Uzun zamandır elimde bekleyen, yapmak isteyip de bir türlü yapamadığım bir duyuru vardı. Bugüne kısmetmiş…

2007 Haziran’dan beri yazdığım yazılarıma artık bir son verdiğimi bildiriyorum. 4 yıl içerisinde ilk iki yıl ağırlıklı olmak üzere toplamda 311 yazıyla iyi kötü bir arşiv oluşturdum. Takip edenler bilir, çeviri ya da piyasa haberi vermektense kavramsal çıkarımlarımı örneklendirip tasvir etmeye gayret ettim. Bugün geldiğim noktada içerik ve duruş konusunda farklı, mütevazi ve kendini yüceltmeyen bir ton kullanmaktan mutluyum. 2006 yılında, daha sadece bir blog okuyucusuyken yapılan hataları ve gözüme çarpan şeyleri görüp “bir gün blog yazarsam bunları yapmayacağım” dediğim günden bugüne, kendi kendime verdiğim taahhüdü gerçekleştirdiğimi görebilmek gerçekten en büyük mutluluk. Bu son yazıyla çizginin biraz dışına çıktığımın farkındayım, ama o kadar olsun… 4 sene içerisinde hayatımda çok şey değişti. Öngörülerini blogunda paylaşan acemi çaylak’tan, ekibiyle yaptığı işler global arenada parmakla gösterilecek düzeye gelen ve yavaş yavaş yöneticiliğe oynamama kadar olan bir dönüşüm sürecinden bahsediyorum. Bu süreci de sıçrama yapmadan, dünyanın en büyük şirketlerinden birinde marketing intelligence’dan perakende pazarlamaya, konvansiyonel pr’dan dijital pazarlamaya, katma değerli servisler yönetiminden B2B iş geliştirme süreçlerine kadar hemen her işi sindire sindire yaparak yaşıyorum. Artık yazmama kararı alma sebeplerinden birisi, yukarıda anlattığım perspektiften bakınca bir şey üretmenin anlamını yitirmesi. İçerik üretimini hiç bir zaman popüler olmak adına yapmadıysam da, arz ettiğim içerik ile piyasada tüketilen içerik korelasyonunu görünce, günün sonunda geriye dönüp “bütün bunları kime yazıyorum?” dediğimi farkettim. Türk insanının kanına işleyen bir olgu “herkesin her şeyden haberdar olması, ancak hiç bir şeyi gerçekten bilmemesi”. Böyle bir ortamda söz sahibi olarak ortalarda olmayı kendime bir türlü yakıştıramıyorum. Bir başka sebep olarak, tecrübelerimi büyük bir topluluğa özet geçmektense, gerçekten değerli bir şey yapıp, yakınımdaki insanları yetiştirmenin vaktinin geldiğini düşünmem. Bunu bir süredir zaten kendi yolumla yapıyorum; konuşma davetlerinin hepsini reddediyor, networking toplantılarına gidip kendimi göstermiyor, gereksiz kalabalık olan tüm etkinliklerden uzak duruyorum. Beni tanıyanlar için, ortalarda görünmememin sebeplerinden birisi de gerçek yakınlarıma odaklanmak istememdir. Hayatımın temposu içerisinde buna vakit ayıramıyor oluşumla kabullendiğim bu kararı sizinle de paylaşmak istedim. Yazdıklarım bazen insanları öfkelendirdi, bazen alkış tutuldu, bazen çok paylaşıldı, referans gösterildi, dışlandı… Olsun

Eğer hayatı hep istediğimiz renge boyayabilseydik, inanın çok daha mutsuz olurduk. Çok sık duyduğum bir soru vardı, bu vesileyle bunu da cevaplayım; “Blog yazmanın başarında etkisi var mı?” Benim yazmaya başladığım süreçte çalıştığım bir işim ve piyasadan tanıdığım bir tek kimsem yoktu. Kimsenin blogunun altına gidip kendime PR ya da seeding çalışmaları yapmadan bir kitle kazandım. Bugün ise çok mutlu olduğum iyi bir işim, ve işimden daha da iyi bir çevrem var. Haftada bir kez, hayali kurulan şirketlerden teklif alır hale geldim. Fakat bunu blogum sayesinde yapmadım. Tekrar edeyim; Bunu, blogumu kullanarak yapmadım! Siz de bunun için çabalamayın. Bunun yerine enerjinizi iyi niyetli çalışmaya, kendinizi parlatmak yerine etrafınızı aydınlatmaya, üretmeye, odaklanmaya ayırın. Son olarak, başlıktaki sözü tekrarlamak istiyorum -Her son, yeni bir başlangıçtır aslında. Dolayısıyla bu yazının ardına nokta değil, üç nokta iliştiriyorum, nasılsa bir yerlerde karşılaşırız diye.

Hem bakarsınız, arada sırada yine karalarım buralarda, bilirsiniz eski alışkanlıklar kolay kolay terkedilmiyor. Hepinize teşekkür ederim…

1 Yorum

Kim okuyor ki bu yazıları; ben okuyordum. Bu yazıyı bitiş değil de bir ara gibi kabul etmek daha yerinde olacak. Yazmaya devam ilham gelince..

Hasan Yılmaz