<?xml version="1.0" encoding="utf-8" standalone="yes"?><rss version="2.0" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"><channel><title>Farklılaşma on Eren Kumcuoğlu — Blog</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/categories/farkl%C4%B1la%C5%9Fma/</link><description>Recent content in Farklılaşma on Eren Kumcuoğlu — Blog</description><generator>Hugo</generator><language>tr</language><lastBuildDate>Mon, 04 Apr 2011 00:00:00 +0000</lastBuildDate><atom:link href="https://erenkumcuoglu.com/blog/categories/farkl%C4%B1la%C5%9Fma/index.xml" rel="self" type="application/rss+xml"/><item><title>Yayıncılık vs. dijital yayıncılık / Değişime direnç</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2011-04-04-yayincilik-vs-dijital-yayincilik-degisime-direnc/</link><pubDate>Mon, 04 Apr 2011 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2011-04-04-yayincilik-vs-dijital-yayincilik-degisime-direnc/</guid><description>Dijital yayıncılığın gelişmesiyle birlikte geleneksel yayıncılığın adaptasyon sorunları ve vizyonsuzluğuna değindiğim yazının üzerine tesadüfen bu Cumartesi günü bir köşe yazısına denk geldim.
Konu Tablet PC’ler olunca yayıncı tarafında enteresan bir direnç ortaya çıkıyor. Basılı kitap okuma hissinin eşsiz bir deneyim olduğu duygusal faktörler arasında yer alırken, rasyonel sebepler pek dişe dokunur düzeyde değil. Zira dijital yayıncılık görsel anlamda zengin, yalnız içerik değil arayüz, tasarım ve kurgu uzmanlığı da gerektiriyor. Ayrıca doğa dostu, ekonomik, hızlı, paylaşılabilir ve içerik yönetimi yapılabilir.</description></item><item><title>Standart ünvan sahibi ile “havalı” ünvan sahibi arasındaki fark</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2011-03-08-standart-unvan-sahibi-ile-havali-unvan-sahibi-arasindaki-far/</link><pubDate>Tue, 08 Mar 2011 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2011-03-08-standart-unvan-sahibi-ile-havali-unvan-sahibi-arasindaki-far/</guid><description>Geçen sene Seoul’de, dünyanın her yerinden “marketing executive”lerin toplandığı bir workshop’a katıldım. Birbirimizle best practice’lerimizi paylaştığımız bir oturum sırasında Türkiye’de yaptığımız bir çalışmadan da bahsettik. Sohbeti Amerikalı ve İngilizlerle birlikte gerçekleştirirken hiç beklemediğim bir tepkiyle karşılaştım. Kendi yaptıkları işleri anlatırlarken, bizim geçen sene basit bir fikirle geliştirdiğimiz bir sistemi anlatmak istedim. Daha “Google API ve Census datasını birleştirerek…” şeklinde cümleye başlamışken gözler büyüdü, “wow” sesleri yükseldi. O an ne kadar şaşırdığımı tarif edemeyeceğim.</description></item><item><title>Yayıncılık vs. dijital yayıncılık / Vizyon sorunları</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2011-01-20-eger-bir-suredir-is-hayatinin-icinde-olup-da-bu-konuda-bir-f/</link><pubDate>Thu, 20 Jan 2011 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2011-01-20-eger-bir-suredir-is-hayatinin-icinde-olup-da-bu-konuda-bir-f/</guid><description>2010 yılının ortasında bir dergi, Tablet PC&amp;rsquo;ler hakkındaki görüşlerimi yansıtmak amacıyla bir röportaj talebinde bulunmuştu.
Tek cümle öne çıkarmak istesem bu, &amp;ldquo;Tablet ürünlerin anlamlı fiyat düzeylerine gelmeden kısa vadede bir fark yaratmayacağını, fakat alım gücü seviyesine gelir gelmez tüketicinin bu teknolojiye hemen adapte olacağını düşünüyorum&amp;rdquo; olurdu.
Piyasadaki çeşitliliğin artmasıyla ve bir sürü Android&amp;rsquo;li cihazın çıkmasıyla birlikte, iyi bir Tablet PC&amp;rsquo;nin fiyatı, 2011 Ocak itibariyle 1500 TL seviyelerine gelmiş durumda.
Bu gelişmeyi görüp vizyonunu buna göre belirleyen bazı şirketlerin, bazı yayınlarının dijital versiyonlarından elde ettikleri gelirin, fiziksel versiyonlarının gelirini geçtiğini söylesem inanır mıydınız?</description></item><item><title>Lokasyon bazlı hizmetlerle öne çıkmak</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2010-09-17-lokasyon-bazli-hizmetlerle-one-cikmak/</link><pubDate>Fri, 17 Sep 2010 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2010-09-17-lokasyon-bazli-hizmetlerle-one-cikmak/</guid><description>Lokasyon bazlı hizmetler, yani Foursquare ve Facebook Places gibi uygulamalar son zamanlarda yükselen trend. Foursquare uzun bir süredir yayında olmasına rağmen early adopter’ların hegamonyasından çıkarak yeni popülerlik kazandı ve Facebook Places ise henüz Türkiye’ye gelmeden ciddi bir farkındalık yarattı.
Türkiye’ye gelmesiyle birlikte Smartphone kullanıcısı olan Facebook aboneleri de otomatik olarak lokasyon bazlı hizmet kullanıcıları arasına girecekler ve bu hizmetlerde daha önce olmadığı kadar ciddi bir pazar oluşacak. Büyük markaların bu yeniliği keşfetme süreleri, harekete geçerek bir şeyler yapmaları, ya da pazarlama iletişimi bütçeleri dahilinde mecra olarak değerlendirerek ağırlık vermeleri gibi uzun karar süreçleri, küçük işletmelerin (özellikle hizmetle ilgili olanların) büyükler arasında öne çıkabilmeleri için harika bir fırsat!</description></item><item><title>Sosyalleşiyoruz da, iyi mi ediyoruz? – Lokasyon bazlı hizmetler</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2010-08-23-onemlisi-de-seni-cesitli-yemler-kullanarak-ofkeye-ve-saldiri/</link><pubDate>Mon, 23 Aug 2010 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2010-08-23-onemlisi-de-seni-cesitli-yemler-kullanarak-ofkeye-ve-saldiri/</guid><description>IM’inizde kaç kişi ekli? Twitter’da kaç tane takipçiniz var? Flickr üzerinde kaç tane fotoğrafınız bulunuyor? Friendfeed’de kendinizle ilgili ne kadar şey paylaşıyorsunuz? Facebook’taki arkadaşlarınızdan kaçını gerçekten tanıyorsunuz? LinkedIn’de her arkadaşınız olduğunu iddia eden kişiyi ekliyor musunuz? Foursquare’de bir bağımlı gibi her gittiğiniz yeri an be an check-in yapıyor musunuz? Eskiden, yani IRC kullandığımız dönemde herkes nickname’lerle gezinir, gerçek kimliğini deşifre etmemeye özen gösterirdi. Web 2.0 ve sosyal ağlar (çeşitli alt sebeplerle birlikte) bu olguyu tersine çevirdi.</description></item><item><title>Doğuştan Kör</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2010-06-16-sene-de-cok-tesekkur-ediyorum-hepimiz-icin-saglikli-keyifli-/</link><pubDate>Wed, 16 Jun 2010 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2010-06-16-sene-de-cok-tesekkur-ediyorum-hepimiz-icin-saglikli-keyifli-/</guid><description>Geçtiğimiz günlerde okuduğum bir kısa hikaye, duygusal iletişimin gücünü bir daha anımsattı. Anlatayım… Brooklyn Köprüsü’nde bir bahar günü, kör bir adam dilencilik yapıyormuş. Dizlerinin dibine bir tabela koymuş. Üzerinde “doğuştan kör” yazılıymış. Herkes dilencinin önünden geçip gidiyormuş. Bir reklamcı bunu görmüş. Tabelayı almış, arkasına birşeyler yazmış ve olduğu yere tekrar bırakmış. Ne olduysa olmuş… Gelip geçen ve bu tabeladaki yeni yazıyı okuyan herkes başlamış dilencinin önündeki şapkaya sürekli para atmaya…</description></item><item><title>Tersine performans</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2010-06-01-altindan-cikarilip-esas-hizmetin-bir-parcasi-olacagina-isare/</link><pubDate>Tue, 01 Jun 2010 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2010-06-01-altindan-cikarilip-esas-hizmetin-bir-parcasi-olacagina-isare/</guid><description>Bazı mesleklerde başarı/performans kriteri, müşteriyi uzun süre elinizde tutmak değil, onlardan en çabuk şekilde, varsa sorunlarını da çözerek kurtulmaktır. Örnek mi? Tamir ve bakım işiyle uğraşan servisler, Call Center’lar, emlakçılar… Geçmişte diyetisyen bir hanımla, özel bir etkinlik için bir araya gelmiştik. Toplantı konularımız bittikten sonra kendisiyle hafif bir sosyal sohbet yapar, işine dair övgü dolu detaylardan bahsederken unutamayacağım bir şey söyledi; -Benim hastalarım beni çok sever, başka diyetisyen’e gitmezler. 9-10 yıllık bir sürü hastam var… 9-10 yıl… Bir sürü hasta… Düzenli rahatsızlık… Devam eden bir zayıflama-formu koruma süreci… Kendisini tebrik ederken içimden gerçekten de ne kadar başarılı olduğunu söyleyip gülüyordum</description></item><item><title>Web’de olumsuz içeriğin önüne geçmek</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2010-01-21-yazi-odagindan-cikacak-ve-uzayacak-belki-bir-sonraki-yaziya-/</link><pubDate>Thu, 21 Jan 2010 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2010-01-21-yazi-odagindan-cikacak-ve-uzayacak-belki-bir-sonraki-yaziya-/</guid><description>Deneyimi, Pazarlama İletişimi
Blog yazanlara tavsiye başlıklı yazıma Barış Mert Gezer çok güzel bir yorum yaptı. Onun yorumunun üzerine verdiğim cevabı da ayrı bir yazı olarak yayınlamaya karar verdim. Yorum şöyle başlıyordu; “Belkide işin gereği şirketler açısından düşünüyorsun. Uğradıkları haksızlıkları görüyorsan buna bir tepki de olabilir seninki. Fakat genelde haksızlığa uğrayan tüketici olmuştur. Hem de çok uzun zamandan beri.” Haklı. Ancak, doğruyu bulabilmek için açık fikirli olmak ve bir çok perspektiften bakmak gerekir.</description></item><item><title>Proaktif Davranmak</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-10-11-proaktif-davranmak/</link><pubDate>Sat, 11 Oct 2008 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-10-11-proaktif-davranmak/</guid><description>Proaktif davranmak&amp;hellip; &amp;ldquo;Değişime uyum&amp;rdquo; sizde neyi çağrıştırıyor?
Proaktif davranmak değişime uyum sağlamak mıdır?
Bence &amp;ldquo;değişime uyum sağlamak&amp;rdquo; reaksiyon göstermenin ta kendisi!
Ben &amp;ldquo;proaktif davranmak&amp;rdquo; tanımını, koşullara uymak değil, yeni koşullar yaratmak olduğuna inanıyorum.
Şayet bir gün &amp;ldquo;Böyle bir şey yapmışlar, biz de böyle yapmalıyız&amp;rdquo; cümlesini duyarsanız, bilin ki şaşırtan eylemi yapan gizli özne proaktif davranan taraftır.
Bu cümleyi sarfedenler için ise söylenecek özel bir şey yok, çünkü onlara her yerde rastlamak mümkün&amp;hellip;</description></item><item><title>Değişim ve liderlik</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-10-09-degisim-ve-liderlik/</link><pubDate>Thu, 09 Oct 2008 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-10-09-degisim-ve-liderlik/</guid><description>Değişimi bir çok şirket arzular. Eğer ortada çok niş ve doymuş bir pazar, çok spesifik ve ayrıştırıcı bir ürün/hizmet yoksa, teknenizin denizdeki değişim dalgalarına karşı hazır durması gerekir. Özgür MADO nasıl Lovemark olur? yazısının altına yaptığı yorumda demiş ki; &amp;ldquo;markalar bunca büyük yatırımlara rağmen ilk adımı atmak yerine bekle-görgerekiyorsa düzelt* politikası ile hareket ediyor &amp;ldquo;. Değişimi arzulayan şirketleri iki sınıfa ayırabiliriz; 1-Değişimi isteyen, fakat bunun için hiç bir çaba sarfetmeyip herşeyin kendi kendine olmasını bekleyenler.</description></item><item><title>Kurumsal Sosyal Sorumluluk kimin harcıdır?</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-09-16-kurumsal-sosyal-sorumluluk-kimin-harcidir/</link><pubDate>Tue, 16 Sep 2008 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-09-16-kurumsal-sosyal-sorumluluk-kimin-harcidir/</guid><description>Bugün Aylin&amp;rsquo;in blogunda Kurumsal Sosyal Sorumluluk ve Kallavi (!) Şirketler yazısını okudum. Yazdıklarımı okumaya başlamadan önce siz de mutlaka sözkonusu yazıyı okuyun&amp;hellip; Aylin soruyor; Kurumsal Sosyal Sorumluluk yalnızca büyük şirketlerin harcı mıdır? Öncelikle Kurumsal Sosyal Sorumluluk kampanyalarının temelde duygusal iletişim çalışmaları olduğunu sürekli olarak hatırlayalım. Şirketler için; -Alınan ürünlerin belli meblağlarının karşılandığı kampanyalar dönemsel satış destek aktivitesi, Bedelsiz okutulan çocuklar gelecekteki iletişim çalışmalarının cast&amp;rsquo;ı ya da şirket çalışanları,-Her tıklamaya belli bir ölçekte yardım göndermek database toplamakla eşdeğerdir.</description></item><item><title>Kurumsal insanlar ve tasarım</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-08-12-kurumsal-insanlar-ve-tasarim/</link><pubDate>Tue, 12 Aug 2008 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-08-12-kurumsal-insanlar-ve-tasarim/</guid><description>Sabah sabah izlediğim bu video hem güldürdü, hem de üzdü beni.
Belki benzer şeyleri zaman zaman yaşadığım içindir&amp;hellip;
Dur levhasını büyük bir kurum tasarlasaydı nasıl olurdu? Cevabı aşağıdaki videoda.
http://view.break.com/542649 - Watch more free videos
Yorumsuz paylaşıyorum.</description></item><item><title>Vodafone'dan Recep İvedik'li Turkcell'e</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-08-08-vodafonedan-recep-ivedikli-turkcelle/</link><pubDate>Fri, 08 Aug 2008 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-08-08-vodafonedan-recep-ivedikli-turkcelle/</guid><description>outdoor golü! 2 ihtimal var;
Bu billboard&amp;rsquo;lar planlı ve bilinçli bir şekilde Vodafone tarafından rezerve edildi, süre dolar dolmaz da uygulama yapıldı. Tamamen şans eseri uygulandı, ya da bir ajans tarafından viral uygulandı ve şu an halen yayılmakta. Hızlı bir şekilde medya satın almak, billboard rezervasyonunda öne geçmek ve böyle ince düşünerek karşı tarafın onayını &amp;ldquo;ti&amp;quot;ye almak elbette Vodafone ve üçüncü partileri için bir sorun değildir, ama ben bu görselin ikinci ihtimal doğrultusunda ortaya çıktığına inanıyorum.</description></item><item><title>WOMM'un gücü!</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-07-25-wommun-gucu/</link><pubDate>Fri, 25 Jul 2008 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-07-25-wommun-gucu/</guid><description>Dün, radyoda bir spota denk geliyorum. Spot değil, tam anlamıyla deklarasyon! &amp;ldquo;&amp;hellip;İnternet&amp;rsquo;te dolaşan bu maillerin&amp;hellip; Kurumsal itibarımızı zedelemeye yönelik girişimde bulunan şahıslar yargı önünde hesap vermektedirler&amp;hellip;&amp;rdquo; &amp;ldquo;Danone&amp;rdquo; dedim. Ardından da teyidi geldi; &amp;ldquo;Danone olarak, bu tip girişimlerin&amp;hellip;&amp;rdquo; Daha önce, Danone ürünlerinin muhteviyatının, Türk çocuklarının zihinsel gelişimini özellikle engellemeye yönelik geliştirildiği bilgisi bir e-mail ile viral etkiyle yayılmıştı. Gerekli açıklamaların yapılmasına rağmen bu leke üzerlerinde kaldı. Danone bu algıyı kırabilmek için fabrikaya anneleri davet etmesinin yanında muhtemelen; -Bir sürü reklam filmi prodüksiyonu yaptı, -Call center elemanlarının sayısını artırıp ek eğitimler verdi, -Database&amp;rsquo;inde bulunan kimselere çeşitli direct marketing kanallarıyla ulaştı, -In-store ve outdoor bilgilendirme aktiviteleri düzenledi, -Yüzlerce basın bülteni gönderimi gerçekleştirdi, -Medya takibi için ciddi efor harcadı, -Ve daha aklıma gelmeyen başka faaliyetlerde bulundu&amp;hellip; En sonunda da, dün duyduğum bu radyo spotu&amp;hellip; Danone halen bir kaç sene önce atılan bu e-mail&amp;rsquo;in lekesini temizlemeye çalışıyor!</description></item><item><title>'Zihin körü' insanlarla iletişim</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-07-17-zihin-koru-insanlarla-iletisim/</link><pubDate>Thu, 17 Jul 2008 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-07-17-zihin-koru-insanlarla-iletisim/</guid><description>Bu insanlar her yerde karşınıza çıkabilirler. Sosyal ortamlarda, ofisinizde, toplantılarda&amp;hellip; Daha da kötüsü; iş görüşmesinde! İK ya da pazarlama departmanı yöneticileriyle görüşürken, sahip olduğunuz bilgi dağarcığınızı jargonuna göre aktarmaya çalıştığınızda sizi, binlerce fersah uzaktan dinlediklerini anladığınız oldu mu? Böyle durumlarda en güzeli görüşmeyi bir an evvel sonlandırmaktır, zira karşınızdaki kimseyle iş görüşmesinde vereceğiniz iletişim mücadelesinin aynısını çalışırken de vereceksiniz! &amp;ldquo;Yok, ben pes etmem&amp;rdquo; diyenlerdenseniz güzel bir tecrübe yazısı; bakın Cadı iş görüşmelerinde ( 1 - 2 - 3 - 4 ) &amp;ldquo;zihin körü&amp;rdquo; insanlarla nasıl mücadele ediyor&amp;hellip;</description></item><item><title>Mesleğinize 'pazarlamacı' diyorsanız...</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-07-14-mesleginize-pazarlamaci-diyorsaniz/</link><pubDate>Mon, 14 Jul 2008 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-07-14-mesleginize-pazarlamaci-diyorsaniz/</guid><description>Yüce&amp;rsquo;nin geçenlerde iyi bir pazarlamacı olmanın gereklilikleri hakkında yarattığı listeye bir göz atın derim. Kendinizi test edin, kaçının yanına tik atabileceğinizi görün.
Bu ütopik listenin altına yorumumu yazdım, Yüce&amp;rsquo;de bu yorumu blogumda paylaşmamı önerdi.
&amp;ldquo;Zaman dilimi olarak içinde az bulunduğum pazarlama-iletişim camiasını düşündüm ve genç bir iletişimci olarak soruyorum;
İyi sunum yapmak&amp;hellip; Kaç pazarlamacı-iletişimci gerçekten iyi sunum becerilerine sahip?
Okumak&amp;hellip; Kaç pazarlamacı bilgilerini taze tutmaya çalışıyor, bildiklerini yeniden hatırlıyor?
İsmi google&amp;rsquo;landığında nitelikli sonuçlara ulaşılması&amp;hellip; Kaç pazarlamacı &amp;ldquo;online community evangelist&amp;quot;lik yapıyor?</description></item><item><title>Fonksiyonel gıdaların ambalaj iletişimi</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-07-07-fonksiyonel-gidalarin-ambalaj-iletisimi/</link><pubDate>Mon, 07 Jul 2008 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-07-07-fonksiyonel-gidalarin-ambalaj-iletisimi/</guid><description>Çoğunlukla yetersiz oluyor. Aşağıda bahsedeceğim ürün gibi&amp;hellip;
İçerenköy Carrefour&amp;rsquo;da alışveriş yapıyoruz, süt ürünleri reyonunda bir sürü yumurta yanyana dizilmiş. Bir iki tanesi hemen dikkatimi çekiyor; Omega 3&amp;rsquo;lü ve Selenyum&amp;rsquo;lu yumurtalar&amp;hellip;
Omega 3 ve faydaları çok tanıdık.
Selenyum&amp;hellip; Selenyum&amp;hellip; Selenyum&amp;hellip; Düşünüyorum ama hafızamda böyle bir şey yok!
Ben merak ettim ve Selenyum&amp;rsquo;un ne olduğuna hem Wikipedia&amp;rsquo;dan hem de başka bir kaynaktan baktım.
Zaten yumurta&amp;rsquo;nın içerisinde doğal olarak bulunan bir maddeymiş Selenyum.</description></item><item><title>Yarın hayatınızda...</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-05-30-yarin-hayatinizda/</link><pubDate>Fri, 30 May 2008 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-05-30-yarin-hayatinizda/</guid><description>Starbucks olmasa&amp;hellip;
Shaya, şirketin Türkiye&amp;rsquo;deki tüm perakende faaliyetlerine son verdiğini açıklasa ve tüm dükkanları tek seferde kapatsa&amp;hellip; Oturup dinlenmek, kahve molası vermek, Latte&amp;rsquo;yi, Frappucino&amp;rsquo;yu ve Mocha&amp;rsquo;yı başka markalardan tatmak, hatta bu &amp;ldquo;deneyimi&amp;rdquo; başka cafelerde yaşamak zorunda kalsanız&amp;hellip;
Neredeyse her köşe başında bulunan bu markayı özler misiniz? Yoksa umrunuzda olmaz mı?</description></item><item><title>LC Waikiki ve Viral Pazarlama'nın karanlık tarafı</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-11-03-rtesi/</link><pubDate>Sat, 03 Nov 2007 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-11-03-rtesi/</guid><description>LC Waikiki ve Viral Pazarlama&amp;rsquo;nın karanlık tarafı Dünya üzerinde icat edilen her şey gibi, pazarlama öğeleri de (kötü yanlış kelime olur) etik olmayan amaçlara hizmet etmek için pekala kullanılabilir.
Eskiden rakiplerinin adından söz etmeden onları kötüleyen reklamları izleyince şaşırırdık. &amp;ldquo;Vay bee, cidden bu sefer saldırmış&amp;rdquo; derdik. Bir süre bunu gazetelerde yaşadık, daha aklım bu işlere ermezken Sabah ile Hürriyet arasında manşetlerden çamur atma furyası vardı, hem de birbirlerinin isimlerini haykırarak yapıyorlardı bu işi, net olarak hatırlıyorum.</description></item><item><title>Asla anlayamadım</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-10-26-asla-anlayamadim/</link><pubDate>Fri, 26 Oct 2007 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-10-26-asla-anlayamadim/</guid><description>Farkılaşmak varken taklit etmenin anlamsızlığından bahsediyorum. Marketing Türkiye dergisinin 133.sayısında kapak konusu &amp;ldquo;Markalar arası kopyalayapıştır&amp;rdquo; yöntemi idi. Anlayan anlamıştır zaten de, biraz daha açmak gerekirse; FMCG&amp;rsquo;de ürün geliştirirken markaların birbirini ne denli taklit ettiği ve bunun etkili olup olmadığı büyük üretici firmaların önde gelen pazarlama liderlerine sorulmuş ve yanıt aranmıştı. Konunun detayına girmeyi düşünmüyorum, burada ürün taklidinden daha fazla garipsediğim ve son bir günlerde gözüme çok çarpan bir durum mevcut. Ülker bu kopyala yapıştır markacıların şüphesiz lideri.</description></item><item><title>Orta yaşlı Türk erkeği'nin rüyası</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-10-24-orta-yasli-turk-erkeginin-ruyasi/</link><pubDate>Wed, 24 Oct 2007 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-10-24-orta-yasli-turk-erkeginin-ruyasi/</guid><description>Bugün girdiğim bir eczane&amp;rsquo;de bir sürü broşür arasında dikkatimi çeken bir tanesi. Sıradan bir ürün tanıtımından ziyade bir bilinçlendirme kampanyasıymış. Buraya kadar her şey güzel. Beni güldüren, görsel malzeme oldu. Erkek model seçimi tamam da, kızımızın genç olması pek gitmemiş gibi. Bana klasik orta yaşlı Türk erkeği&amp;rsquo;nin rüyası gibi geldi bu model kullanımı. Jenerasyon farkı pijamalarda bile ortada, kızın giydiği saten gecelik ile adamın giydiği &amp;ldquo;Sümerbank pijama&amp;quot;ları andıran sweatshirt aradaki kültür farkını adeta bas bas bağırıyor.</description></item><item><title>In-Store</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-10-17-in-store/</link><pubDate>Wed, 17 Oct 2007 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-10-17-in-store/</guid><description>Bu ara bir hızlı tüketim (gıda) şirketi için gerçekleştirdiğim storecheck&amp;rsquo;ler sırasında dikkatimi çeken bazı supermarket içi uygulamalar ve markalar oldu. İlk olarak Gillette Fusion kiosk&amp;rsquo;uyla başlayalım. P&amp;amp;G&amp;rsquo;nin bu kadar masraf edip böyle bir kiosk hazırlaması beni oldukça şaşırttı. Tasarımı ve yerleşimi çok güzeldi, oldukça fütüristik duruyor, zaten bıçağın da yüksek teknoloji ürünü olduğunu vurgulayıp duruyorlar. İyi görünmesinin yanı sıra, kiosk içerisine bir de LCD TV yerleştirmişler, arka arkaya Gillette Fusion reklamı yayınlayarak hem görsel hem işitsel destek sağlıyor.</description></item><item><title>Arçelik Techtouch</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-10-08-arcelik-techtouch/</link><pubDate>Mon, 08 Oct 2007 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-10-08-arcelik-techtouch/</guid><description>Arçelik bu tempoyla oldu Argelik. Gün geçmiyor ki beyaz eşyaya bir yenilik, bir farklılık getiriyorlar. Vestel&amp;rsquo;de onlardan aşağı kalmıyor elbette, ancak bu seferki gerçekten hayat kolaylaştıracak cinsten. Techtouch bulaşık makinesi&amp;rsquo;nin en büyük özelliği, tek tuşu ile yıkama işlemini halletmesi. Özelliklerinin yanında ismi de çok kurnaz ve keyifli geldi bana. Makinayı tek tuşa basarak başlatıyorsunuz ve gerisi tamamen ona kalıyor dedik, çalışma prensibi şöyle; -Yük sensörü makinaya koyduğunuz bulaşık miktarını belirliyor ve ona göre su harcaması yapıyor, -Kirlilik sensörü bulaşıkların kirlilik derecesini ölçerek en uygun programı ayarlıyor, -Su sertlik sensörü suyun sertliğin ölçerek yıkama için en uygun ayarları yapıyor ve bulaşıkları kirece karşı koruyor, -Parmak izi bırakmayan yüzeyiyle temizliği kolay hale getiriyor.</description></item><item><title>Media Markt açılış izdihamı</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-09-25-media-markt-acilis-izdihami/</link><pubDate>Tue, 25 Sep 2007 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-09-25-media-markt-acilis-izdihami/</guid><description>Ben sosyolog değilim, dolayısıyla Vatan Computer izdihamını da ancak kendimce açıklığa kavuşturabilmiştim. Ancak Media Markt açılışındaki izdihamın Türk insanının teknolojiye açlığından dolayı mı, yoksa ucuz buldum alayım elimde dursun mantığıyla mı bağdaştıracağımı tam olarak bilemiyorum. İnsanlar kalkıp sahurlarını kapının önünde yapmışlar. Dün gece, bir grup insanın bu iş için organize olduğu haberini aldım ve tek tük insan kapıda bekler sanıyordum, ancak kalabalığın içinde başörtülü teyzeler, koca koca amcalar görünce bunun yalnızca &amp;ldquo;geek&amp;rdquo; diye tabir edilen teknoloji meraklıları olmadığını gördüm.</description></item><item><title>Sucuğun başına gelenlere bak...</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-09-24-sucugun-basina-gelenlere-bak/</link><pubDate>Mon, 24 Sep 2007 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-09-24-sucugun-basina-gelenlere-bak/</guid><description>Bir kaç sene önce bu tartışma yapılmıştı. Pınar Sucuk reklamlarının, ekonomik durumu sucuk almaya yetmeyecek aileleri ekran başında sıkıntıya düşürdüğü, çocukların babalarına &amp;ldquo;Sucuk nasıl bir şey?, tadı nasıl?&amp;rdquo; gibi sorular sordukları gündeme gelmiş, ardından unutulup gitmişti. Üzerinden bunca zaman geçmesine rağmen halen düşünürüm &amp;ldquo;Gerçekten de sucuk reklamları insanların evlerinde bu kadar büyük hasarlara neden oluyor mu?&amp;rdquo; diye. Engin Ardıç geçenlerde bu konuya değinmiş, çok ta güzel yazmış. Bunun yanı sıra, aklıma gelen başka bir düşünce (ya da komplo teorisi) de rakip firmaların ya da muadil ürünlerin negatif WOMM çalışmaları.</description></item><item><title>Zekeriya Beyaz'lı Nazo reklamı</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-09-12-zekeriya-beyazli-nazo-reklami/</link><pubDate>Wed, 12 Sep 2007 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-09-12-zekeriya-beyazli-nazo-reklami/</guid><description>Böyle bir reklamı TV&amp;rsquo;lerde daha önce hiç görmemiştim. Acaba kışın yayınlandı da askerde olduğumdan ben mi göremedim dedim, ancak soğuk içecek olduğundan yazın yayınlanmış olması muhtemel. Yine de hiç bir kanalda rastlamadığım bir reklam. Önce fake sandım ancak ismini bilmesem de reklamda görülen oyuncuyu komedi içerikli yayınlardan tanıyorum. Belki yalnızca YouTube üzerinden yayınlanıyordur, bilemiyorum&amp;hellip; Absürd reklamlar yapmak Nazo&amp;rsquo;nun marka imajına daha uygun geliyor zannedersem ki, şöyle bir reklamını daha gördüm. Yorumsuz.</description></item><item><title>Şehir Planlama(ma)sı</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-08-06-sehir-planlamamasi/</link><pubDate>Mon, 06 Aug 2007 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-08-06-sehir-planlamamasi/</guid><description>Pazarlama kariyerim esnasında, gerek önüme gelen araştırmalarda, gerek girdiğim focus group&amp;rsquo;larda gerekse de bireysel sohbetlerimde kesin netlikte öğrendiğim bir şey varsa, o da Türk insanının &amp;ldquo;arıza yoksa sorun da yoktur&amp;rdquo; motto&amp;rsquo;su oldu. Antik Roma&amp;rsquo;da geliştirilen ilk su kanallarından bu yana asırlar geçti. Onlardan kalan su kanallarını halen bazı yörelerde görebiliriz. Ancak bizim su kanallarımız 10 sene bile dayanmazlar. Ankara&amp;rsquo;nın belediye başkanı Melih Gökçek&amp;rsquo;in şu sıralar susuzlukla başının dertte olması ve eleştirilmesi son derece normal.</description></item><item><title>Çok satmak için "iyi" olmak gerekmiyor</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-07-19-cok-satmak-icin-iyi-olmak-gerekmiyor/</link><pubDate>Thu, 19 Jul 2007 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-07-19-cok-satmak-icin-iyi-olmak-gerekmiyor/</guid><description>İzlediğimiz filmlerin, oynadığımız oyunların, okuduğumuz kitapların kaçında, iyi karakterler kötüleri altediyor? %90&amp;rsquo;dan fazladır. Bu izlediğimiz filmlerden, oynadığımız oyunlardan ya da okuduğumuz kitaplardan kaç tanesini iyi hatırlıyoruz? Pek azını.
İşte bu yüzden, ses getiren filmler, rekor kıran oyunlar, çok satan kitaplar farklı olanlar oluyor. Çünkü dünyadaki savaşlar yalnızca iyilere ve kötülere mâl edilmiş değil, başka amaçlar ve bazen yalnızca kendileri için savaşanlar da olabilir. Maalesef bunu anlamak ve anlatmak isteyen senarist sayısı az, fakat arada farklılaşıp bunu başaranlar da oluyor.</description></item><item><title>İlk kaybeden olmak</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-07-13-ilk-kaybeden-olmak/</link><pubDate>Fri, 13 Jul 2007 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-07-13-ilk-kaybeden-olmak/</guid><description>Farklı bir şey yapmak varken, zaten lider olanı takip etmek ve ikinciliğe oynamak niye?
Tüketicilerin zihninde Red Bull = Enerji İçeceği
Tamamen yeni bir kategori, yenilikçi bir ürün.
Bu eşitliği bozmaya çalışmak (senelerce ve hem maddi hem manevi eforlarla) en fazla ikincilik getirebilir. Aynı şeyi hep gördük. Bugün Burger King McDonald&amp;rsquo;s&amp;rsquo;ın peşinden gitmeyip Hamburger yerine tavuk kanadı satıyor olsaydı Kentucky Fried Chicken gibi kendi kategorisinde 1 numara olabilirdi. Burger King&amp;rsquo;i ne kadar çok sevsem de şu ortada; her takipçiye olduğu, gibi Burger King&amp;rsquo;in gelebileceği en büyük yer de ikinciliktir.</description></item><item><title>Burn vs. Ateş Suyu</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-07-11-burn-vs-ates-suyu/</link><pubDate>Wed, 11 Jul 2007 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-07-11-burn-vs-ates-suyu/</guid><description>Başarılı olmuş iş modelini al, ufak değişiklikler haricinde birebir uygula. Sanırım bu, Ülker&amp;rsquo;in dağıtımdan sonra yapabildiği en iyi şey. O değişiklikler de olmasa Sözleşmeli Üretim ya da Franchising bile diyebilirdim ama, söz konusu 2.markanın Ülker&amp;rsquo;e ait olduğunu gördüğümde yeni bir marka olduğunu ve bir Ülker klasiğinin daha vizyona girdiğini anladım. Ürünümüz Ateş Suyu. Raflarda gördüğümde ilk tepkim ismin çok başarısız olduğu oldu. Ardından da Burn&amp;rsquo;le yan yana teşhir edilmesi, kutu tasarımının birbirine benzerliği (bir tek renkler Red Bull&amp;rsquo;dan) ve ufak ayrıntılar dışında neredeyse aynı olması dikkatimi çeken diğer unsurlardı.</description></item></channel></rss>