Uzun süredir güncel vakalar üzerine değil, kavramsal konular üzerine yazıyordum. Bu sefer biraz değişiklik olsun istedim.

Interaktif projelerin yaratılma süreçlerinde en uzun süren işlemlerden biri şüphesiz içerik yaratma süreci oluyor.

Bunun farkında olan ve interaktif çalışmalar yaratan ajansların bir çoğu, bir süreden beri sırtını user generated content’e dayamış durumda.

“Bir elin nesi var, iki elin sesi var” demiş eskiler. Haklılar da.

Bir ekiple birlikte içerik oluşturmanın çeşit çeşit zorlukları var. Zaman kısıtlaması, operasyonel işlerin ağırlığı, projeye kapılıp fikrin bütününü görememek bunlardan yalnızca bir kaçı.

Bu yüzden user generated content, hem markayla yakınlaşma tecrübesi ve deneyimsel öğeler barındırdığından, hem de içerik yaratma işinde zamandan ve bu konu üzerinde ekstra brainstorming mesaisi yapmaktan kurtardığı için revaçta.

Ancak, içeriği çeşitli kitlelerden beklemek yalnızca büyük bir moderasyon yükü getirdiğini düşünüyorsanız, yanılıyorsunuz.

Naçiz fikrim, user generated content içeren bir kampanya/iletişim fikri uygulamasında, kurgusal sınırların çok iyi çizilmesi ve kullanıcıları bir fikir çatısı altında, neredeyse aktivist bir hareket hissiyatı yaratarak birleştirmek ve yönlendirmek, bu işin olmazsa olmazı olduğu yönünde.

Penti, geçtiğimiz günlerde FriendFeed’de “Penti’ni Göster” adı altında yarattığı kampanyasının seeding’ini yaptığında tek bir tepki verdim; “eyvah!”

Kampanya kurgusunda kullanıcı içeriği sağlamak için kullanıcıların Penti’li fotoğraflarını paylaşmaları öngörülmüş.

Bu tip içerikler, kolaylıkla marka tarafından istenmeyen ya da başka kullanıcılara rahatsızlık verecek içeriklere dönüşebileceği gibi, etkileşimin boyutuna göre, site içerisinde de ciddi tacizlerin ve tatsızlıkların yaşanmasına sebebiyet verebilir.

Üstelik, kadınların bu tip fotoğrafları hiç tanımadıkları kişilerle ve üçüncü partilerle paylaşması fikri de bana pek mümkün gelmiyor.

Gerçekten de, insanların bu tip projelere katılımda bulunması için sağlam bir kurgu, bol etkileşim ve anlamlı bir ödül gerekiyor. Yalnızca moderasyon, tehlikeli ve sakıncalı içeriklerin önüne geçmek, başarı için çoğu zaman yetersiz kalıyor.

Bu mantıkla hareket edildiğinde kampanyalar, harcanan bütçeye göre yeterli ilgiyi görmüyor ve istenen sayıda içeriği toparlayamıyor.

User generated content bazlı bir interaktif kampanya yapmadan önce, markanın, tüm perspektiflerden durduğu yeri, uzaktan görünüşünü ve ne yapıp ne yapmaması gerektiğini iyi incelemek ve kapsamlı bir marka analizi yapmak gerekiyor.

Markayı ve tüketicisini anladıktan sonra interaktif mecraların doğasına olan hakimiyetle birlikte başarılı user generated content örnekleri rahatlıkla hayata geçirilebilir.