Beni yeni tanıyan insanlar zaman zaman sosyal sohbetlerimizde sorarlar “şansa inanıyor musun?” diye.

Onlara her seferinde “şans, insanın ayağına gelen fırsatları iyi değerlendirebilmesidir” diyerek cevap veriyorum.

Genellikle kendime yakın bulduğum insanlar ne demek istediğimi kavrayabiliyorlar. Kavrayamayanlarla konu üzerinde biraz daha tartışıyoruz.

Bana diyorlar ki; “çok şanslısın, iyi bir eğitim alabildin”. Bunu diyenler benimle aynı koşullarda okuyup kendini eğitemeyenleri görmezler…

Diyorlar ki; “çok şanslısın, çok kolay iş buldun”. Benim düzgün bir iş bulana kadar kaç gün ücretsiz çalıştığımı ve nelerden feragat ettiğimi bilmezler…

{{ Diyorlar ki; “çok şanslısın, etrafında iyi insanlar var”. Benim çevremi seçerken gösterdiğim özeni kendilerinde göstermezler…

Gerek iş hayatında, gerek özel hayatta herkes “çok şanslısın” der, fakat derinde yatan nedenleri pek azı görebilir.

Eğer siz de şanslı olduğunu düşünenlerdenseniz, yaptığınız seçimlere bakın. Şans diye addettiğiniz pek çok şeyin ucunda verilmiş bir emek, gösterilmiş bir özen ve yapılmış bir tercih göreceksiniz. }}

Kibir ve küstahlık.. Tam da senin gibi düşünürdüm, taa ki hayatta tek başıma hiçbirşeysiz, çaresiz, yapayalnız ortada kalana kadar. Yaşadığım son bir yıl tesadüfen rastladığım bu yazıya illa ki yorum yazmamı buyurdu, izninle..

Öncelikle; seninle birlikte aynı okulda okuyan “şanslı” insanların fırsatlarını değerlendirememesi onların şanssız değil, aptal olduklarını gösterir, kaldı ki aynı durum normal bir devlet üniversitesinde lisans okuma hakkını elde edip harcını ödeyemediği için kayıt yaptıramayan ve dolayısıyla iyisini geçtim eğitim bile alamayan şanssız bir öğrencinin şans durumuyla ilgili de bize birşey söylememektedir.

İstediğin işi yapabilmek, bulmak için günlerce belki de aylarca ücretsiz çalıştın; zamanından, sevgilinden, arkadaşlarından, zevklerinden feragat ettin, ne güzel… Ama çok “şanslıydın” bugün (hadi bugün kolay kurtarılır, ya önündeki 2 haftalık ekmek alacak paran yoksa??) karnını nasıl doyursam gibi bir derdin yoktu anlaşılan ki ücretsiz çalışma lüksün vardı.. hem de istediklerin iş için.. Bu ülkede kaç kişi istediği işi yapıyor, hergün “ekmek” almak için, evet “eve ekmek getirmek” lafının ne demek olduğunu bilmemenin de bir şans olduğunu söylemek gerek es geçmeden (belki de gerçek şanssızlık budur, bilmiyorum olayın başka boyutu)…

İyi iyiyi çeker getirir.. Etrafındaki insanlar ve sosyal ilişkilerin konusunda yorum yapmayacağım.

Evet “yok” kelimesinin dibine vurana kadar yaşayınca anladım ki şans diye birşey var, adı da hayatın sana karşılıksız sundukları. Yine insanın kendine pay çıkarıp “fırsatı değerlendirebilmek” yine buram buram kibir kokan yorumlar yapması da ne hoş

Sen akıllıysan hayatın sana sunduklarını lehine çevirirsin, bence biraz daha tevazuyla kendine ben “akıllıyım” diyebilirsin

Gururla diyebilirim ki kendi seçimim dışında içine doğduğum ailem, bana sundukları imkanlar, güzelliğim, beni seven gerçek dostlarım, hepsi benim “şansım” .. ben hiçirisini için emek vermedim, emek vermediğim gibi adına da “ben yaptım” demedim.

Gizzie

Sevgili Havva Gizem Gülşen, Bir “öncelikle”yle de ben başlayım; bu yazının seni bu denli öfkelendirmesine ve neredeyse bir başka yazı uzunluğunda yorum yazdıracak kadar kışkırtmış olmasına sevindim. Belli ki konu üzerinde epeyce düşünmüşsün. Öte yandan, yorumunu sabah 6′da maillerime bakarken okudum, ancak şimdi cevap verebiliyorum ve bu denli sıkıntılı olduğuna üzüldüm. Görüşlerini belirtmek yetmemiş, okuduğum okullara kadar araştırmış ve içini özgürce dökmüşsün. Hem de, sadece “kalıbıma” bakarak. Oysa diyorsun ki “yaşadığım son bir yıl…”. Benim kaç yıldır ne yaşadığım ya da içinde bulunduğum koşullar konusunda hiç bir bilgin olmadan… Ben harcını ödeyemeyen çoğunluğun ne yaptığını bilmem, fakat mücadeleye devam etmek uğruna ağır işlerde çalışan, mendil satarak harçlıklarını çıkaran çocukları da biliyoruz. İstediğim işi yapmak için de bir dizi seçim yapmam gerekti, cebimden para gidiyor olduğu halde pound üzerinden ödeme yapan bir dış ticaret işini yapmayı reddetmek de bunlardan yalnızca bir tanesidir. Hiç bir network’ü olmayan bir insan olarak fırsatı görüp, kariyer sitelerine CV göndermek yerne bir avuç insanın blog yazdığı

günlerde blog yazmaya başlayarak aradan sıyrılıp bugünkü çevremi oluşturmam da bir diğeridir. Velhasıl, verecek cevabım da çok, örneğim de. Fakat aynı düzlemde ve perspektifte düşünmediğimizden uzlaşabileceğimizi hiç sanmıyorum. Son olarak da, içerikteki pasif-agresif tonundan hiç hoşlanmadığımı ve kendimi böyle ifade etmekten imtina ettiğimi bilmeni isterim. Eğer o yolu benimsemiş biri olsaydım, muhtemelen sana vereceğim cevap “ailenin veremediği yeterli terbiye”yle ilgili ya da “güzel görmesek inanabilirdik” gibi, en az seninki kadar çirkin ve uygunsuz bir tonlamayla olurdu. Karşında kendin gibi birini görmek, emin ol istemezsin. Tüm olumsuzluğuna ve negatif elektriğine rağmen başarılar diliyorum sana.

Eren Kumcuoğlu

Bir an sana hiç “şansa inanıyor musun” diye sormadığımı fark ettim Eren. Ben şansa inanmadığım için. Dediğin gibi, “şans, insanın ayağına gelen fırsatları iyi değerlendirebilmesidir”. İktisat Fakültesi’nden 7 yılda zar zor mezun olmuş biri olarak, şu an Türkiye’nin en çok kazanan User Interface Developer’larından biri olmamın da, aynı zamanda gelecek ay pazar lideri bir içecek firmasının Dijital İletişim Uzmanı olarak işe başlayacak olmamın da altında yatan gerçek bu. Çok şanslıyım, Türkiye’nin en kötü eğitim kurumlarından birinde, işimle, gücümle hiç alakası olmayan bir eğitim aldım. Çok şanslıyım, çok kolay iş buldum. Di mi, iş “buldum”. Şanslıyım ki buldum, hiç aramadım yani. Hadi ordan? Sen aramasını bilmiyorsun. Çok şanslıyım, etrafımda iyi insanlar var? Evet, sadece bir kaç tanesi en ufak bir menfaatte sırtımdan bıçaklamazlar. Şans diye bir şey yoktur. Buna hiçbir zaman inanmadım. Eğer şanslı olsaydım, Türkiye’nin gelecek vaat eden en genç motokros yarışçılarından biriyken, bisikletle kaza yapıp sekizbin dört yüz yerimi kırmaz ve bilgisayarla uğraşmaya başlamazdım.

Meriç Kara

Eren, Öfkeli ve üzerinde düşünülmüş bir yorum değildi, tesadüfen rastladığım yazında, daha önce de belirttiğim gibi kendimi bulmuştum ben aslında. Özgeçmişin blog girişinde kısa ve açık bir biçimde yazıyor, bir araştırmaya yapmış değilim, bununla birlikte sana bir kalıp biçmiş de değilim. Elde ettiklerin için ne bedel ödediğini de bilemem, bunu kimse bilemez, sadece yaşayan bilir, bu zaten böyledir, mücadeleni anlatarak açıklama yapmana gerek yoktu. Herkesin hayatı zordur ve her anımız mücadeleyle geçer. Senin başarılarını da kritik etmiyorum, edemem, bunu takdir etmek bana düşmez. Rica ederim bu hatırlatmalarla birlikte tekrar oku yorumumu ve sana “sen şanslısın zaten” diyenlerle beni karıştırma. Bilenerek öğrendiğim birşey var ki bazı şeyleri bana birileri verdi, ben almadım, evet bunlar bana verildi, elimi, ayağımı, gören gözlerimi (senin yüksek zevklerine hitap etmese de), huzurlu yattığım yatağımı, aşımı, beni hiç tanımayan insanların 2 dakikada harcayabileceği terbiyemi vs.. -şu an sadece temel olanlar geliyor aklıma, işlerim var düşünecek vaktim yok- Ben bunların hepsini birer “şans” olarak görüyorum. Bunlardan optimum seviyede faydalanmak zaten benim görevim, yapmıyor olsaydım insanlığımdan şüphe etmem gerekirdi öyle değil mi? Hamiş: Ailemin bana verdiği terbiye ile yaradanın bana verdiği bedenle ilgili yorum yapmayacağını söylerek yaptığın yorumlar hakkında gerçekten birşey söylemek istesem de ben “mış” gibi yapmayacağım.

Gizzie