<?xml version="1.0" encoding="utf-8" standalone="yes"?><rss version="2.0" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"><channel><title>Pazarlama on Eren Kumcuoğlu — Blog</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/categories/pazarlama/</link><description>Recent content in Pazarlama on Eren Kumcuoğlu — Blog</description><generator>Hugo</generator><language>tr</language><lastBuildDate>Thu, 24 Dec 2009 00:00:00 +0000</lastBuildDate><atom:link href="https://erenkumcuoglu.com/blog/categories/pazarlama/index.xml" rel="self" type="application/rss+xml"/><item><title>Marka Konferansı 2009 izlenimlerim</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2009-12-24-icin-superdir-o-yuzden-soyle-soylemek-istiyorum-2010-hepimiz/</link><pubDate>Thu, 24 Dec 2009 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2009-12-24-icin-superdir-o-yuzden-soyle-soylemek-istiyorum-2010-hepimiz/</guid><description>Bu sene Çırağan Kempinski&amp;rsquo;de düzenlenen Marka Konferansı 2009&amp;rsquo;a Efes Pilsen&amp;rsquo;in davetlisi olarak katıldım.
Hesapta yokken güzel de bir sürpriz oldu, kahvaltı ederken Bigumigu&amp;rsquo;dan Yalçın Pembecioğlu ile karşılaştık ve konferans boyunca birbirimize eşlik ettik.
Keyifli sohbeti ve arkadaşlığı için kendisine bir kez de buradan teşekkür ederim.
İşimdeki yoğunluk dolayısıyla yalnızca ilk gününe katılabildiğim konferans hakkındaki izlenimlerimi yakın çevremle paylaştığım gibi sizinle de paylaşmak istiyorum. Uzun uzadıya yazmak niyetinde değilim, kısa kısa bullet point&amp;rsquo;ler halinde aktarmaya çalışacağım&amp;hellip;</description></item><item><title>User Generated Content özen ister</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2009-12-04-user-generated-content-ozen-ister/</link><pubDate>Fri, 04 Dec 2009 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2009-12-04-user-generated-content-ozen-ister/</guid><description>Uzun süredir güncel vakalar üzerine değil, kavramsal konular üzerine yazıyordum. Bu sefer biraz değişiklik olsun istedim.
Interaktif projelerin yaratılma süreçlerinde en uzun süren işlemlerden biri şüphesiz içerik yaratma süreci oluyor.
Bunun farkında olan ve interaktif çalışmalar yaratan ajansların bir çoğu, bir süreden beri sırtını user generated content&amp;rsquo;e dayamış durumda.
&amp;ldquo;Bir elin nesi var, iki elin sesi var&amp;rdquo; demiş eskiler. Haklılar da.
Bir ekiple birlikte içerik oluşturmanın çeşit çeşit zorlukları var. Zaman kısıtlaması, operasyonel işlerin ağırlığı, projeye kapılıp fikrin bütününü görememek bunlardan yalnızca bir kaçı.</description></item><item><title>Web 3.0 ve Pazarlama / Gelecekte pazarlama</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2009-11-24-web-30-ve-pazarlama/</link><pubDate>Tue, 24 Nov 2009 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2009-11-24-web-30-ve-pazarlama/</guid><description>Web 2.0 ile birlikte yapılan duyurum ve aktivitelere anında feedback verilmesi konusu, bugün bile markaların bir çoğu için bir &amp;ldquo;dezavantaj&amp;rdquo;.
Bir çok marka, ürünü ve hizmeti hakkında yalnızca olumlu geri bildirimleri web&amp;rsquo;de görmek istiyor. Olumsuz geri bildirimler, yapılan hataların düzeltilmesi ve gelişim için bir fırsat olarak değil, yalnızca sorun kaynağı olarak görülüyor.
Sosyal Medya&amp;rsquo;nın başlattığı kitleden markaya enformasyon akışı sürecinden, Web 2.0 ve Web 3.0 ile birlikte ivme kazanacak ve herkesin birer yayıncı olabileceğinden bahsetmiştik.</description></item><item><title>Internet reklamcılığı (şimdilik) kolay meslek</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2009-09-17-internet-reklamciligi-simdilik-kolay/</link><pubDate>Thu, 17 Sep 2009 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2009-09-17-internet-reklamciligi-simdilik-kolay/</guid><description>İnternet reklamcılığı kolay meslek haline geldi.
Bunu bu şekilde rahatça söyleyebilmemin sebebi elbette, sitelerin, banner/reklam alanları olarak halen belli başlı görünür kısımlarının kullanılması ve site sahiplerinin, bu alanları medya planlama şirketlerine haraç mezat satılması&amp;hellip;
Zaten internet girişimcisi olmak isteyen kişilerin iş fikirlerine baktığımızda da en büyük eksikliğin &amp;ldquo;gelir modeli yaratmak&amp;rdquo; olduğunu açıkça görebiliyoruz.
Sıfırdan başlayacak girişimcilik fikirlerinin gelir modeli kısırlığı karşısında, büyük çarklara sahip portallar ne kadar esnek olabilir?
İstedikten sonra, yeni yaklaşımlar ve modeller geliştirmek mümkün.</description></item><item><title>Türk pazarlama insanları bir arada</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2009-09-09-turk-pazarlama-insanlari-bir-arada/</link><pubDate>Wed, 09 Sep 2009 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2009-09-09-turk-pazarlama-insanlari-bir-arada/</guid><description>Geçtiğimiz ay içerisinde, LinkedIn üzerindeki Turkish Business Network grubunda &amp;ldquo;Turkish Marketing Professionals&amp;rdquo; adında bir grup açtık.
Halihazırda Türk pazarlama profesyonelleri özelinde bir sosyal ağ ve paylaşım platformu bulunmuyor. Turkish Business Network altında oluşturduğumuz ve şu an 300&amp;rsquo;ü aşkın üyesi bulunan grubumuzla bunu başarmayı ve pazarlama ile ilgili insanları bir çatı altında toplayarak etkileşimi yüksek bir sosyal ağ yaratmayı hedefliyoruz.
En önemli bariyerimiz Türk profesyonellerinin halen LinkedIn gibi profesyonel hayata dair sosyal ağ sitelerinden haberdar olmamaları, haberdar olanların da LinkedIn&amp;rsquo;i aktif olarak kullanmamaları.</description></item><item><title>3G lansmanını siz yapıyor olsaydınız...</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2009-08-06-3g-lansmanini-siz-yapiyor-olsaydiniz/</link><pubDate>Thu, 06 Aug 2009 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2009-08-06-3g-lansmanini-siz-yapiyor-olsaydiniz/</guid><description>Operatörler 3G diye ortalığı yıkıp geçiyor. Bu iletişim bombardımanında 3G&amp;rsquo;den uzak kalabilmek imkansız.
Çok nadiren televizyon izlerim. Bu haftasonu da o nadir anlardan birinde, bir reklam kuşağında 3 dakika içerisinde 6 frekans 3G reklamı izlemiş bulundum.
Bu kadar yoğun yayın yapılmasına rağmen naçiz görüşüm, Türkiye&amp;rsquo;deki telefon operatörlerin yolunu şaşırmış olduğu…
Haksız da sayılmazlar, zira 3G aslında bir çok mobil teknolojinin kullanım alanını genişleteceği gibi, web 3.0 teknolojilerinin de kapısını aralayacak.</description></item><item><title>Perakende ile Web'in bütünleşmesi nasıl avantaj olur? / SEO'nun önemi</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2009-07-15-perakende-ile-webin-butunlesmesi-nasil/</link><pubDate>Wed, 15 Jul 2009 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2009-07-15-perakende-ile-webin-butunlesmesi-nasil/</guid><description>Web&amp;rsquo;deki gelişmeleri kendilerine bir araç olarak kullanabilecek perakendeciler kazançlı çıkacak cümlesinden yola çıkarak, neler yapılabileceğinden biraz bahsedelim&amp;hellip;
Perakende&amp;rsquo;yi web&amp;rsquo;e entegre etmek neden bu kadar önem kazanacak?
Çünkü mobil ve Augmented Reality teknolojileri, daha önce de bahsettiğimiz gibi, perakendecilik anlayışını daha rekabetçi bir ortama sokacak.
Mobil barkod taraması ya da çeşitli Augmented Reality destekli uygulamalarla elimizde tuttuğumuz telefon ya da benzeri internet bağlantılı cihazlarla satış noktalarında bile ürünler ve/veya hizmetler hakkında anında diğer insanların tecrübelerine erişebileceğiz.</description></item><item><title>İkinci yıl</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2009-06-30-ikinci-yil/</link><pubDate>Tue, 30 Jun 2009 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2009-06-30-ikinci-yil/</guid><description>İlk yazımı yazmamın üzerinden yine iki sene geçmiş, iki gün farkla blogumun doğum gününü yine kaçırmışım. Yazılarımı takip edip nitelikli yorumlarıyla yazılarıma değer katan herkese çok teşekkür ediyorum. Siz olmasaydınız 2 sene boyunca monolog yapmak oldukça sıkıcı olurdu! Madem bu yazıyı tamamen bloguma ayırdım, bunu bir fırsata çevirelim&amp;hellip; Eleştirileriniz varsa benimle paylaşabilirsiniz. Hepsini memnuniyetle dinlemeye hazırım&amp;hellip; Nice yaşlara diyelim&amp;hellip;</description></item><item><title>Aramadığını bulmak</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2009-06-26-aramadigini-bulmak/</link><pubDate>Fri, 26 Jun 2009 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2009-06-26-aramadigini-bulmak/</guid><description>Perakende&amp;rsquo;de Dell&amp;rsquo;in uyguladığı metodun nasıl uyarlanabileceğinden bahsettik.
Bir de tüketici perspektifinden bakalım; aklınızda yeni bir bilgisayar ya da teknoloji ürünü satın alma fikri olmamasına rağmen, bir &amp;ldquo;fırsat&amp;rdquo; opsiyonu anlık satın alma itkisi yaratabiliyor.
Bu anlık satın alma itkisi, Dell&amp;rsquo;in Twitter&amp;rsquo;da yakaladığı büyümenin bir başka sebebi olarak gösterilebilir. Peki, hepsi bu mu?
Elbette değil.
Eski de olsa, 2002 yılında yapılmış bir online satın alma davranışı araştırması, anlık satın alma davranışı gösteren web kullanıcılarının satın aldıkları ürünlere %75 gibi bir oranda kategori sayfalarından ulaştıklarını göstermekte.</description></item><item><title>Perakendeciler Web 2.0'ı keşfetmeli</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2009-06-22-perakendeciler-web-20i-kesfetmeli/</link><pubDate>Mon, 22 Jun 2009 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2009-06-22-perakendeciler-web-20i-kesfetmeli/</guid><description>Bir perakende şirketi düşünün. Örneğin, KVK, ya da Teknosa&amp;hellip;
Bu şirket, elindeki stok fazlasını eritmek, likiditesini artırmak ve kısa süreli satış artırıcı kampanyalar düzenlemek istiyor.
Bu amaçla broşür, mağaza içi görsel malzemeler, mağaza içi raf düzenlemeleri, çalışanlara bilgilendirme kitapçıkları ya da kısa eğitimler, kısacası BTL (çizgi altı) iletişim araçlarını kullanıyor.
Zaman zaman daha da öteye gidip, dergilere ilanlar, outdoor bilgilendirme, SMS kampanyaları yapıyorlar.
Web&amp;rsquo;e dair kullanılan yegane şey, spam mantığında, veride hiç bir ayrıştırma yapılmadan atılan tüm database&amp;rsquo;e atılan e-newsletter&amp;rsquo;lar oluyor.</description></item><item><title>Sosyal Medya faaliyetlerinin ölçümlenmesi</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2009-06-15-sosyal-medya-faaliyetlerinin-olcumlenmesi/</link><pubDate>Mon, 15 Jun 2009 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2009-06-15-sosyal-medya-faaliyetlerinin-olcumlenmesi/</guid><description>Dell, microblogging için geliştirdiği iş modeliyle 2007 Haziran&amp;rsquo;ından bugüne kadar yalnızca Twitter üzerinden 3 milyon dolar gelir elde ettiğini açıkladı.
Dell bu başarısıyla yalnızca stoklarını eritip satışlarını artırmakla kalmadı, pazarlama dünyasına Sosyal Medya&amp;rsquo;da geliştirilebilecek iş modelleriyle nasıl değer kazandıran faaliyetler yapılacağı konusunda da ilham vermiş oldu.
Bugüne kadar yapılan Sosyal Medya kampanyalarının rüştünü ıspatlayamamasının en büyük sebebi, yatırım geri dönüşünün (ROI-Return of Investment) tam anlamıyla hesaplanamaması olmuştu.
Marka değeri gibi soyut kavramların ölçümlemelerinden bile kesin sonuçlar alınamazken, işin içine online mecraların girmesiyle karmaşa arttı.</description></item><item><title>Önce başkaları denesin...</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2009-06-09-once-baskalari-denesin/</link><pubDate>Tue, 09 Jun 2009 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2009-06-09-once-baskalari-denesin/</guid><description>Bu lafı çok sık duyuyorum; &amp;ldquo;bekleyelim, önce başkaları yapsın, biz daha sonra yaparız&amp;rdquo;.
Bu kadar çok ilk olmayı isteyen insana rağmen, bu söz halen ağızlarda pelesenk&amp;hellip;
Yeni bir teknolojiye, yeni bir mecraya, yeni bir yaklaşıma ihtiyatla yaklaşılır.
Sonra, sihirli söz söylenir; &amp;ldquo;önce başka markalar denesin de, biz de vakti gelince yaparız&amp;hellip;&amp;rdquo;
Anlamını hiç düşündünüz mü? Ben, mağlubiyeti baştan kabul eden bu söylemi şöyle yorumluyorum;
&amp;ldquo;Biz, yeni bir teknoloji ya da yeni bir yaklaşımla anılacak bir marka değiliz.</description></item><item><title>Türkiye'de bir ilk!</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2009-06-02-turkiyede-bir-ilk/</link><pubDate>Tue, 02 Jun 2009 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2009-06-02-turkiyede-bir-ilk/</guid><description>Pazarda ilk olmak büyük bir avantajdır.
Her girişimci, pazarda ilk olmak ister.
Her çalışan, ilk kez uygulanacak bir projede yer almak ister.
Her marka yöneticisi, yeni ürününün üzerine &amp;ldquo;Türkiye&amp;rsquo;de ilk!&amp;rdquo; yazdırır.
Herkes &amp;ldquo;ilk&amp;quot;leriyle övünür, ancak bu genellikle pek az insanın umurundadır.
Evet, pazarda ilk olmak büyük bir avantajdır. Ancak, bu sadece bir avantajdır.
İyi değerlendirilemeyen avantaj kimseye yaramaz.
Google ilk değildi, buna ihtiyacı yoktu. İnsanlar için önemli olan en doğru sonuçlardı.</description></item><item><title>Geleneksel Medya'dan Sosyal Medya'ya geçiş / Sosyal Medya nasıl fark yaratır?</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2009-05-29-geleneksel-medyadan-sosyal-medyaya/</link><pubDate>Fri, 29 May 2009 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2009-05-29-geleneksel-medyadan-sosyal-medyaya/</guid><description>Bilgiye erişim metotları, artık değişti.
Real Time Web hakkında konuşmaya başladığımız ve öngörülerde bulunduğumuz bugünlerde, bilgi akışının yavaş yavaş sosyal ağlara ve daha büyük bir hızla kitlesellikten bireyselliğe geçişini, geleneksel metotların etkinliğini ve ulaşım gücünü yitirdiğini gözlemleyebiliyoruz.
Sosyal Medya, insanların kendi haber alma kaynaklarını kendilerinin belirleyeceği bir yola daha şimdiden girdi bile.
Sosyal Medya&amp;rsquo;yı tanımlarken bir çok nitelikten bahsediyoruz.
Sıkça kullandığımız iki nitelik var; biri &amp;ldquo;tarafsız&amp;rdquo;, diğeri &amp;ldquo;güvenilir&amp;rdquo;.
Sosyal Medya nasıl fark yaratır?</description></item><item><title>Ajanslar / Dünyayı tanımama</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-11-19-ajanslar-dunyayi-tanimama/</link><pubDate>Wed, 19 Nov 2008 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-11-19-ajanslar-dunyayi-tanimama/</guid><description>Yaratıcılık bu kadar önde olmasa, pratikte de hep vaat ettikleri gibi &amp;ldquo;müşteri&amp;rdquo; çıkarı için çalışsalardı, ajansların başına gelebilecek en kötü durum dünyayı tanımama olabilirdi.
Mevcut durum için bunun pek önemi yok.
Göreceli olarak kısa sayılacak iş yaşantımda, ajans çalışanlarında şahit olduğum yegane ortak davranış modelinin, kendini olduğundan da snob göstermek olduğunu söyleyebilirim.
Dışarıdaki dünyayı tanımayan davranış modeli belki bir broker ya da finans yönetmenine artı puan getirebilecekken, iletişimcileri malesef komik duruma düşürmekten öte, başarısız hale getiriyor.</description></item><item><title>Ajanslar / Şirketi tanımama</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-11-14-ajanslar-sirketi-tanimama/</link><pubDate>Fri, 14 Nov 2008 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-11-14-ajanslar-sirketi-tanimama/</guid><description>Bir gün bende inanmadığım bir işi yaparsam, başarısız olmakta hiç zorluk çekmeyeceğim.
Büyük rahatsızlık yaşayacağımdan ve bana elini veren kimseleri yarı yolda bırakmak istemediğimden, en baştan, inanmadığım bir işi yapmayanlardanım.
&amp;ldquo;Keşke aynı rahatsızlığı fikir satan kişiler de yaşasa&amp;hellip;&amp;rdquo; diye düşünürüm.
Yaratıcılık bazlı düşünce sisteminde ajans çalışanlarının bunu hissetmemeleri normal, zira pazarlama iletişimi hizmetleri vermeden önce tanımak gerekir. Böyle bir eforu sarfetmeyen ekipler çoğunlukla, işi özümsemeyi geçtim, işin ne olduğunun farkında olmadan fikir üretip projelendirirler&amp;hellip; Yeni ürün lansmanlarında ajanslara yeni ürünlerden bol bol gönderilir ki ürünü görüp denesinler, isim bulsunlar, ambalaj tasarlasınlar ve ardından iletişim planı çizsinler.</description></item><item><title>Ajanslar / Ürünü tanımama</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-11-10-ajanslar-urunu-tanimama/</link><pubDate>Mon, 10 Nov 2008 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-11-10-ajanslar-urunu-tanimama/</guid><description>Kime, neyi satmaya çalıştığınız önemlidir.
Ajanslar, fikir üretmekten çok, satış yaparlar. Fikir satışı&amp;hellip;
Bunu kavrayamamış kişilerle dolu ajanslar, dış güzelliğe önem verirler.
Piyasada, dışarıya, eğlenip güzel vakit geçirmek için çıkmak yerine, zengin bir sevgili bulmak amacıyla çıkan, bunun için de ayna karşısında saatlerce süslenen hanımlar gibi olan ajanslar bolca mevcut.
Potansiyel müşteriler ile ilk görüşmelerinde, onları tavlamak adına iyice allanır pullanırlar ki, ziyaretçilerin ihtişamdan başları dönsün. Bunu yapmak için koca koca toplantı salonları, 40 çeşit ikram, işin heyecanı, markalarınıza duydukları hayranlık ve sizin onlar için arz ettiğiniz önemi belirten uzun giriş cümleleri eşliğinde, eski işlerin en şaşaalı olanlarından sunumlar yapılır.</description></item><item><title>Ne kadar basit... / Bir Lovemark vakası</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-05-08-ne-kadar-basit/</link><pubDate>Thu, 08 May 2008 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-05-08-ne-kadar-basit/</guid><description>O kadar iyi.
Geçtiğimiz günlerde rastladığım çok güzel bir çalışma;
Üzerine ekleyeceğim tek şey, Leonardo DaVinci&amp;rsquo;nin bir sözü olacak;
&amp;ldquo;Simplicity is the ultimate sophistication&amp;rdquo;
Bir Lovemark vakası TV&amp;rsquo;de bir programda İzmir tanıtılıyor. Eskiden beri işletilen bir cafe tanıtılırken, oranın müdavimlerinden olan tekerlekli sandalyedeki bir teyze, bir anısını anlatıyor;
&amp;ldquo;Bana bir gün &amp;lsquo;buyrun gelin kahvemizi için&amp;rsquo; dediler, ben de &amp;lsquo;gelemem, oraya çıkmak için rampa yok&amp;rsquo; diyorum. 1 hafta sonra evime haber yollanıyor, &amp;lsquo;sizin için rampa yapıldı&amp;rsquo; diye.</description></item><item><title>Advantage Rogue - Advantage Black</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-05-01-advantage-rogue-advantage-black/</link><pubDate>Thu, 01 May 2008 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-05-01-advantage-rogue-advantage-black/</guid><description>Iraz sormuş, &amp;ldquo;HSBC Advantage yeni reklamını izledin mi?&amp;rdquo; diye. İzlemedim, ancak lanse ettikleri Advantage Rogue ve Advantage Black kartlarının ne &amp;ldquo;avantajlar&amp;rdquo; sunduğunu öğrenmek için google&amp;rsquo;ladığımda HSBC kart yönetiminden sorumlu grup başkanının ağzından şu cümleleri sarfettiğini gördüm;
&amp;ldquo;Rouge ve Black görünümleri, özellikleri ve kokularıyla rekabetteki diğer ürünlerden farklı bir şekilde tasarlandı. Bu yeni ürünler alışveriş yapmayı seven, indirim ve kampanyaları takip eden, yeniliklerle ilgilenen kadınlara ve erkeklere, ilgi alanlarına göre farklı avantajlar sunarak öne çıkacaktır.</description></item><item><title>Değişime uyum sağlamak</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-04-29-degisime-uyum-saglamak/</link><pubDate>Tue, 29 Apr 2008 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-04-29-degisime-uyum-saglamak/</guid><description>Beşiktaş Belediyesi, meydandaki sabit pazarı yıktığından beri Beşiktaş&amp;rsquo;ta her köşe başında bir manav görür olduk. Yalnızca benim oturduğum mahallede bile 7 tane manav sayabiliyorum.
Hepsi de bu işi öğrenmiş gibi, dükkanlarını ışıl ışıl aydınlatarak, renkli görseller kullanarak süslüyorlar. Bu görselliğe rağmen yine de, bir tanesi hariç hepsi oldukça sıradan.
Bir-iki ay öncesine kadar kocaman bir sabit pazarda senelerdir yerinde duruyor, müşteri çekmeye çalışmıyor, müşteriye ürünü istediğin fiyattan verebiliyor, hizmeti istediğin gibi sunabiliyorsun, ve&amp;hellip;</description></item><item><title>Vivident Aquagum</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-04-17-vivident-aquagum/</link><pubDate>Thu, 17 Apr 2008 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-04-17-vivident-aquagum/</guid><description>Bazen ürün yöneticilerini anlamakta zorluk çekiyorum. Gerçekten. Düşünün, masanızda oturduğunuz bir gün ürün yöneticisi gelip diyecek ki; &amp;ldquo;Süper bir fikrimiz var! Susuzluğu bastıran sakız yapalım!&amp;rdquo; İletişimci olarak cevabınızın; &amp;ldquo;Susuzluğu bastırmak iyi bir fikir mi?&amp;rdquo; olması gerekmez mi? Vivident&amp;rsquo;tekiler için cevap bu olmamış. Bugün bütün doktorlar, beslenme uzmanları, hatta sağlığına özen gösteren herkes su içmenin vücuda faydaları hakkında bas bas bağırır, insanlar ellerinde su şişeleriyle sokaklarda gezinirken sen git, susuzluğu bastıracak sakız için arge yap, üzerinde düşünüp fikirler üret, medya satın alması yapıp reklamlarını döndür, dergilere gir&amp;hellip; Fotoğrafını çektiğim ilanın yayınlandığı dergi Men&amp;rsquo;s Health.</description></item><item><title>Viva la Carnivale!</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-04-14-viva-la-carnivale/</link><pubDate>Mon, 14 Apr 2008 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-04-14-viva-la-carnivale/</guid><description>Bir çok sıradan insanın en çok sevdiği günlerdir Cuma, Cumartesi, Pazar&amp;hellip; Ne kadar çok insan, taaa Pazartesi sabahından bekler bu üç günün gelmesini&amp;hellip; Hayret ederim, günlerimiz daha çabuk bitsin diye yakılan ağıtlara benzer haftaiçi serzenişleri.
Halbuki eğlenmesini ve mutlu olmasını bilene Salı da muhteşem bir gündür, Perşembe de&amp;hellip;
Saatten de anlaşılacağı üzere, Pazartesi&amp;rsquo;yi kapıda karşılayanlardanım. Bu haftanın ilk sözünü erkenden tutuyorum&amp;hellip;
Pazarlama Blogları Karnavalı Bu hafta ev sahipliğini aklımda mevcut bulunan farklı bir sunumla yapmak isterdim.</description></item><item><title>Sponsorluk için etkinlik seçerken...</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-04-12-sponsorluk-icin-etkinlik-secerken/</link><pubDate>Sat, 12 Apr 2008 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-04-12-sponsorluk-icin-etkinlik-secerken/</guid><description>Sponsorluk için etkinlik seçerken&amp;hellip;
!(Bu yazıyı yazmak için daha uygun bir zaman olamazdı herhalde. Önümüz 23 Nisan ve bu hafta pazarlama blogları karnavalına ev sahipliğini ben yapacağım&amp;hellip; Bu sayede bu yazının daha fazla insana ulaşacağını umut ediyorum.)
Bir telefon geliyor, X kulübünden&amp;hellip;
&amp;ldquo;Düzenleyeceğimiz etkinlikte &amp;lsquo;celebrity&amp;rsquo;ler jüri olacaklar, en iyi X&amp;rsquo;i seçecekler, bize sponsor olur musunuz?&amp;rdquo;
Ardından özel istekler geliyor.
&amp;ldquo;Ama lütfen şöyle olsun böyle olsun, çünkü ünlüler gelecek&amp;hellip; Lütfen özenle hazırlansın çünkü ünlü isimler&amp;hellip; (umursayacağımı düşünerek isim sayıyor) &amp;hellip;Biraz çabuk halledebilirsek, çünkü ünlü insanlar&amp;hellip;&amp;rdquo;</description></item><item><title>Bonus Trink Taksi</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-04-09-bonus-trink-taksi/</link><pubDate>Wed, 09 Apr 2008 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-04-09-bonus-trink-taksi/</guid><description>İşte ders niteliğinde bir vaka. Yarım saat kadar önce bir taksinin üzerindeki baskı sayesinde Bonus Trink Taksi uygulamasından haberim oldu, ancak araba kullandığım için fotoğrafını çekemedim.
Uygulama şöyle; Taksiye biniyorsunuz ve istediğiniz yerde inerken tek yapmanız gereken şey Bonus Trink&amp;rsquo;inizi okutmak. Hepsi bu. Bozuk derdi yok, beklemek yok, para üstü beklerken trafiği aksatmak yok.
Gördüğümde inanılmaz bir heyecan ve merak yarattı gerçekten.
Bunun üzerine elimde olmadan Garanti Bankası&amp;rsquo;nın neden bu kadar başarılı (ve hem algıda hem gerçekte 1 numaralı hizmet veren) bir banka olduğunu düşündüm.</description></item><item><title>Fonksiyonel ürünlerin iletişim eksiği</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-04-05-fonksiyonel-urunlerin-iletisim-eksigi/</link><pubDate>Sat, 05 Apr 2008 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-04-05-fonksiyonel-urunlerin-iletisim-eksigi/</guid><description>Fonksiyonel ürünlerin iletişim eksiği
Doğadan vakası çok konuşuldu, o yüzden ben de aynı şekilde bahsetmeyeceğim, Dimes vakasını hatırlayanlar benzer özellikleri hemen farkedeceklerdir zaten. Ben Doğadan&amp;rsquo;ın olması gerektiği &amp;ldquo;fayda - fonksiyonel ürün&amp;rdquo; niteliğinin neden vurgulanmadığı üzerine bir iki şey söylemek istiyorum.
Dedik ki Doğadan bitki çayı markasıdır&amp;hellip; Bu gayet açık.
Peki, bitki çaylarının faydasını herkes biliyor mu?
Demek istediğim, hangi bitki çayının ne fonsiyonu var? Hangisi, neye iyi geliyor? Bilen var mı?</description></item><item><title>İzmir'de iletişimde sınıfta kaldı</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-04-01-izmirde-iletisimde-sinifta-kaldi/</link><pubDate>Tue, 01 Apr 2008 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-04-01-izmirde-iletisimde-sinifta-kaldi/</guid><description>Expo 2015 nedir?
Kaç kere duydunuz?
Peki bu organizasyon hakkında ne biliyorsunuz?
5 dakikanızı ayırıp webden araştırma yaptınız mı?
Yoksa yalnızca elinize geçen forward maillerden duyduğunuz kadarını mı biliyorsunuz?
Geçtiğimiz aylarda İletişim Bakanlığı kurulsun dediğimde, aslında kastettiğim tam da bu gibi işlerdeki tutarlılıkları takip edip, geleneksel söylemlerin dışında hareket edebilmek, gerektiği gibi kamuoyunu bilgilendirme amaçlı bir organizasyon kurulmasıydı. Yorumcu bir arkadaş bunu bir propoganda mecrası gibi görüp Nazi döneminde uygulanan metotlara benzetti.</description></item><item><title>Şehir efsaneleri yaratmanın formülü</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-03-30-sehir-efsaneleri-yaratmanin-formulu/</link><pubDate>Sun, 30 Mar 2008 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-03-30-sehir-efsaneleri-yaratmanin-formulu/</guid><description>&amp;ldquo;TC Kimlik No.su tek sayıyla bitenler fişleniyor&amp;rdquo; diye bir şehir efsanesi üretildi.
Forward mail almadığım için gözümden kaçırdığım bu mail yakınlarımdan duyduğum kadarıyla epeyce ortalarda dolaşmış. Peki, bu ve benzer (&amp;ldquo;organ mafyası kurbanı olup buz dolu küvetin içinde uyanma&amp;rdquo;, &amp;ldquo;aids&amp;rsquo;liler kulübüne hoşgeldin&amp;rdquo; gibi) hikayelerin bu kadar tutmasının sebebi nedir?
Chip &amp;amp; Dan Heath&amp;rsquo;in &amp;ldquo;Made to Stick&amp;rdquo; kitabında paylaşmak istediğim bir formülasyon var.
Basitlik: TC Kimlik Numaraları. Hepimiz için geçerli olduğu gibi, üzerine düşünmesi de çok kolay.</description></item><item><title>Tam hizmet ajansları</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-03-21-tam-hizmet-ajanslari/</link><pubDate>Fri, 21 Mar 2008 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-03-21-tam-hizmet-ajanslari/</guid><description>Bir telefon geliyor, arkadaşım konuşuyor.
&amp;ldquo;Biz X ajans, sizinle çalışmak istiyoruz&amp;rdquo;.
&amp;ldquo;Biraz daha tanıtır mısınız kendinizi?&amp;rdquo;
&amp;ldquo;Biz tam hizmet ajansıyız, herşeyi yaparız&amp;rdquo;
&amp;ldquo;Nasıl herşeyi?&amp;rdquo;
&amp;ldquo;Herşeyi derken, fotoğraf ta çekeriz, ambalaj da tasarlarız, PR&amp;rsquo;da yaparız, interaktif te&amp;hellip;&amp;rdquo;
&amp;ldquo;Peki, sunumunuzu e-mail olarak gönderin, değerlendirmeye alacağız.&amp;rdquo;
Bu konuşmayı şöyle yorumluyorum; Biz, iş hacmimizi artırmak amacıyla herşeyi yapmaya çalışan, vasat yeteneklere ve iletişimin herhangi spesifik alanlarından birinde uzmanlığı olmayan bir ajansız.
Siz müşteri olsanız, böyle bir taahhütte bulunan ajansı gerçekten değerlendirmeye alır mısınız?</description></item><item><title>Kategorinizi nasıl baltalarsınız?</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-03-17-kategorinizi-nasil-baltalarsiniz/</link><pubDate>Mon, 17 Mar 2008 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-03-17-kategorinizi-nasil-baltalarsiniz/</guid><description>Dimes&amp;rsquo;in yaptığı gibi.
Dimes nasıl yapıyor? İnsanların zihinlerinde &amp;ldquo;meyve suyu&amp;rdquo; olarak konumlandıktan sonra başka bir kategoriye kayarak, yani ürün gamına süt ekleyerek.
Lansman için milyonlarca lirayı ceplerinden çıkarıp, Mehmet Okur ile vasat reklam filmleri çekip, prime time reklam kuşaklarında yine milyonlarca liralık medya satın alması yaparak neyi hedefliyorlar?
Meyve suyu ile özdeşleşmiş markanın şimdi de süt için aynı etkiyi yaratmasını.
Reklam filmini Youtube yine kapalı olduğu için malesef paylaşamıyorum, ancak TV&amp;rsquo;de sık sık dönüyor.</description></item><item><title>Axe Türkiye'de ne yapıyor?</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-03-06-axe-turkiyede-ne-yapiyor/</link><pubDate>Thu, 06 Mar 2008 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-03-06-axe-turkiyede-ne-yapiyor/</guid><description>Galiba hiç bir şey. TV&amp;rsquo;de seneler önce (çocukluğumda) yayınlanan Axe reklamının geçenlerde yine gördüm. Bu filmin tek farkı casting&amp;rsquo;di, senaryo, sanat yönetmenliği ve diğer unsurlar çocukluğumdaki filmle aynıydı.
Sene 2008, ben Axe&amp;rsquo;ın yurtdışı örneklerini gördükçe &amp;ldquo;acaba yaratıcı olmak konusunda çok mu kısırız, yoksa Axe&amp;rsquo;taki marka yönetimi ekibi Türkiye&amp;rsquo;yi muhafazakar bir ülke olarak mı görüyor?&amp;rdquo; diye düşünüyorum.
Çünkü ülkemizdeki Axe uygulamaları, markanın yurtdışındaki imajının aksine son derece uslu kalıyor. Yalnızca tehlikesiz imalarla &amp;ldquo;yaramaz marka&amp;rdquo; imajı verilmeye çalışıyorlar, ama etkide zayıf kalıyor, insanlara çarpmıyor.</description></item><item><title>Yarın hayatınızda...</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-02-29-yarin-hayatinizda/</link><pubDate>Fri, 29 Feb 2008 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-02-29-yarin-hayatinizda/</guid><description>Converse olmasa&amp;hellip;
Şirket dünyada bütün faaliyetlerini bir anda durdurma kararı alsa&amp;hellip; Rahatsız tabanına rağmen rengarenk Chuck Taylor serisini bir daha bulamayacak olsanız, eBay&amp;rsquo;de 20 dolara satılan ayakkabılar bir anda kolleksiyon ürünü niteliği kazansa ve fiyatları 300-400 dolara fırlasa&amp;hellip; Son ürünler de tükense ve Converse tarzı yokolsa&amp;hellip;
Muadili olmayan bu markayı özler misiniz?
Yoksa umrunuzda olmaz mı?</description></item><item><title>Orijinal vs. Muadil</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-02-27-orijinal-vs-muadil/</link><pubDate>Wed, 27 Feb 2008 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-02-27-orijinal-vs-muadil/</guid><description>Bol alternatife sahip olan biz tüketicilerin, duygusal ve fiyat odaklı ikilemidir Orijinal - Muadil kıyaslaması.
Aslında hiç söylendiği kadar çok alternatife sahip değiliz!
Şöyle bir düşünün, neyin alternatifini orijinaline tercih edersiniz?
Burada Türkiye&amp;rsquo;nin Facebook&amp;rsquo;u olduğunu iddia eden bir örnek var. Yorumu altında.
Bir tane de Vodafone&amp;rsquo;dan; iPhone al(a)mayanlara iPhone alternatifleri.
Komik görünüyor, değil mi? Bu tarz bir cep telefonu alacak olsam düşünmeden iPhone alırdım.
Belki ilaçta eşdeğer ürünler tercih edilebilir, ancak onlar bile (belki psikolojik olarak) bünyelerde aynı etkiyi yaratmıyorlar.</description></item><item><title>Pepsi Max mı Coca-Cola Zero mu?</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-02-25-pepsi-max-mi-coca-cola-zero-mu/</link><pubDate>Mon, 25 Feb 2008 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-02-25-pepsi-max-mi-coca-cola-zero-mu/</guid><description>Aysel Gürel&amp;rsquo;in vefat etmesinden sonra Pepsi, Max için çekilen 2.reklam filminin medya satınalması çoktan yapıldığından (ve milyonlarca lirayı haklı olarak çöpe atmak istemediğinden) filmi yayından kaldırıp yalnızca arka arkaya okunan 2 adet spot koymuştu. Şimdi yine TV&amp;rsquo;de orijinal reklamı görüyoruz, bu sefer sonuna &amp;ldquo;Aysel Gürel&amp;rsquo;i saygıyla anıyoruz&amp;rdquo; diye eklemişler. Ben de, &amp;ldquo;acaba bu filmi yeniden yayınlamak konusunda insanlardan feedback almışlar mıdır?&amp;rdquo; diye düşündüm. Merak ediyorum, Coca Cola Zero&amp;rsquo;nun da pazara girişiyle paniklediler ve içgüdüsel bir şekilde yeniden yayınlama kararı mı aldılar?</description></item><item><title>CNBC-e ve Marketing Myopia</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-02-20-cnbc-e-ve-marketing-myopia/</link><pubDate>Wed, 20 Feb 2008 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-02-20-cnbc-e-ve-marketing-myopia/</guid><description>Pek çok pazarlama profesyoneli, kolay olanı göremez.
Demek istediğim, pazarlamacılar, üzerinde çalıştıkları bir kampanya mekaniğinde, bir ürün/hizmet/kurum için iletişim stratejisi oluştururken ya da konumlandırma çalışmaları yaparken verilecek mesajları en &amp;ldquo;basit&amp;rdquo;, en &amp;ldquo;yalın&amp;rdquo; haline getirmeyi bir türlü beceremez.
Bunun nedeni işin içerisinde fazlaca bulunmak ve &amp;ldquo;beynin kirlenmesi&amp;rdquo; de olabilir, ürünün/hizmetin birden çok faydası olması ve hepsini aynı anda vurgulamak istemesi olabilir, ya da en kötü olasılıkla &amp;ldquo;pazarlama miyopluğu&amp;rdquo; olabilir.
CNBC-e deyince benim aklıma;</description></item><item><title>Duyuru: Thinker and Talker Kamp'08</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-02-11-duyuru-thinker-and-talker-kamp08/</link><pubDate>Mon, 11 Feb 2008 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-02-11-duyuru-thinker-and-talker-kamp08/</guid><description>Thinker and Talker Kamp &amp;lsquo;08 ulusal çapta, üniversite öğrencilerine hitap eden bir pazarlama - girişimcilik sempozyumu. İlk olarak bu sene gerçekleştirilecek sempozyumu Marmara Üniversitesi öğrenci kulüplerinden Marmara Community organize ediyor.
T&amp;amp;T Kamp'08 iki ayaktan oluşan bir organizasyon;
&amp;ldquo;Triplex Challenge&amp;rdquo; Tüm üniversite öğrencilerinin açılımına katılımına açık, 3 ayrı marka tarafından düzenlenecek &amp;ldquo;Girişimcilik&amp;rdquo; ve &amp;ldquo;Pazarlama&amp;rdquo; ana başlıklarında düzenlenecek bir proje yarışması. 8 Şubat itibariyle katılıma açılan yarışmanın brief&amp;rsquo;lerine buradan ulaşabilirsiniz.
&amp;ldquo;Ulusal Öğrenci Sempozyumu&amp;rdquo; &amp;ldquo;Girişimcilik, pazarlama ve kariyer&amp;rdquo; konularının işleneceği UÖS&amp;rsquo;nda seminerlerin, vaka analizlerinin, sertifikalı eğitimlerin yanı sıra, son gün kariyer fuarı&amp;rsquo;da düzenlenecek.</description></item><item><title>10 yıl sonra güldürecek cümleler</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-02-08-10-yil-sonra-guldurecek-cumleler/</link><pubDate>Fri, 08 Feb 2008 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-02-08-10-yil-sonra-guldurecek-cumleler/</guid><description>Yapmak istediğimi bu yazıya kısa bir göz atınca daha iyi anlayacaksınız.
Güncel incileri buldukça ve duydukça paylaşacağım.
Vol.1;
Ben internet ortamının, yeri yurdu belli, etkileşimli web siteleri ve ciddi CRM programlarına dayalı yapılar hariç, rüştünü kazanıp haysiyetli ve itibarlı bir iletişim aracı haline gelene kadar etkisinin fazla ciddiye alınmaması gerektiğini düşünüyorum.
Ali Saydam (Orijinal Metin)</description></item><item><title>Günaydın</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-01-28-gunaydin/</link><pubDate>Mon, 28 Jan 2008 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-01-28-gunaydin/</guid><description>Nike &amp;ldquo;Yaradan&amp;rdquo; kampanyasını geri çekmeye karar verdi, ancak testiyi kırdı bir kere. Haberin tamamı burada.
Yaratıcı fikrin şirket amaçlarının çok dışında tartışmalara yol açtığını üzülerek bildirmiş Nike yetkilileri.
Bunun böyle bir sonuç doğuracağını koskoca kurumda kimse göremedi mi?
Belki yeni bir yapılanmanın vakti gelmiş de geçiyordur&amp;hellip;</description></item><item><title>Nike ve saçmalama stratejileri</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-01-25-nike-ve-sacmalama-stratejileri/</link><pubDate>Fri, 25 Jan 2008 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-01-25-nike-ve-sacmalama-stratejileri/</guid><description>Bu, aslında bir firmanın ne denli saçmalayabileceğinin göstergesi. Orijinali &amp;ldquo;Yes to shaking what your mama gave you&amp;rdquo; olan bir sloganı Türkçe&amp;rsquo;ye çevirirken bu denli saçmalanabilir çünkü.
Bu saçmalama kültürü Nike&amp;rsquo;de oldukça popüler olsa gerek, zira kendi logolarını Arap alfabesine göre revize etmişler ve Orta Doğu&amp;rsquo;da kullanmışlardı. Hesap ederek ya da etmeyerek, &amp;ldquo;Allah&amp;rdquo; yazılışına benzer bir logo da tepki toplamış, binlerce ayakkabı toplatılmıştı. İkinci görsel, esprili bir şekilde durumu özetlediğinden konuyu dağıtmamak için fazla bir şey yazmıyorum.</description></item><item><title>Selpak Sensitive</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-01-23-selpak-sensitive/</link><pubDate>Wed, 23 Jan 2008 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-01-23-selpak-sensitive/</guid><description>Çok küçük bir fikirden, çok büyük bir buluş olabilecek ürün.
Bu mevsimde nezle olan herkesin burnu silinmekten tahriş olur. Sonrasında buruna sürülen kremlerle idare edilir, silinir, tekrar krem sürülür ve iyileşene kadar böyle sürer.
Sorun; Nezle sırasında burun silmeden oluşan tahriş.
Hedef; Nezleye-Gribe yakalanmış, burnunu sık silen insanlar.
Çözüm; Tahrişi önleyecek, losyonlu, hassas bir mendil.
Özellikle nezle için icat edilmiş bu ürünü bulamadım, dolayısıyla henüz deneyemedim, ama içeriğindeki E vitaminli losyonla tahrişe kesinlikle sebep olmadığı iddia ediliyor.</description></item><item><title>Meatball Sundae</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-01-14-meatball-sundae/</link><pubDate>Mon, 14 Jan 2008 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-01-14-meatball-sundae/</guid><description>Seth Godin der ki; &amp;ldquo;Meatball Sundae&amp;rdquo; diye adlandırdığı durum, iki harika fikrin birleştirilmesinden korkunç sonuçlar almaktır. &amp;ldquo;İzmir Köfte&amp;rdquo; ile &amp;ldquo;Frappucino&amp;quot;nun birlikte güzel gitmemesi gibi.
Organizasyon yapısı İzmir Köfte gibi geleneksel ise ve uygulanacak bazı iletişim stratejileri Frappucino gibi modern ve trendy olacaksa, bu demek oluyor ki iletişime harcanan paramızı çarçur ediyoruz, zira tüketicilerimize bekleneni sunamadığımız gibi, istediğimiz kitleyi de kendimize çekemiyoruz.
Gerçek vaka analizi; Marka danışmanlığı yaptığım sırada eski çalışma arkadaşlarımla muhafazakar bir inşaat firması için çalıştık.</description></item><item><title>Politik Tüketici kimdir?</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-01-10-politik-tuketici-kimdir/</link><pubDate>Thu, 10 Jan 2008 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-01-10-politik-tuketici-kimdir/</guid><description>Tüketeceği ürünleri seçerken, üretici firmaların, başta çevresel duyarlılık, politik (ve hatta ideolojik) tutumlarını göz önünde bulunduran, &amp;ldquo;bilinçli tüketici&amp;rdquo; tanımının da ötesindeki tüketici grubu.
Şahsi görüşüm; Mevcut dünya düzeninde varlıklarına inanmadığım, en uygun ifadeyle, şekilci yaklaşım sergileyen tüketiciler.
Neden böyle düşünüyorum açıklayım. Son zamanlarda ülkemiz inanılmaz bir kutuplaşma yaşıyor. Bu kutuplaşmada ikon haline gelmiş bazı sermaye grupları da mevcudiyetlerini adeta savundukları ideolojilerin neferleri gibi haykırmakta sakınca görmüyorlar.
Tüketici ne yapıyor? Her şeyin farkında.</description></item><item><title>Kitchen, chicken... Aynı şey!</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-01-07-kitchen-chicken-ayni-sey/</link><pubDate>Mon, 07 Jan 2008 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-01-07-kitchen-chicken-ayni-sey/</guid><description>Geçen seneki Hoteq 2007 otelcilik fuarından bir fotoğraf. Firmanın sloganı aslında &amp;ldquo;Architect of Your Kitchen&amp;rdquo;.
Üşengeçlik mi, dikkatsizlik mi, umursamazlık mı bilemiyorum. Yine de iyimser yaklaşıp &amp;ldquo;Kimsenin dikkatini çekmemiş, farkedenler de firmayı üzmemek için söylememişlerdir&amp;rdquo; diyerek konuyu yoruma açık şekilde bırakıyorum!</description></item><item><title>Diva ve Boya</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-01-02-diva-ve-boya/</link><pubDate>Wed, 02 Jan 2008 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-01-02-diva-ve-boya/</guid><description>Düşünün bir; Boya üreticisisiniz ve piyasada mevcut bulunan boya markanıza bir yüz seçeceksiniz. Kimi seçerdiniz?
Polisan, nam-ı diğer &amp;ldquo;Gülen Boya&amp;rdquo;, 300 bin YTL karşılığında Ajda Pekkan&amp;rsquo;ı marka yüzü olarak seçmiş.
Boyanın satın alma tercihini ustaların yaptığını düşünürsek Ajda Pekkan ile yola devam etmenin ne denli mantıklı olabileceğini sorgulayabiliriz. Etkili olur-olmaz, orası gerçekten meçhul. Ben etkili olacağını pek sanmıyorum, ama Polisan bunu denemeye değer bulmuş ki böyle bir meblağa göz yummuş.</description></item><item><title>Şimdi herkes bilecek!</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-11-20-simdi-herkes-bilecek/</link><pubDate>Tue, 20 Nov 2007 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-11-20-simdi-herkes-bilecek/</guid><description>Beşiktaş gibi semtlerde ikamet edip şehir içinde arazi aracı kullananlara karşı kendimce yargılarım var. Dolayısıyla bu karikatür bende büyük bir tebessüm yarattı. Harika bir storyboard&amp;hellip; Son derece anonim, ancak müthiş bir anti-Hummer viral pazarlama uygulaması!</description></item><item><title>Starbucks TV reklamı</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-11-18-starbucks-tv-reklami/</link><pubDate>Sun, 18 Nov 2007 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-11-18-starbucks-tv-reklami/</guid><description>36 başarılı yıldan sonra Starbucks, &amp;ldquo;her köşe başında bulunmak&amp;rdquo; misyonunun bedelini Amerika&amp;rsquo;da, pazarını doygunluğa ulaştırarak olarak ödedi. Mağaza başına satışlarda yaşanan %1&amp;rsquo;lik düşüşün şirket hisselerinde %6&amp;rsquo;lık değer kaybına girmesi, Starbucks&amp;rsquo;ı ürkütmüş olacak ki geçen hafta ilk kez TV reklamları ile kampanyalarını desteklemek zorunda kaldılar. Starbucks bugüne kadar TV&amp;rsquo;de reklam yapmadan büyümeyi başaran markalardan. CEO Jim Donald TV reklam kampanyası sayesinde daha geniş kitlelere ulaşmayı hedeflediklerini belirtmiş. TV reklamından görüntüler aşağıda, kendisi ise burada.</description></item><item><title>Konumlandırma</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-11-13-konumlandirma/</link><pubDate>Tue, 13 Nov 2007 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-11-13-konumlandirma/</guid><description>Şu sıralar ev-iş arası yolda Al Ries ve Jack Trout&amp;rsquo;un &amp;ldquo;Positioning: The Battle for Your Mind&amp;rdquo; adlı kitabına yeniden göz atıyorum. Elimdeki 1981 baskılı klasiğin üzerinde Jack Trout&amp;rsquo;un da ıslak imzası bulunmakta. Kitapta okuduğum bir cümle, başarıya ulaşan, yerinde sayan ya da başarısızlığa uğrayan vakalardan oluşan &amp;ldquo;Kurumsal kimlik şakaya gelmez&amp;rdquo; ve &amp;ldquo;Dünyaya açılan şemsiye&amp;rdquo; yazılarındaki temel problemi aklıma getirdiği gibi, yapılması gerekeni çok ta güzel özetlemiş; &amp;ldquo;In communication, as in the architecture, less is more.</description></item><item><title>Esen Boru</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-11-09-esen-boru/</link><pubDate>Fri, 09 Nov 2007 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-11-09-esen-boru/</guid><description>TV&amp;rsquo;de başka bir versiyonunu gördüm. Kocaman adamların &amp;ldquo;boru&amp;rdquo; ile bu denli övünmeleri ve dinlerken algılanan &amp;ldquo;alt metinler&amp;rdquo; bana çok gülünç geldiği için paylaşıyorum.</description></item><item><title>Kurumsal kimlik şakaya gelmez</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-11-07-kurumsal-kimlik-sakaya-gelmez/</link><pubDate>Wed, 07 Nov 2007 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-11-07-kurumsal-kimlik-sakaya-gelmez/</guid><description>Bir de yerli işletmelerimiz bunu anlayabilse! İsot Lahmacun, kendi yağında kavrulmaya ve &amp;ldquo;Türk işi fast-food&amp;rdquo; pazarında kendisine yer edinmeye (vizyon muhtemelen 1 numara olmaktır diye düşünüyorum) çalışan bir işletmemiz. Detaylı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz. Bu fotoğrafı, yemek için çıktığım bir öğlen İçerenköy Carrefour&amp;rsquo;da çektim. Karakter bende çağrışımdan fazla etki yarattı&amp;hellip; Bunlar tehlikeli sular. Bir karakterden esinlenmek olur, ancak birebir kopyalamak? Haydi bana &amp;ldquo;kötü düşünüyorsun&amp;rdquo; deyin. Sonra da (fotoğraf kalitesi için üzgünüm) gözlere, kirpiklere, buruna, dişlere, ağıza, kollara, bacaklara, hatta ayakkabılara bakın diyorum.</description></item><item><title>Arçelik ve Siemens'in tek tuş savaşı</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-11-01-arcelik-ve-siemensin-tek-tus-savasi/</link><pubDate>Thu, 01 Nov 2007 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-11-01-arcelik-ve-siemensin-tek-tus-savasi/</guid><description>Geçtiğimiz günlerde Arçelik&amp;rsquo;in tek tuşlu bulaşık makinesi icat ettiğini duyurmuştum. Fatmanur Erdoğan bu konunun altına çok çarpıcı bir yorumda bulunmuştu.
&amp;ldquo;2001 yılında tek tuş bulaşık makinelerini Siemens markasıyla piyasaya sürdük. 2007 yılında da Arçeliğin böyle bir makineyi ilk defa ancak çıkartabiliyor olması ve bunu ilk yaptık diye duyurması elbette bizi çok güldürdü! Bulaşık makinesi pazarı ise henüz yeni yeni canlanmaya başladığından tüketicilerin bu reklamlarımızı hatırlamıyor olması doğal&amp;hellip; Yakında bu konu ile ilgili haberleri izlemeye devam edin lütfen&amp;hellip;&amp;rdquo;</description></item><item><title>Pop müzikte pazarlama iletişimi</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-07-30-pop-muzikte-pazarlama-iletisimi/</link><pubDate>Mon, 30 Jul 2007 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-07-30-pop-muzikte-pazarlama-iletisimi/</guid><description>Geçenlerde TV&amp;rsquo;de, Erol Köse&amp;rsquo;nin &amp;ldquo;Pop müzik pazarlaması&amp;rdquo; hakkındaki demecini Göze&amp;rsquo;yle birlikte izledik. Erol bey, bu piyasada işin gurusu sayılıyor olacak ki, kendisine atfedilen övgülerle dolu dış sesten sonra kendisinden şu sözleri, altı çizili renkli yazılar eşliğinde aldık;
Madde 1: İlk olarak kadını soyuyoruz. Bu iş soyunmadan olmuyor. Kadını soyacağız.
Madde 2: Bir polemiğin ya da kavganın içine sokacağız. Gündemde olan başka bir sanatçıyla kafa kafaya vurduracağız, yok olur mu öyle şey, ayıp falan diyenler olur, onları eninde sonunda yola getirir ikna ederiz.</description></item><item><title>Allah akıl fikir versin...</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-07-27-allah-akil-fikir-versin/</link><pubDate>Fri, 27 Jul 2007 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-07-27-allah-akil-fikir-versin/</guid><description>Zekiliğin kriteri nedir? Daha komplike matematik işlemleri çözebilmek mi, birden fazla dil konuşmak mı, sanatta yetenek mi, yoksa sosyal nezaket kurallarına aşırı hakimiyet mi?
Bence düşünebilmektir&amp;hellip;
İnsanların yeteneklerinin değiştiğinin taaa lisede farkına varmıştım. Lise yıllarımda aklım başka yerlerdeydi, kimin değildi ki? Dolayısıyla okulda da son derece başarısızdım. Fakat başarılı olan arkadaşlarımla kendimi kıyasladığımda, aslında onlardan fikren daha donanımlı olduğumu gözlemlemiştim. Bu, tam da sistemde bir dengesizliğin olduğunu kavradığım ilk an oldu.</description></item><item><title>İlk kaybeden olmak</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-07-13-ilk-kaybeden-olmak/</link><pubDate>Fri, 13 Jul 2007 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-07-13-ilk-kaybeden-olmak/</guid><description>Farklı bir şey yapmak varken, zaten lider olanı takip etmek ve ikinciliğe oynamak niye?
Tüketicilerin zihninde Red Bull = Enerji İçeceği
Tamamen yeni bir kategori, yenilikçi bir ürün.
Bu eşitliği bozmaya çalışmak (senelerce ve hem maddi hem manevi eforlarla) en fazla ikincilik getirebilir. Aynı şeyi hep gördük. Bugün Burger King McDonald&amp;rsquo;s&amp;rsquo;ın peşinden gitmeyip Hamburger yerine tavuk kanadı satıyor olsaydı Kentucky Fried Chicken gibi kendi kategorisinde 1 numara olabilirdi. Burger King&amp;rsquo;i ne kadar çok sevsem de şu ortada; her takipçiye olduğu, gibi Burger King&amp;rsquo;in gelebileceği en büyük yer de ikinciliktir.</description></item><item><title>Burn vs. Ateş Suyu</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-07-11-burn-vs-ates-suyu/</link><pubDate>Wed, 11 Jul 2007 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-07-11-burn-vs-ates-suyu/</guid><description>Başarılı olmuş iş modelini al, ufak değişiklikler haricinde birebir uygula. Sanırım bu, Ülker&amp;rsquo;in dağıtımdan sonra yapabildiği en iyi şey. O değişiklikler de olmasa Sözleşmeli Üretim ya da Franchising bile diyebilirdim ama, söz konusu 2.markanın Ülker&amp;rsquo;e ait olduğunu gördüğümde yeni bir marka olduğunu ve bir Ülker klasiğinin daha vizyona girdiğini anladım. Ürünümüz Ateş Suyu. Raflarda gördüğümde ilk tepkim ismin çok başarısız olduğu oldu. Ardından da Burn&amp;rsquo;le yan yana teşhir edilmesi, kutu tasarımının birbirine benzerliği (bir tek renkler Red Bull&amp;rsquo;dan) ve ufak ayrıntılar dışında neredeyse aynı olması dikkatimi çeken diğer unsurlardı.</description></item><item><title>Desibeller artıyor...</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-07-10-desibeller-artiyor/</link><pubDate>Tue, 10 Jul 2007 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-07-10-desibeller-artiyor/</guid><description>Evet&amp;hellip; Seçim günü yaklaştıkça finansal gücü seçim otobüsü kiralamaya yeten güzide partilerimiz desibellerini mobilize bir şekilde sokak sokak dolaşarak peşpeşe arttırıyorlar. Yetmeyenler de ilçe başkanlıklarına doldurdukları kolonlarla çakılı defans sistemiyle desibel saldırısında bulunuyorlar. Tam saha pres. Bunalan ne yazık ki rakip partiler değil, biz.
Merak edip internete biraz baktığımda seçim zamanı özel olarak bu iş için tasarlanmış hoparlörlü kamyonet-minibüs kiralayan şirketlerin sayısının oldukça fazla olduğunu gördüm. Dönemsel de olsa gerçekten büyük bir pazarı var belli ki.</description></item><item><title>Transformers, more than meets the eye</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-07-09-transformers-more-than-meets-the-eye/</link><pubDate>Mon, 09 Jul 2007 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-07-09-transformers-more-than-meets-the-eye/</guid><description>Transformers haftasonumu eğlenceli kılan unsurlardan biriydi. Çok eğlenceli ve çok güzel bir film. Bence beklenenden fazlasını verdi. Tabi bunda çocukluğumuzun çizgi filmi olmasından dolayı büyük bir hatırı ve robot-insan savaşı hikayeleri içerisinde en yaratıcı bulduğum senaryolardan biri olmasının da payı var elbette. Kocaman USA bayrakları göreceğimiz ve bol bol başkanlık propogandası dinleyeceğimizi düşünürken filmde bunlara rastlamamak, hatta kimi yerlerde (ciddi bir tehdit varken başkanın kayıtsızca uzanıp asistandan brownie istemesi, filmin cast kısmında da bayan Witwicky&amp;rsquo;nin &amp;ldquo;burası Amerika, uzaylı robotlarla temas olsa hükümetimiz bunu bizden saklamazdı gibi) ince göndermeler görmek çok hoştu.</description></item><item><title>Siyasette awareness'a giden yolda</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-07-05-siyasette-awarenessa-giden-yolda/</link><pubDate>Thu, 05 Jul 2007 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-07-05-siyasette-awarenessa-giden-yolda/</guid><description>Kendi politik görüşlerimi bu yazıya asla katmayacağım. Zaten amacımız politika değil, pazarlama, konumuz da seçim otobüsleri-kamyonetleri. Geçen gün en yakın arkadaşımı acil&amp;rsquo;e bırakıp reçetesine yazılan ilacı almak için dışarı çıktığımda hastane önünden geçen bir tanesini görünce bu konuyu daha detaylı düşündüm.
Her seçimde, hemen her parti kendi hedef kitlesinin, düzeltiyorum, sempatizanlarının nüfusta baskın çoğunluğu oluşturduğu mahallere ya da parti binalarının önlerine pankartlar, bayraklar asar, afişler bastırıp yapıştırır. Büyük görüntü kirliliği oluşurulur ve bütün bunlardan oluşan pisliği temizlemek te seçim sonrası yeniden ya da ilk kez işbaşı yapacak olan belediyelere düşer.</description></item><item><title>Pattex gerilla uygulaması</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-07-04-pattex-gerilla-uygulamasi/</link><pubDate>Wed, 04 Jul 2007 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-07-04-pattex-gerilla-uygulamasi/</guid><description>Tepe Nautilus Carrefour&amp;rsquo;daki Pattex standı.
Uygulama çok hoşuma gitti, fotoğrafta pek güzel görünmese de yakından güzel duruyor. Çok orijinal olmuş. Tebrikler!</description></item><item><title>Avantajın varsa, n'aparsın?</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-07-03-avantajin-varsa-naparsin/</link><pubDate>Tue, 03 Jul 2007 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-07-03-avantajin-varsa-naparsin/</guid><description>Çakkıdı çakkıdı oynamam, orası gerçek.
Reklam hareketli olmuş, kıpır kıpır… Ama beni rahatsız eden, hoşuma gitmeyen bir yanı vardı ve bugüne kadar benim hiç aklıma gelmeyen bir şeyi geçen gün bir arkadaşım söyledi; &amp;ldquo;Advantage&amp;rsquo;ın olması gerektiği gibi elit değil, fazla hareketli, çok çingene* işi olmuş&amp;rdquo;.
Banka kartlarının konumları ve marka imajları üzerinde hiç detaylı olarak düşünmemiştim ama HSBC bende hep biraz snob bir imaj yaratmıştır. Eh, kartından da daha farklı bir şey beklemek elbette yanlış olur.</description></item><item><title>Mirasımızı iyi pazarlayamıyoruz...</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-07-01-mirasimizi-iyi-pazarlayamiyoruz/</link><pubDate>Sun, 01 Jul 2007 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-07-01-mirasimizi-iyi-pazarlayamiyoruz/</guid><description>Ön Not: Kendi blog&amp;rsquo;uma yazdığım bir yazıyı hiç değiştirmeden burada da yayınlamak istiyorum. Tesadüf olacak; aynı yazıyı geçen sene 1 Temmuz&amp;rsquo;da yayınlamışım. Tam 1 sene arayla, aynı yazı, yeniden&amp;hellip;
Bugün ilk kez Dolmabahçe Sarayı&amp;rsquo;na gittim. Çok büyük beklentilerle gitmemiştim zaten ama, yine de gezdiğim yerlerden etkilenmediğimi söylemeliyim.
Beni bu yazıyı yazmaya iten şey ise kendi çektiğim fotoğraflara tekrar bakmam oldu. Özellikle Atatürk ile ilgili yerlerde çektiğim fotoğraflara bakınca, orada bizzat bulunurken yaşadıklarımdan daha farklı hisler yaşadım.</description></item></channel></rss>