
Yaklaşık 3-4 yıl kadar önce Elon Musk, dünya nüfusunun uzun vadeli seyrine dair bir grafik paylaşmıştı: 2050’den sonra keskin bir düşüşün başlayacağı, ilerleyen on yıllarda ise nüfusun ciddi biçimde geri çekildiği bir tablo. Açıkçası o zaman bu senaryoya pek anlam ve ihtimal vermemiştim. Ama son dönemde okuduğumuz verilere bakınca, en azından yönü konusunda haklı çıkabileceğini düşünmeye başladım.
Önce bir şeyi netleştirmekte fayda var, çünkü bu tür grafikler dolaşıma girdiğinde çoğu zaman abartılıyor. Ana akım projeksiyonlar 2100’de nüfusun “yarıya inmesi” gibi bir şey söylemiyor. Birleşmiş Milletler, nüfusun 2080’lerin ortasında yaklaşık 10,3 milyarla zirve yapıp sonrasında yani yüzyıl sonuna doğru 10,2 milyara gerilemesini bekliyor. Daha karamsar modellerde bile 2060’ların ortasında ~9,7 milyar zirve, 2100’de ~8,8 milyar öngörüyor. Yani küresel ölçekte “yarı yarıya çöküş” değil, zirveden sonra başlayan ölçülü bir geri çekilme söz konusu.
Asıl çarpıcı olan tek tek ülkelerde olup bitenler: Çin’in nüfusunun 2100’e kadar 1,4 milyardan 633 milyona düşmesi bekleniyor. Musk’ın işaret ettiği “çöküş” muhtemelen bu ülke bazlı sert eğrilerin ve değişim hızının bir yansımasıydı. Bu ayrımı akılda tutmak, konuyu felaket tellallığına düşmeden konuşmayı mümkün kılıyor.

Küresel doğum oranlarındaki düşüş
Bu eğilimi en net biçimde doğum oranlarında görüyoruz. Dünyadaki 200’e yakın ülkenin büyük kısmında doğum oranı, bir nüfusun kendini yenilemesi için gereken 2,1 eşiğinin altına inmiş durumda. Yani insanlık, ortalamada kendini idame ettirmek için gerekenin altında çocuk yapıyor. Bu, birkaç istisnai ülkenin değil, farklı kıtaların, kültürlerin ve gelir düzeylerinin ortak tablosu.
Teknoloji faktörü: akıllı telefonlar ve 4G
Financial Times’ta yazılan dikkat çekici bir analiz, bu düşüşün son evresini doğrudan teknolojiyle ilişkilendiriyor. Analizin dayandığı çalışma, Cincinnati Üniversitesi’nden Nathan Hudson ve Hernán Moscoso-Boedo’nun ABD ve İngiltere’de 4G ağlarının yaygınlaşmasını incelediği bir makale. Buldukları şu: doğumlar, ilk ve en hızlı olarak yüksek hızlı mobil bağlantının en erken geldiği bölgelerde düşmüş.
Ülke bazlı zaman çizelgesi de bu resmi tamamlıyor:
• ABD, İngiltere, Avustralya: 2007’ye kadar nispeten stabil
• Fransa, Polonya: 2009’a kadar
• Meksika, Endonezya: 2012’ye kadar
• Gana, Nijerya, Senegal: 2013-2015’e kadar
Bu tarihler, akıllı telefonların ve mobil internetin bu ülkelere yaygınlaşma sırasıyla büyük ölçüde örtüşüyor. İlk bakışta oldukça güçlü bir korelasyon.
Peki bu tez ne kadar sağlam?
Bu grafik yayıldığında çoğu kişi “işte kanıt” deyip geçti. Oysa dürüst olmak gerekirse, bu bir korelasyon. Nedensellik olduğu henüz kanıtlanmış değil. Birkaç ciddi çekince var ve bunları görmezden gelmek konuyu haksız yere basitleştirir:
Etki büyük ölçüde gençlerle sınırlı. Çalışmanın yazarlarının kendisi, telefon şokunun asıl olarak teen (ergen) doğurganlığını vurduğunu, üreme çağındaki kadınların yaklaşık %80’ini oluşturan 25 yaş üstü grupta tipik ülkede belirgin bir etki görülmediğini söylüyor.
Erken 4G alan bölgeler zaten farklı. Yüksek hızlı bağlantıya ilk kavuşan yerler genellikle yoğun, kentsel ve kültürel olarak daha liberal bölgeler. Bu bölgelerde doğum oranının düşük olmasının nedeni doğrudan telefon değil, o yerlerin baştan beri farklı olan sosyal ve ekonomik profili de olabilir.
Tarihler krizle çakışıyor. 2007-2009 aralığı, aynı zamanda 2008 küresel finansal krizine denk geliyor. İnsanlar ekonomik belirsizlik dönemlerinde çocuk yapmayı erteler; bu, telefondan bağımsız güçlü bir açıklama.
Düşüş telefondan çok daha eski. Doğurganlık oranları, akıllı telefon bir yana, iPhone’dan onlarca yıl hatta bazı ülkelerde bir asır önce düşmeye başlamıştı. Yani şunu konuşmak daha makul; teknolojik ilerlemeler mevcut bir eğilimi hızlandırıyor, onu sıfırdan başlatmıyor.
Bunları söylemem tezi çürütmek için değil. Aksine, telefonların sosyalleşmeyi ve yüz yüze ilişki kurmayı azalttığı gözlemi bana da epey makul geliyor. Sadece her zamanki gibi “veriyle sağlamasını yapmak” istiyorum. 🙂
Güney Kore örneği
Konunun en uç örneği Güney Kore. Doğum oranı son yıllarda yaklaşık yarı yarıya düşerek dünyanın en düşük seviyelerinden birine indi (bugün kadın başına ~0,7 civarı). Gençler arasında sosyalleşme, evlilik ve çocuk sahibi olma o kadar geriledi ki, ülke resmen kendi demografik geleceğini yeniden tartışıyor. Kore, teknolojinin tek başına değil ama uzun çalışma saatleri, yüksek konut maliyetleri ve değişen toplumsal beklentilerle birleştiğinde nasıl bir tablo çıkardığının en somut örneği.
Yapay zekanın gelecekteki olası etkisi
Buradan sonrası biraz spekülasyon, biraz da öngörülerimi içeriyor, o yüzden iddia gibi değil merak gibi okunmasını isterim. 🙂
Şu anda gördüğüm kadarıyla mevcut çalışmalar henüz yapay zeka ile insan etkileşiminin doğurganlık üzerindeki etkisini doğrudan ele almıyor. Ama etrafımızda siz de fark etmişsinizdir, yapay zekayla kurulan ilişkiye giderek daha çok zaman ayıran ve sosyal çevresinden uzaklaşan insan sayısı artıyor. Eğer akıllı telefon ve sosyal medya için öne sürülen “yüz yüze ilişkiyi azaltıyor” mekanizması geçerliyse, yapay zeka bu etkiyi teoride çok daha ağır şekilde derinleştirebilir. Bu değişkenin gelecekteki senaryolara dahil edilmesi, nüfus tahminlerini daha da aşağı çekebilir. Ne olacağını gerçekten merak ediyorum.
Nüfus düşüşünü besleyen diğer faktörler
Elbette tek sebep teknoloji değil. Yazının konusu olmayan bambaşka meseleler de var. Tüm dünyayı saran ekonomik belirsizlikler ve yükselen yaşam maliyetleri, konut fiyatlarının gençlerin erişemeyeceği seviyeye çıkması ve barınma sorunu, kariyer ve eğitim süreçlerinin uzamasıyla ertelenen ebeveynlik, çocuk yetiştirmenin güncel finansal ve psikolojik maliyetleri, toplumun değişen değer öncelikleri gibi parametreler bu eğilimi pekiştiriyor. Tüm faktörler bir araya geldiğinde, resmin neden bu kadar yaygın ve inatçı olduğu daha anlaşılır hale geliyor. Sanki çocuk yapmak da “sınıfsal” bir eylem haline geliyor gibi.
Zihnimdeki ihtimal
Nüfusun gerilemesi, teknolojiye ve modern yaşama insan adaptasyonuyla iç içe geçmiş, son derece çok katmanlı bir konu. Akıllı telefon tezi güçlü ve zihin açıcı, ama tek başına her şeyi açıklamıyor. Ekonomi, kültür ve değişen sosyokültürel yapı da masada. Elon Musk’ın işaret ettiği yönün doğru çıkma ihtimali bana giderek daha yüksek görünüyor özellikle bazı ülkelerde. Ama “ne kadar hızlı” ve “hangi sebeple” sorularının cevabı halen açık. Önümüzdeki yıllarda, özellikle yapay zekanın ve onu çevreleyecek olan başlıca fiziki teknolojilerin bu denkleme nasıl gireceğini büyük bir merakla bekliyorum.