Bu yazıyı mesleki bir konuda görüşlerimi bildirmek için değil, belki seneye aklıma gelir diye, geleceğe not olarak yazıyorum. Merak edenler okuyabilir, “seninle ilgilenmiyoruz” diyorsanız kaçıp gitmekte serbestsiniz 2010 benim için (yük olarak) hem ağır, hem de çok fazla şey öğrendiğim bir gelişim senesi oldu. Çokuluslu şirketler, GDO’lu gıdalara benziyor. Kısa zamanda çok fazla şey öğreniyor, ancak bir o kadar çok yoruluyorsunuz. Bu sene içerisinde fazla bilgimin olmadığı iki farklı konuda uzmanlık kazandım, yetenek setlerime bir sürü yenilerini ekledim, farklı disiplinlerden gerçek tecrübelere sahip kaliteli insanlar tanıdım. Bütün bunlar 2010′a dair büyük kazanımlardı. Olumsuzluklar? Oldu tabi, fakat hiç biri -şükürler olsun ki, kayda değer sıkıntılar değildi. 2011 ise aşina olduğum dijital pazarlama’nın -belki başka hiç bir yerde yaşayamayacağım farklı boyutlarını ayaklarımın altına serecek. Bu yüzden çok heyecanlıyım. Çok farklı bir çağa giriyoruz. Mobil iletişimde rekabetin kızıştığı, internet kullanım alışkanlıklarının artarak metamorfoza uğradığı, akıllı telefonlardan sonra sıranın akıllı televizyonlara ve daha kim bilir başka hangi cihazlara gireceği, dijital çağın iyiden iyiye hissedileceği zamanlar… Her yerde tecrübe edebileceğimden daha fazlası bile bir artıyken, 2011 içerisinde bütün koşturmacaya daha farklı bir ritim gelmesi, farklı stratejik ortaklıklar, iş birlikleri, cross dijital pazarlama tecrübeleri şimdiden kalp ritmimi artırıyor.
Burada sizin payınıza düşen ise (eğer aşağıda anlatacağım şeyi gerçekleştirebilirsem) çok daha farklı bir perspektiften fikirleri okumak olacak. Bildiğiniz gibi, kendi yaptığım/yapıyor olduğum/yapacağım işler hakkında hiç bir şey yazmıyorum. Blog yazmaya başlamadan önce kendi kendime yarattığım prensiplerden biri budur. Bunun zaman zaman bende sıkıntıya dönüşmediğini söylemek ise zor -zira yazacağım yazılardaki kritik örnekler veya açacağım konular hep belli endüstri gizlilikleri içeren ve/veya somut örnek olarak gösterebileceğim gelişmeler olunca, bu blogu okuyan insanları ego fazlası varmış gibi rahatsız etmektense yazmamayı tercih ediyorum. Aynı çizgiyi korumak benim size borcum olsun. 2011′de umarım; 2010′da olduğu gibi sadece önüme bakıp hızıma hız katabilirim, Zihnimi diğer konulardan arındırıp daha fazla yazabilirim, Vakit ayıramadığım dostluklarıma daha fazla özen gösterebilirim, Çok yakınlarım hariç herkesten gizli tuttuğum büyük hedefimin gerçekleştiğini görürüm. İnsanoğlu nankördür, arkasındakileri hiç düşünmez, hep dahasını ister. Bu kadar çok şeye sahipken fazlasını istemek adaletli değil. O yüzden isteklerimi burada kesiyorum. Herkese şimdiden iyi seneler!
Web girişimlerini(n) kilit(leyen) soru(su); “Gelir modeli nedir?”
29 Kasım 2010 1 Yorum Kategori: Farklılaşma, Interaktif pazarlama
Girişimcilikle ilgili en sık duyduğum, konunun uzmanlarından tutun da ortalama bilgiye sahip olan insanlar tarafından, girişimini anlatmaya başlayan kişilere karşı sıklıkla yöneltilen bir soru var; “gelir modeliniz ne?” Uzmanlar bir işe başlarken gelir modelinin hemen kağıt üzerinde, ilk adım atılmadan oluşturulması konusunda girişimcilere tavsiyeler veriyorlar. Topluluk buluşmalarında hedef kitleden, işletmenin piyasada yaratacağı farktan, Unique Selling Proposition’ından (USP) ya da operasyon kısmının nasıl yürütüleceğinden de önce, henüz üniversite çağına gelmemiş arkadaşların dahi sorduğu sorunun “gelir modeli nedir?” olduğu gözlemlenebiliyor. Kolay ve hızlı bir şekilde para kazanma isteğinden ötürü mü, yoksa gerçekten “hayatta kalma” güdüsünden dolayı mı bu fikirlere kapılınıyor, girişimci olmadığım için bilemiyorum. Fakat çeşitli fikirlere sahip olan ve yakın gelecekte olmasa da kariyer hedeflerimi gerçekleştirdikten sonra kendi işini kurma hedefi olan bir birey olarak bazı düşüncelere sahibim; Google, bir garajda start-up iken gelir modeli düşünülmemişti. Facebook‘un gelir modeli yoktu, şimdi milyarlarca dolarlık bir şirket. FriendFeed‘in de gelir modeli yoktu (hala yok!), Facebook tarafından satın alındı. Twitter‘ın da gelir modeli yeni yeni (promoted hashtag’ler vb. araçlarla) oluşmaya başladı. Shawn Fanning, Napster’ı yazarken dünya müzik endüstrisini tepetaklak edeceğini bilmiyordu…
Demek istediğim… İyi ve büyük fikirlerin çoğunun gelir modeli düşünülerek oluşturulduğuna inanmıyorum. Kısa yoldan köşeyi dönmeye odaklanmak yerine, insanların hayatlarına anlam katacak projeler geliştirmeyi düstur edinmeli. Çok hızlı şekilde bir şey (reklam, ürün, hizmet vb.) satmaya çalışıp kazanmak gibi kısa vadeli hedefler yerine, insanların kullanmaktan keyif aldığı ve konforuna alıştıktan sonra kolay vazgeçemeyeceği araçlar-hizmetler geliştirip bu beraberlikten kazanmak için yeterli sabıra sahip değil miyiz?
1 Yorum
Aslında bir çok girişimcinin odak noktasının gelir modeli olmasında ki en büyük neden yatırımcılar. Bir çok yatırımcı ile görüşebilmek için öneriler bile arasanız “gelir modelini sorar, yoksa gitme” diye öneriler alırsınız.
Hali hazırda internet girişimcileri de geleceklerini yatırımcılara bağlamak zorunda olduğu için (Girişim yapmak istiyor ama sürekli devam ettirecek para yok!) Bu nedenle girişimcilerin dilinden “gelir modeli” düşmüyor. Verdiğiniz örnekler güzel örnekler olabilir fakat burada da maalesef ki çevre, yaşam standartları gibi etkenler öne çıkıyor. Bende kendi işini kurmak isteyen bir girişimci olarak bu olaydan kurtulabileceğimiz günleri hayal ediyorum.
Burak Budak