlar jean üreticilerinin vereceği tepkiyi merak ettiler. Bu iş tartışmaya dönüşse iletişimin devamı daha çok PR tarafından yürütülecek bir iş olabilirdi. Neticede amacına ulaştı ve dikkatleri yeteri kadar çekti. Ancak, henüz iletişim faaliyetlerinin başında olan bir marka bu sivri tonda uzun vadeli iletişim yapmamalı. Çünkü “fact” iletişimi, duygusal iletişimin tüketici üzerinde yarattığı etkiye göre çok soğuk olduğu gibi, arkada ciddi kanıtlar isteyen bir iletişim modeli. DeFacto’nun ortaya sürmesi gereken şey bir kanıt. Bu kanıt ta, yaratılması gereken kendine has bir imaj. Bu iddianın temeli sağlam olmazsa sözümona rahatlığa, sözümona akdeniz modası yakıştırması yapılması şaşırtmaz. Mevcut durumda DeFacto, “Amerikan Şalvarı"na çok keskin bir çözüm üretemiyor…