<?xml version="1.0" encoding="utf-8" standalone="yes"?><rss version="2.0" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"><channel><title>Blog on Eren Kumcuoğlu — Blog</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/</link><description>Recent content in Blog on Eren Kumcuoğlu — Blog</description><generator>Hugo</generator><language>tr</language><lastBuildDate>Wed, 20 Jul 2011 00:00:00 +0000</lastBuildDate><atom:link href="https://erenkumcuoglu.com/blog/index.xml" rel="self" type="application/rss+xml"/><item><title>Her son, yeni bir başlangıçtır aslında…</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2011-07-20-her-son-yeni-bir-baslangictir-aslinda/</link><pubDate>Wed, 20 Jul 2011 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2011-07-20-her-son-yeni-bir-baslangictir-aslinda/</guid><description>Uzun zamandır elimde bekleyen, yapmak isteyip de bir türlü yapamadığım bir duyuru vardı. Bugüne kısmetmiş…
2007 Haziran’dan beri yazdığım yazılarıma artık bir son verdiğimi bildiriyorum. 4 yıl içerisinde ilk iki yıl ağırlıklı olmak üzere toplamda 311 yazıyla iyi kötü bir arşiv oluşturdum. Takip edenler bilir, çeviri ya da piyasa haberi vermektense kavramsal çıkarımlarımı örneklendirip tasvir etmeye gayret ettim. Bugün geldiğim noktada içerik ve duruş konusunda farklı, mütevazi ve kendini yüceltmeyen bir ton kullanmaktan mutluyum.</description></item><item><title>Yayıncılık vs. dijital yayıncılık / Değişime direnç</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2011-04-04-yayincilik-vs-dijital-yayincilik-degisime-direnc/</link><pubDate>Mon, 04 Apr 2011 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2011-04-04-yayincilik-vs-dijital-yayincilik-degisime-direnc/</guid><description>Dijital yayıncılığın gelişmesiyle birlikte geleneksel yayıncılığın adaptasyon sorunları ve vizyonsuzluğuna değindiğim yazının üzerine tesadüfen bu Cumartesi günü bir köşe yazısına denk geldim.
Konu Tablet PC’ler olunca yayıncı tarafında enteresan bir direnç ortaya çıkıyor. Basılı kitap okuma hissinin eşsiz bir deneyim olduğu duygusal faktörler arasında yer alırken, rasyonel sebepler pek dişe dokunur düzeyde değil. Zira dijital yayıncılık görsel anlamda zengin, yalnız içerik değil arayüz, tasarım ve kurgu uzmanlığı da gerektiriyor. Ayrıca doğa dostu, ekonomik, hızlı, paylaşılabilir ve içerik yönetimi yapılabilir.</description></item><item><title>Standart ünvan sahibi ile “havalı” ünvan sahibi arasındaki fark</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2011-03-08-standart-unvan-sahibi-ile-havali-unvan-sahibi-arasindaki-far/</link><pubDate>Tue, 08 Mar 2011 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2011-03-08-standart-unvan-sahibi-ile-havali-unvan-sahibi-arasindaki-far/</guid><description>Geçen sene Seoul’de, dünyanın her yerinden “marketing executive”lerin toplandığı bir workshop’a katıldım. Birbirimizle best practice’lerimizi paylaştığımız bir oturum sırasında Türkiye’de yaptığımız bir çalışmadan da bahsettik. Sohbeti Amerikalı ve İngilizlerle birlikte gerçekleştirirken hiç beklemediğim bir tepkiyle karşılaştım. Kendi yaptıkları işleri anlatırlarken, bizim geçen sene basit bir fikirle geliştirdiğimiz bir sistemi anlatmak istedim. Daha “Google API ve Census datasını birleştirerek…” şeklinde cümleye başlamışken gözler büyüdü, “wow” sesleri yükseldi. O an ne kadar şaşırdığımı tarif edemeyeceğim.</description></item><item><title>Yayıncılık vs. dijital yayıncılık / Vizyon sorunları</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2011-01-20-eger-bir-suredir-is-hayatinin-icinde-olup-da-bu-konuda-bir-f/</link><pubDate>Thu, 20 Jan 2011 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2011-01-20-eger-bir-suredir-is-hayatinin-icinde-olup-da-bu-konuda-bir-f/</guid><description>2010 yılının ortasında bir dergi, Tablet PC&amp;rsquo;ler hakkındaki görüşlerimi yansıtmak amacıyla bir röportaj talebinde bulunmuştu.
Tek cümle öne çıkarmak istesem bu, &amp;ldquo;Tablet ürünlerin anlamlı fiyat düzeylerine gelmeden kısa vadede bir fark yaratmayacağını, fakat alım gücü seviyesine gelir gelmez tüketicinin bu teknolojiye hemen adapte olacağını düşünüyorum&amp;rdquo; olurdu.
Piyasadaki çeşitliliğin artmasıyla ve bir sürü Android&amp;rsquo;li cihazın çıkmasıyla birlikte, iyi bir Tablet PC&amp;rsquo;nin fiyatı, 2011 Ocak itibariyle 1500 TL seviyelerine gelmiş durumda.
Bu gelişmeyi görüp vizyonunu buna göre belirleyen bazı şirketlerin, bazı yayınlarının dijital versiyonlarından elde ettikleri gelirin, fiziksel versiyonlarının gelirini geçtiğini söylesem inanır mıydınız?</description></item><item><title>Kaybetme korkusundan kurtulamamak</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2011-01-07-yayinciligin-o-kadar-genc-ki-disleri-dijital-cagla-birlikte-/</link><pubDate>Fri, 07 Jan 2011 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2011-01-07-yayinciligin-o-kadar-genc-ki-disleri-dijital-cagla-birlikte-/</guid><description>Sıcağı sıcağına yazmak istedim…
Bugün, kısa zamanda değişecek endüstri şartlarından ötürü zaman içerisinde ürününü ve hizmetini kaybetme olasılığı olan bir şirket çalışanıyla toplantı yaptım.
Toplantı esnasında soru, iki sefer gündeme geldi.
İlkinde kendisi açık açık, değişecek trendin kendi ürünlerine ve hizmetlerine nasıl bir etki edeceğini &amp;ldquo;bir 10 yıl falan var nasılsa, değil mi?&amp;rdquo; diyerek endişeli bir dilde ifade etti. Sorusuna yuvarlak bir cevap vererek geçiştirdik…
Ancak, bu esnada kendisine, gelecekte şu anki iş kolundan çok daha büyük bir gelir ve gelecek vaat eden bir işbirliği için teklif sunuluyordu, fakat aynı soruyu bir sefer daha duyunca, kendisinin bu fırsatı düşünme aşamasında olmadığı kanıtlandı.</description></item><item><title>2011 mesajları</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2010-12-29-cevap-verdigimizi-merak-ediyor-olabilirsiniz-kendisine-iyili/</link><pubDate>Wed, 29 Dec 2010 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2010-12-29-cevap-verdigimizi-merak-ediyor-olabilirsiniz-kendisine-iyili/</guid><description>Bu yazıyı mesleki bir konuda görüşlerimi bildirmek için değil, belki seneye aklıma gelir diye, geleceğe not olarak yazıyorum. Merak edenler okuyabilir, “seninle ilgilenmiyoruz” diyorsanız kaçıp gitmekte serbestsiniz 2010 benim için (yük olarak) hem ağır, hem de çok fazla şey öğrendiğim bir gelişim senesi oldu. Çokuluslu şirketler, GDO’lu gıdalara benziyor. Kısa zamanda çok fazla şey öğreniyor, ancak bir o kadar çok yoruluyorsunuz. Bu sene içerisinde fazla bilgimin olmadığı iki farklı konuda uzmanlık kazandım, yetenek setlerime bir sürü yenilerini ekledim, farklı disiplinlerden gerçek tecrübelere sahip kaliteli insanlar tanıdım.</description></item><item><title>Bütçe yok!</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2010-10-26-butce-yok/</link><pubDate>Tue, 26 Oct 2010 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2010-10-26-butce-yok/</guid><description>Web ve interaktif pazarlama işleriyle uğraşan arkadaşlarımla konuştuğumda, halen 4 sene önce bu işe başladığımda duyduğum lafların aynısını duyuyorum;
Maalesef bütçe yok, Markalar henüz …. yatırıma hazır değil, Deli proje fikirlerimiz var ancak hiç biri onaydan geçmiyor, Bu işi yapmak için cesarete ihtiyaç var, bizde ise hiç cesaret yok… Bu şikayetler uzar gider, suç bütçeye atılır Oysa düşük bütçeli işlerin yegane rekabetçi üstünlükleri, çoğu zaman beraberinde getirdikleri daha inovatif kurgular, daha kreatif fikirler, daha efektif planlamalardır.</description></item><item><title>Şans üzerine</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2010-10-12-bulundugum-ve-her-iki-sartta-da-calistigimdan-oturu-bu-konu-/</link><pubDate>Tue, 12 Oct 2010 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2010-10-12-bulundugum-ve-her-iki-sartta-da-calistigimdan-oturu-bu-konu-/</guid><description>Beni yeni tanıyan insanlar zaman zaman sosyal sohbetlerimizde sorarlar &amp;ldquo;şansa inanıyor musun?&amp;rdquo; diye.
Onlara her seferinde &amp;ldquo;şans, insanın ayağına gelen fırsatları iyi değerlendirebilmesidir&amp;rdquo; diyerek cevap veriyorum.
Genellikle kendime yakın bulduğum insanlar ne demek istediğimi kavrayabiliyorlar. Kavrayamayanlarla konu üzerinde biraz daha tartışıyoruz.
Bana diyorlar ki; &amp;ldquo;çok şanslısın, iyi bir eğitim alabildin&amp;rdquo;. Bunu diyenler benimle aynı koşullarda okuyup kendini eğitemeyenleri görmezler…
Diyorlar ki; &amp;ldquo;çok şanslısın, çok kolay iş buldun&amp;rdquo;. Benim düzgün bir iş bulana kadar kaç gün ücretsiz çalıştığımı ve nelerden feragat ettiğimi bilmezler…</description></item><item><title>Lokasyon bazlı hizmetlerle öne çıkmak</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2010-09-17-lokasyon-bazli-hizmetlerle-one-cikmak/</link><pubDate>Fri, 17 Sep 2010 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2010-09-17-lokasyon-bazli-hizmetlerle-one-cikmak/</guid><description>Lokasyon bazlı hizmetler, yani Foursquare ve Facebook Places gibi uygulamalar son zamanlarda yükselen trend. Foursquare uzun bir süredir yayında olmasına rağmen early adopter’ların hegamonyasından çıkarak yeni popülerlik kazandı ve Facebook Places ise henüz Türkiye’ye gelmeden ciddi bir farkındalık yarattı.
Türkiye’ye gelmesiyle birlikte Smartphone kullanıcısı olan Facebook aboneleri de otomatik olarak lokasyon bazlı hizmet kullanıcıları arasına girecekler ve bu hizmetlerde daha önce olmadığı kadar ciddi bir pazar oluşacak. Büyük markaların bu yeniliği keşfetme süreleri, harekete geçerek bir şeyler yapmaları, ya da pazarlama iletişimi bütçeleri dahilinde mecra olarak değerlendirerek ağırlık vermeleri gibi uzun karar süreçleri, küçük işletmelerin (özellikle hizmetle ilgili olanların) büyükler arasında öne çıkabilmeleri için harika bir fırsat!</description></item><item><title>Orta düzeydeki insanların dünyası</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2010-09-14-uzerinde-calisabileceginiz-cesit-cesit-farkli-uygulama-geril/</link><pubDate>Tue, 14 Sep 2010 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2010-09-14-uzerinde-calisabileceginiz-cesit-cesit-farkli-uygulama-geril/</guid><description>Bu seferki yazıyı, kendim için çok şey bulduğumdan, kişisel bir not olsun diye yazdım. Büyük değer verdiğim Trevanian’ın Shibumi’sinden alıntıdır… “Senin orta düzeydeki kimselere karşı duyduğun aşağılıyıcı nefret, onlardaki geniş, kapsamlı kuvveti görmene engel oluyor. Sen kendi parlaklığının orta yerinde dururken, gözlerin öylesine kamaşıyor ki, odanın kuytu, karanlık köşelerini göremiyorsun. Oralarda kalabalıkların, beyinsiz insan kalabalığının ne tehlikeler hazırladığını görecek şekilde gözlerini ayarlayamıyorsun. Ben sana bunları söylerken bile, sevgili öğrencim, sen kendinden yeteneksiz kişilerin, sayıları ne kadar çok olursa olsun, seni yenebileceklerine inanmakta güçlük çekiyorsun.</description></item><item><title>Sosyalleşiyoruz da, iyi mi ediyoruz? – Lokasyon bazlı hizmetler</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2010-08-23-onemlisi-de-seni-cesitli-yemler-kullanarak-ofkeye-ve-saldiri/</link><pubDate>Mon, 23 Aug 2010 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2010-08-23-onemlisi-de-seni-cesitli-yemler-kullanarak-ofkeye-ve-saldiri/</guid><description>IM’inizde kaç kişi ekli? Twitter’da kaç tane takipçiniz var? Flickr üzerinde kaç tane fotoğrafınız bulunuyor? Friendfeed’de kendinizle ilgili ne kadar şey paylaşıyorsunuz? Facebook’taki arkadaşlarınızdan kaçını gerçekten tanıyorsunuz? LinkedIn’de her arkadaşınız olduğunu iddia eden kişiyi ekliyor musunuz? Foursquare’de bir bağımlı gibi her gittiğiniz yeri an be an check-in yapıyor musunuz? Eskiden, yani IRC kullandığımız dönemde herkes nickname’lerle gezinir, gerçek kimliğini deşifre etmemeye özen gösterirdi. Web 2.0 ve sosyal ağlar (çeşitli alt sebeplerle birlikte) bu olguyu tersine çevirdi.</description></item><item><title>Toplantılar ve üslup farkı</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2010-07-28-anonimiteye-getirdigi-son-gibi-asiri-kisisel-bilgi-paylasimi/</link><pubDate>Wed, 28 Jul 2010 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2010-07-28-anonimiteye-getirdigi-son-gibi-asiri-kisisel-bilgi-paylasimi/</guid><description>Toplantıların yalnızca büyük konular, anlaşmaya varılacak ya da çözüme ulaştırılacak işler için yapılması gerektiğini düşünürüm. Günümüz iş dünyasındaki toplantı eflasyonunu ve getirdiği zaman kaybını asla ve asla anlayamadım… Büyük projelerin toplantıları da, eğer taraflar birbirlerinin dilinden çok iyi anlamıyorsa, haliyle gergin olur. İşte böyle toplantılarda taraflardan birisi baskın rol üstlenerek konuları kendi lehine çıkartacağını düşünüp “sert adam”ı oynamak ve konuyu kendi istediği şekilde sonuçlandırmak isteyebilir. Bu kişiler bir veya birden fazla da olabilir… Benim tavrım her iki tarafın da birbirlerine karşı olan düzeylerini korumaları.</description></item><item><title>Dijital düşüne(bile)n pazarlama insanları</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2010-07-21-olmadiklarini-hatirlatmak-sizin-elinizde-dijital-dusunebilen/</link><pubDate>Wed, 21 Jul 2010 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2010-07-21-olmadiklarini-hatirlatmak-sizin-elinizde-dijital-dusunebilen/</guid><description>Geçtiğimiz günlerde iş amacıyla bir konferansa katıldım ve bir çok yeni insanla tanıştım. Konferans katılımcıları arasında Amerikan, İngiliz ve Fransızlar dışında Hint ve Orta Doğulular da mevcuttu. Konferans pazarlama ve iletişime dair pek çok konuyu kapsıyordu, ancak üçüncü gün yalnızca dijital pazarlama’ya ağırlık verildi ve trendler, teoriler, en iyi uygulamalar hep birlikte konuşulup tartışıldı. Konferans esnasında tahmin edebileceğiniz üzere oldukça aktif bir katılımda bulundum ve zaman zaman konuşmacıların sunumlarına müdahale etme ukalalığında bulundum Şaka bir yana, katılımcıların bir çoğu tartışmaların kendileri için oldukça besleyici olduğunu dile getirdi.</description></item><item><title>3 yılın ardından…</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2010-07-06-3-yilin-ardindan/</link><pubDate>Tue, 06 Jul 2010 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2010-07-06-3-yilin-ardindan/</guid><description>Hep söyledim; “özel günlerle aram hiç iyi değildir” diye (1), (2). Blog yazmaya başlayalı 3 sene olmuş, yıldönümünü yine bir kaç gün geçirmişim
Bu bir sene içerisinde pek çok şey değişti. En büyük değişikliklerden bir tanesi elbette iş değişikliği oldu. Yeni işimdeki yoğunluğum bana büyük tecrübeler olarak geri dönerken, bloguma ise maalesef ilgisizlik olarak yansıyor. Yazacak çok fazla konu birikmesine rağmen bir kısmını vakitsizlikten, bir kısmını ise paylaşamayacağımdan ötürü yazamıyorum. “Henüz” paylaşamayacağımdan…</description></item><item><title>Doğuştan Kör</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2010-06-16-sene-de-cok-tesekkur-ediyorum-hepimiz-icin-saglikli-keyifli-/</link><pubDate>Wed, 16 Jun 2010 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2010-06-16-sene-de-cok-tesekkur-ediyorum-hepimiz-icin-saglikli-keyifli-/</guid><description>Geçtiğimiz günlerde okuduğum bir kısa hikaye, duygusal iletişimin gücünü bir daha anımsattı. Anlatayım… Brooklyn Köprüsü’nde bir bahar günü, kör bir adam dilencilik yapıyormuş. Dizlerinin dibine bir tabela koymuş. Üzerinde “doğuştan kör” yazılıymış. Herkes dilencinin önünden geçip gidiyormuş. Bir reklamcı bunu görmüş. Tabelayı almış, arkasına birşeyler yazmış ve olduğu yere tekrar bırakmış. Ne olduysa olmuş… Gelip geçen ve bu tabeladaki yeni yazıyı okuyan herkes başlamış dilencinin önündeki şapkaya sürekli para atmaya…</description></item><item><title>GSM sektörü vs. Web iletişim araçları</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2010-06-07-sesini-dinlemek-gibi-hayatin-basit-guzelligine-kucak-acmakta/</link><pubDate>Mon, 07 Jun 2010 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2010-06-07-sesini-dinlemek-gibi-hayatin-basit-guzelligine-kucak-acmakta/</guid><description>Geçtiğimiz günlerde Hasan Başusta FriendFeed’de “Skype 2.0, Artık iPhone’de 3G ile aramayı destekliyor. Peki, GSM firmaları nasıl etkilenecek bu gelişmeden? Fikir yürütmek isteyen var mı?” diyerek sormuş. Cevap vermek istedim, ancak yorum olarak niş bir kitleyle paylaşmaktansa yazmayı yeğlediğimden geciktim. Pazarın genel durumunu hem telekomcular hem de teknoloji üreticilerini aynı kefeye koyarak, Skype gibi yeni iletişim araçlarının getireceği yeni dinamiklerle birlikte inceledim.
Pazarın genel durumu GSM teknolojileri pazarını teknoloji üreticileri ve telekom hizmet sağlayıcıları şeklinde bölümlediğimiz zaman 2009-2010 yıllarının dokunmatik telefonların yılı olduğunu söyleyebiliyoruz.</description></item><item><title>Tersine performans</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2010-06-01-altindan-cikarilip-esas-hizmetin-bir-parcasi-olacagina-isare/</link><pubDate>Tue, 01 Jun 2010 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2010-06-01-altindan-cikarilip-esas-hizmetin-bir-parcasi-olacagina-isare/</guid><description>Bazı mesleklerde başarı/performans kriteri, müşteriyi uzun süre elinizde tutmak değil, onlardan en çabuk şekilde, varsa sorunlarını da çözerek kurtulmaktır. Örnek mi? Tamir ve bakım işiyle uğraşan servisler, Call Center’lar, emlakçılar… Geçmişte diyetisyen bir hanımla, özel bir etkinlik için bir araya gelmiştik. Toplantı konularımız bittikten sonra kendisiyle hafif bir sosyal sohbet yapar, işine dair övgü dolu detaylardan bahsederken unutamayacağım bir şey söyledi; -Benim hastalarım beni çok sever, başka diyetisyen’e gitmezler. 9-10 yıllık bir sürü hastam var… 9-10 yıl… Bir sürü hasta… Düzenli rahatsızlık… Devam eden bir zayıflama-formu koruma süreci… Kendisini tebrik ederken içimden gerçekten de ne kadar başarılı olduğunu söyleyip gülüyordum</description></item><item><title>Düşünce kalkmayı bilmek gerek</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2010-05-20-kendisini-tebrik-ederken-icimden-gercekten-de-ne-kadar-basar/</link><pubDate>Thu, 20 May 2010 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2010-05-20-kendisini-tebrik-ederken-icimden-gercekten-de-ne-kadar-basar/</guid><description>Yarın 10 günlük (hayatımda hiç yapmadığım kadar) uzun bir tatile gidiyorum, fakat bu aralar başımdaki aksilikler gırla… Canımın bu denli sıkıldığı dönemlerde profesyonel yaşamımdaki performansım düşmesin diye kendimi, hayatımdaki bazı şeylerden geri çekiyorum. Blogum da bunlardan bir tanesi oldu ve bir süredir güncelleyemedim. Hem içimi dökeyim, hem de Pazarlama konusunun dışında da olsa bir şeyler paylaşayım istedim bu sefer sizinle… Bu içinde bulunduğum süreçte beni en çok üzen olay, motosikletimin motorunun, oluşan bir arızadan ötürü yanması oldu.</description></item><item><title>Sosyal Medya’yı iletişimcilerden temizlemek isteyenlere…</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2010-04-20-ha-bu-arada-bu-yorumda-bulunan-arkadasin-tam-ismine-friendfe/</link><pubDate>Tue, 20 Apr 2010 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2010-04-20-ha-bu-arada-bu-yorumda-bulunan-arkadasin-tam-ismine-friendfe/</guid><description>“Sosyal medyanın bir pazarlama mecrası olarak lanse edilmesi ve bu şekilde kullanılması beni rahatsız ediyor açıkçası.” gibi bir cümleye rastladım geçtiğimiz günlerde. Bu da bana zamanında söylenen; “TV’lere reklam vermek gereksiz bir masraf”, ya da “Gazetelerde reklam görmek beni rahatsız ediyor”, hatta, “Outdoor reklam görüntü kirliliğinden başka bir şey değil” benzeri söylemleri hatırlattı. Sanki geçen yüzyılda yaşayıp, telefon, demiryolu, faks gibi icatların üzerine yapılan talihsiz yorumlar gibi… Kulağa çok da farklı gelmiyor, değil mi?</description></item><item><title>Uzman kirliliğinin yaşandığı yerlerde…</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2010-04-13-sosyalligin-oldugu-her-yerde-iletisim-var-olacaktir-uzman-ki/</link><pubDate>Tue, 13 Apr 2010 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2010-04-13-sosyalligin-oldugu-her-yerde-iletisim-var-olacaktir-uzman-ki/</guid><description>Uzman kirliliğinin yaşandığı yerlerde en sık görülen davranış biçimleri aşağıdaki gibidir; Çok şey bildiğini iddia eden çoktur, fakat konuştuğunuzda pek azının donanımının yeterli olduğunu farkedersiniz, Tüm saptamalar sübjektif gerçekler üzerine dayalıdır, emsal bir vaka veya sav destekleyecek veriler yoksundur, Fikirlerini savunmak için destekçi ararlar, bulunmazsa geri çekilir, geri çekilemeyecek durumda kalırlarsa da kıvırılır, Ünvan ve reputasyon peşinden koşup eleştiri yaparlar, fakat çoğu doğru düzgün bir tane bile karşı önerme sunamaz, Uzmanlık ünvanları nadiren bir kurum tarafından verilmiştir, bir çoğunun uzmanlığının kim tarafından, nasıl verildiği bilinmez… Gözlemlerim arasında 5 dakika içerisinde aklıma gelen nitelikler bunlar oldu.</description></item><item><title>Israrcılık ve müşteri deneyimi</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2010-04-07-siz-siz-olun-bir-konuda-uzman-oldugunuzu-iddia-ediyorsaniz-y/</link><pubDate>Wed, 07 Apr 2010 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2010-04-07-siz-siz-olun-bir-konuda-uzman-oldugunuzu-iddia-ediyorsaniz-y/</guid><description>Aylar önce bir spor merkezine kayıt olmayı düşünürken arkadaşlarımızla yaşadığımız bir olay… Spor merkezi üyeliği satın almaya karar verme süreci, yatırım maliyeti göreceli olarak yüksek olduğundan ötürü genellikle orta-uzun değerlendirme sürecine tabii olan bir süreç. Bu süreçte daha önce defalarca kez bahsettiğimiz gibi offline’da müşteri-arkadaş yorumları, online’da ise farklı kaynaklar, doğrudan firmanın sağladığı içeriklere erişim ve benzeri bilgi kaynaklarından sağlıklı bir veri elde ederek sonuca ulaşmaya çalışıyoruz ve kararımızı bu sonuca göre veriyoruz.</description></item><item><title>Web’de Bilgi Yönetimi / Dış Kaynaklı Bilgilerin Optimizasyonu</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2010-03-16-hizmeti-premium-yapip-yapmadigini-incelemek-gerekir-webde-bi/</link><pubDate>Tue, 16 Mar 2010 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2010-03-16-hizmeti-premium-yapip-yapmadigini-incelemek-gerekir-webde-bi/</guid><description>Web’de Bilgi Yönetimi konusunun ilk unsuru olan Dijital Varlık Yönetimi ardından listede bahsettiğim diğer iki öğenin, Arama Motoru Optimizasyonu ve Sosyal Medya Optimizasyonu’ndan bahsedeceğim. Arama motorlarında çıkan sonuçları yarı kontrol edilebilir nitelememizin sebebi olarak, çeşitli SEO (Search Engine Optimization – Arama Motoru Optimizasyonu) teknikleri yardımıyla istediğimiz içeriklerin öne çıkarılması gibi çok basit bir sebebi önerebiliriz. Sosyal medya içerikleri konusunda ise durum değişkenlik gösteriyor. Söz konusu içeriklerin kontrol edilebilir olması için, içerik üreticileriyle karşılıklı bir diyalog</description></item><item><title>Web’de Bilgi Yönetimi / Dijital Varlık Yönetimi</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2010-03-03-yigina-ise-dijital-varlik-diyebiliriz-webde-bilgi-yonetimi-d/</link><pubDate>Wed, 03 Mar 2010 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2010-03-03-yigina-ise-dijital-varlik-diyebiliriz-webde-bilgi-yonetimi-d/</guid><description>Markaların dijital varlıklarının başlaması olarak internet kullanımının evlere girmesiyle sürecini öne sürebiliriz.
Elbette ki vizyoner liderlere sahip markalar, web’in potansiyelinin ve gelecekte getireceklerinin farkına vararak kendi bilgi akışlarını, web’in evlere girmesinden önce planlamış ve oluşturmuşlardır. Günümüze dönecek olursak, vizyoner şirketlerin artık kendi standartlarını oluşturduklarını görebiliriz (örneğin, Apple’ın yeni iş modeli olarak iTunes’u yaratması ve bir pazar yaratarak bundan ciddi gelirler elde etmesi). Dijital Varlık yaratmak, Web 2.0 yok ve herkes yayıncı değilken, kurumların inisiyatifinde, tek taraflı bir iletişim sürdürmek için yapılan bir aktiviteydi.</description></item><item><title>Okuyucularıma özür</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2010-02-10-okuyucularima-ozur/</link><pubDate>Wed, 10 Feb 2010 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2010-02-10-okuyucularima-ozur/</guid><description>Uzun zamandır yazma frekansımın düştüğünün farkındayım. Bunun sebepleri (ve size karşı mazaret) olarak yoğun iş tempomu, ilgilendiğim profesyonel ve bireysel projelerin sayısının artmasını, özel yaşantıma, aileme, arkadaşlarıma ve kendime ayıracak vakti ancak buluyor olmamı sürebiliyorum.
Pratiklerden, gün içerisinde deneyimlediğim şeylerden ve kendi işlerimden bahsetmemeye, bunlardan ziyade kavramsal, daha spesifik konularda uyarlanabilir fikirler üreterek yazmaya özen gösteriyorum. Ancak bu tempo içerisinde mevcut olan düşüncelerimi yazıya geçirmek, başka kaynaklardan araştırarak ortaya farklı argümanlar atmak için vakit bulamayabiliyorum.</description></item><item><title>Stratejik iletişim planı vs. Sosyal Medya (eleştiri)</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2010-01-31-geliyor-hepinize-tesekkur-ediyorum-stratejik-iletisim-plani-/</link><pubDate>Sun, 31 Jan 2010 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2010-01-31-geliyor-hepinize-tesekkur-ediyorum-stratejik-iletisim-plani-/</guid><description>Son zamanlarda kavramsal konular üzerinden yazılar yazmaya ve canlı örnekleri eleştirmemeye gayret ediyorum, ancak birbiri ardına gördüğüm online bir çok işin ardından da kendi kendime, işlerin niteliğini değil ama, doğruluklarını sorguluyorum. Malum, sosyal medya yükselen trendimiz. Online iletişimi henüz tam olarak kavrayamamışken, herkesin allı pullu ünvanlarla kendini bir yere konumlandırma çabası içerisine girdiği sosyal medya’da, markalar tam anlamıyla yularlarını, bu konuda bir iddiada bulunan kişilere teslim etmiş ve nereye sürülürlerse o tarafa doğru bilinçsizce koşturmaktalar.</description></item><item><title>Web’de olumsuz içeriğin önüne geçmek</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2010-01-21-yazi-odagindan-cikacak-ve-uzayacak-belki-bir-sonraki-yaziya-/</link><pubDate>Thu, 21 Jan 2010 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2010-01-21-yazi-odagindan-cikacak-ve-uzayacak-belki-bir-sonraki-yaziya-/</guid><description>Deneyimi, Pazarlama İletişimi
Blog yazanlara tavsiye başlıklı yazıma Barış Mert Gezer çok güzel bir yorum yaptı. Onun yorumunun üzerine verdiğim cevabı da ayrı bir yazı olarak yayınlamaya karar verdim. Yorum şöyle başlıyordu; “Belkide işin gereği şirketler açısından düşünüyorsun. Uğradıkları haksızlıkları görüyorsan buna bir tepki de olabilir seninki. Fakat genelde haksızlığa uğrayan tüketici olmuştur. Hem de çok uzun zamandan beri.” Haklı. Ancak, doğruyu bulabilmek için açık fikirli olmak ve bir çok perspektiften bakmak gerekir.</description></item><item><title>Sosyal Medya 101: Blog yazanlara tavsiye</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2010-01-11-onemli-olan-onlari-terbiye-etmek-ve-ardindan-kralmis-gibi-hi/</link><pubDate>Mon, 11 Jan 2010 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2010-01-11-onemli-olan-onlari-terbiye-etmek-ve-ardindan-kralmis-gibi-hi/</guid><description>Bu defa tersine gidelim, hep markalara tavsiyelerde bulunduk, biraz da yazanlara ve işi ciddiye alanlara seslenelim. “Sosyal Medya’yı anlamadılar…” diye markalara verip veriştiriyorsunuz da, siz ne anladınız? Ya da şöyle sorayım; “Sizin sosyal medya anlayışınız nedir?” Bir tarafa bakıldığında canı yandığı için, haklı olsun olmasın, markalara acımasızca saldıran bir güruh, bir tarafta al gülüm ver gülüm ilişkileri, bir tarafta ise markalardan sponsorluk ya da bedelsiz ürün sağlamak için çeşitli numaralar yaratıldığını görüyoruz.</description></item><item><title>Sosyal Medya 101: İtibar Yönetimi</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2010-01-04-bu-sorularin-cevaplari-kafamizda-netlestikten-sonra-oynamaya/</link><pubDate>Mon, 04 Jan 2010 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2010-01-04-bu-sorularin-cevaplari-kafamizda-netlestikten-sonra-oynamaya/</guid><description>Negatif buzz, markaların korkulu rüyası haline geldi. Dijital ajanslar da sosyal medya’yı cash cow olarak gördüklerinden, bu tip yangınlara körükle gidiyorlar.
Elbette, negatif içeriğin yayılması marka için istenmeyen bir durumdur. Kesinlikle görmezden gelinmesi gerek demiyoruz. Yalnızca, daha önce de bahsettiğimiz gibi “her ağlayana emzik verilmemeli”. Bu tip negatif buzz yaratan insanları dinleyin. İyi dinleyin ki, yanlışlarınız varsa düzeltin. Ancak, markanıza haksızlık yapılıyorsa da, bedelini ödetin. İlerleyen günlerde blog yazmak gibi yayıncılıkların çeşidi ve hacmi artacak.</description></item><item><title>Bu yıl karar aldım…</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2010-01-01-yayincilarin-sosyal-medya-anlayislarini-ise-bir-sonraki-yazi/</link><pubDate>Fri, 01 Jan 2010 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2010-01-01-yayincilarin-sosyal-medya-anlayislarini-ise-bir-sonraki-yazi/</guid><description>Sevgili hocam Ahmet Durul, “1 Ocak 2010′dan başlayarak hayatımda 5 şey out, 5 şey in olacak” diyerek bir liste yapmış, paylaştığı kişilerden de kendi 5in5out listesini paylaşmalarını rica etmiş.
Ben, -madem yazdım- sizlerle de (satırına dokunmadan) paylaşmak istedim.
————BU YIL KARAR ALDIM…
1 OCAK 2010 DAN BAŞLAYARAK, HAYATIMDA BEŞ ŞEY “OUT”, BEŞ ŞEY “IN” OLACAK.
Hocam, ilham verdiniz, ben de hayatımda bundan sonra 5 şey “Out”, 5 şey “In” olacak dedim ve kendi listemi yaptım.</description></item><item><title>2010 hepimiz için süper bir yıl olsun!</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2009-12-28-vardir-degisim-bireyden-baslar-herkes-icin-iyi-dileklerimi-t/</link><pubDate>Mon, 28 Dec 2009 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2009-12-28-vardir-degisim-bireyden-baslar-herkes-icin-iyi-dileklerimi-t/</guid><description>Hayata ne kadar verirseniz, o kadarını geri alıyorsunuz. 2009 benim için fırsat dolu bir yıl oldu. Yepyeni bir iş, yeni arkadaşlıklar, yeni hobiler, yeni ortamlar… 2010 yılına girerken, 2009 içinde sahip olduğum her şeyin çok daha fazlasına ve çok daha iyisine sahibim! Sizin için durum nasıldı bilemiyorum, ama umarım 2010 size de 2009′un bana getirdiği şansı ve bolluğu getirir. 2009 için ben “süper bir yıldı!” diyorum. İstediklerimi elde ettiğim ve yükselme yaşadığım bu yılı “süper” diyerek niteliyorum.</description></item><item><title>Marka Konferansı 2009 izlenimlerim</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2009-12-24-icin-superdir-o-yuzden-soyle-soylemek-istiyorum-2010-hepimiz/</link><pubDate>Thu, 24 Dec 2009 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2009-12-24-icin-superdir-o-yuzden-soyle-soylemek-istiyorum-2010-hepimiz/</guid><description>Bu sene Çırağan Kempinski&amp;rsquo;de düzenlenen Marka Konferansı 2009&amp;rsquo;a Efes Pilsen&amp;rsquo;in davetlisi olarak katıldım.
Hesapta yokken güzel de bir sürpriz oldu, kahvaltı ederken Bigumigu&amp;rsquo;dan Yalçın Pembecioğlu ile karşılaştık ve konferans boyunca birbirimize eşlik ettik.
Keyifli sohbeti ve arkadaşlığı için kendisine bir kez de buradan teşekkür ederim.
İşimdeki yoğunluk dolayısıyla yalnızca ilk gününe katılabildiğim konferans hakkındaki izlenimlerimi yakın çevremle paylaştığım gibi sizinle de paylaşmak istiyorum. Uzun uzadıya yazmak niyetinde değilim, kısa kısa bullet point&amp;rsquo;ler halinde aktarmaya çalışacağım&amp;hellip;</description></item><item><title>User Generated Content ve başarı kriterleri</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2009-12-09-umarim-sizin-icin-de-faydasi-olmustur-user-generated-content/</link><pubDate>Wed, 09 Dec 2009 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2009-12-09-umarim-sizin-icin-de-faydasi-olmustur-user-generated-content/</guid><description>User Generated Content özen ister başlıklı yazıma Ufuk Özgül, “kullanıcılardan istenen içerik ne kadar sadeleştirilirse başarı doğru orantılı artıyor” gibi bir yorumda bulundu. User Generated Content işlerinin başarı kriterlerine dair görüşlerimi, geçen yazının konusu olmadığından dolayı ekleme gereği duymamıştım, ancak yorum üzerine bir ekleme yapmak gerektiğini düşünüyorum.
Kriter belirlemek User Generated Content yoluyla yapılan tüm işler, tıpkı diğer işlerde olduğu gibi çeşitli hedeflere bağlı olabilir. Bu, 100.000 tekil katılım gibi bir hedef olabileceği gibi, uzun soluklu bir puzzle’ın parçalarının gün be gün birleştirilerek ortaya belli bir mesajın ya da fikirin çıkartılmasıda olabilir.</description></item><item><title>User Generated Content özen ister</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2009-12-04-user-generated-content-ozen-ister/</link><pubDate>Fri, 04 Dec 2009 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2009-12-04-user-generated-content-ozen-ister/</guid><description>Uzun süredir güncel vakalar üzerine değil, kavramsal konular üzerine yazıyordum. Bu sefer biraz değişiklik olsun istedim.
Interaktif projelerin yaratılma süreçlerinde en uzun süren işlemlerden biri şüphesiz içerik yaratma süreci oluyor.
Bunun farkında olan ve interaktif çalışmalar yaratan ajansların bir çoğu, bir süreden beri sırtını user generated content&amp;rsquo;e dayamış durumda.
&amp;ldquo;Bir elin nesi var, iki elin sesi var&amp;rdquo; demiş eskiler. Haklılar da.
Bir ekiple birlikte içerik oluşturmanın çeşit çeşit zorlukları var. Zaman kısıtlaması, operasyonel işlerin ağırlığı, projeye kapılıp fikrin bütününü görememek bunlardan yalnızca bir kaçı.</description></item><item><title>Web 3.0 ve Pazarlama / Gelecekte pazarlama</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2009-11-24-web-30-ve-pazarlama/</link><pubDate>Tue, 24 Nov 2009 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2009-11-24-web-30-ve-pazarlama/</guid><description>Web 2.0 ile birlikte yapılan duyurum ve aktivitelere anında feedback verilmesi konusu, bugün bile markaların bir çoğu için bir &amp;ldquo;dezavantaj&amp;rdquo;.
Bir çok marka, ürünü ve hizmeti hakkında yalnızca olumlu geri bildirimleri web&amp;rsquo;de görmek istiyor. Olumsuz geri bildirimler, yapılan hataların düzeltilmesi ve gelişim için bir fırsat olarak değil, yalnızca sorun kaynağı olarak görülüyor.
Sosyal Medya&amp;rsquo;nın başlattığı kitleden markaya enformasyon akışı sürecinden, Web 2.0 ve Web 3.0 ile birlikte ivme kazanacak ve herkesin birer yayıncı olabileceğinden bahsetmiştik.</description></item><item><title>Adres değişikliği</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2009-10-08-adres-degisikligi/</link><pubDate>Thu, 08 Oct 2009 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2009-10-08-adres-degisikligi/</guid><description>Herkese merhaba,
Blogumu bir süredir güncellemediğimi fark etmişsinizdir. Aslında güncelliyorum, ancak burada değil, yeni adresinde.
Bundan böyle bu linki kullanmayacağım. Artık yazılarımı http://www.erenkumcuoglu.com/ adresinden takip edebilirsiniz.
Görüşmek üzere.</description></item><item><title>Yeni Tema</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2009-09-25-yeni-tema/</link><pubDate>Fri, 25 Sep 2009 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2009-09-25-yeni-tema/</guid><description>2 seneyi aşkın standart blogspot temasında yazdıktan sonra, arkadaşlarımın da yardımıyla blogumun temasını yeniledim. Daha sade, kendimi daha iyi ifade edebileceğim, sosyal ağlardaki hesaplarımı da açıkça paylaşabileceğim bir tema olduğunu düşünüyorum. Umarım siz de beğenirsiniz. Henüz tam anlamıyla tamamlanmadı, ama bir süre daha ulaşılamamasındansa, eksiklikleri gözlemledikçe yavaş yavaş gidermeyi uygun gördüm. Tasarım öğelerine ve kullanıcıya kolaylık sağlayan araçları geliştirmeye yönelik yorumlarınız olursa beklerim. Blogumu yenilememde yardımı dokunan arkadaşlarım Burak Bayburtlu, Arman Acar ve Fatih Taşkıran‘a binlerce teşekkürler.</description></item><item><title>Internet reklamcılığı (şimdilik) kolay meslek</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2009-09-17-internet-reklamciligi-simdilik-kolay/</link><pubDate>Thu, 17 Sep 2009 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2009-09-17-internet-reklamciligi-simdilik-kolay/</guid><description>İnternet reklamcılığı kolay meslek haline geldi.
Bunu bu şekilde rahatça söyleyebilmemin sebebi elbette, sitelerin, banner/reklam alanları olarak halen belli başlı görünür kısımlarının kullanılması ve site sahiplerinin, bu alanları medya planlama şirketlerine haraç mezat satılması&amp;hellip;
Zaten internet girişimcisi olmak isteyen kişilerin iş fikirlerine baktığımızda da en büyük eksikliğin &amp;ldquo;gelir modeli yaratmak&amp;rdquo; olduğunu açıkça görebiliyoruz.
Sıfırdan başlayacak girişimcilik fikirlerinin gelir modeli kısırlığı karşısında, büyük çarklara sahip portallar ne kadar esnek olabilir?
İstedikten sonra, yeni yaklaşımlar ve modeller geliştirmek mümkün.</description></item><item><title>Sosyal medya Türk siyaseti'ni etkiler mi?</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2009-09-11-sosyal-medya-turk-siyasetini-etkiler-mi/</link><pubDate>Fri, 11 Sep 2009 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2009-09-11-sosyal-medya-turk-siyasetini-etkiler-mi/</guid><description>İstanbul bugünlerde yağmurla boğuşuyor.
Durumun afet haline gelmesinin ardından, bu krizin iletişiminde çözüm olarak, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı ve çeşitli bakanların televizyonlarda, gerçekten sağlıklı düşünebilen bireyleri zorlayacak demeçler vermeleri ön görülmüş.
Geleneksel iletişim kanallarının kullanılması ve kriz iletişimi ile ilgili bir şeyler söylemek isterdim, fakat bu açıklamaların maksadının farklı olduğunu düşünüyorum. Bu irrasyonel beyanatların, kürt açılımı konusu üzerinden dikkatleri biraz olsun dağıtmak ve gelen şehit haberlerinin yankısını iyice bastırmak amacıyla maksatlı biçimde veriliyor olması muhtemel.</description></item><item><title>Türk pazarlama insanları bir arada</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2009-09-09-turk-pazarlama-insanlari-bir-arada/</link><pubDate>Wed, 09 Sep 2009 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2009-09-09-turk-pazarlama-insanlari-bir-arada/</guid><description>Geçtiğimiz ay içerisinde, LinkedIn üzerindeki Turkish Business Network grubunda &amp;ldquo;Turkish Marketing Professionals&amp;rdquo; adında bir grup açtık.
Halihazırda Türk pazarlama profesyonelleri özelinde bir sosyal ağ ve paylaşım platformu bulunmuyor. Turkish Business Network altında oluşturduğumuz ve şu an 300&amp;rsquo;ü aşkın üyesi bulunan grubumuzla bunu başarmayı ve pazarlama ile ilgili insanları bir çatı altında toplayarak etkileşimi yüksek bir sosyal ağ yaratmayı hedefliyoruz.
En önemli bariyerimiz Türk profesyonellerinin halen LinkedIn gibi profesyonel hayata dair sosyal ağ sitelerinden haberdar olmamaları, haberdar olanların da LinkedIn&amp;rsquo;i aktif olarak kullanmamaları.</description></item><item><title>Markalar ve Tüketici 2.0 / Her ağlayana emzik vermeli mi?</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2009-09-01-markalar-ve-tuketici-20-her-aglayana-emzik-vermeli-mi/</link><pubDate>Tue, 01 Sep 2009 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2009-09-01-markalar-ve-tuketici-20-her-aglayana-emzik-vermeli-mi/</guid><description>Ufuk, &amp;ldquo;bilinçsiz tüketiciler sosyal medya&amp;rsquo;da&amp;rdquo; adında bir yazı yazdı.
Kendisiyle bir süredir sorun yaşayan ve sorun yaratan tüketicilerin web&amp;rsquo;de ne kadar ileri gidebileceği konusunda tartışıyoruz. Buna naçizane dair çözümlerimi &amp;ldquo;Sorunlu Tüketici 2.0 ve çözümler&amp;rdquo; adlı bir yazıda dile getirmiştim.
Ben, Ufuk&amp;rsquo;la yaptığımız tartışmalardan yola çıkarak, onun görüşlerine göre bu konuda biraz daha katı olduğumu düşünüyorum.
Çünkü bir pazarlama insanı olarak klavyenin başına oturanların, haklı da olsalar artık zıvanadan çıktığını düşünmeye başladım.</description></item><item><title>Yarın hayatınızda...</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2009-08-27-yarin-hayatinizda/</link><pubDate>Thu, 27 Aug 2009 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2009-08-27-yarin-hayatinizda/</guid><description>Uzun zamandır ara vermiş olduğum &amp;ldquo;yarın hayatınızda&amp;rdquo; serisine devam&amp;hellip;
Facebook olmasa&amp;hellip; İlkokul arkadaşlarını birbirleriyle buluşturabilen bu sosyal ağ, bir türlü düzgün gelir modeli oluşturamadığından, hızlı büyümesinin getirdiği maliyetlerden ve kullanıcı deneyimlerini umursamadan sitede yaptığı değişikliklerle ötürü popülaritesini yitirerek kullanıcı kaybetse&amp;hellip; Tüm dünyada milyonlarca kullanıcısının hesap bilgilerini yarın itibariyle sileceğini ve hizmet dışı kalacağını duyursa&amp;hellip;
Fenomen haline gelmiş bu sosyal ağ sitesini özler misiniz? Yoksa umrunuzda olmaz mı?</description></item><item><title>Eğlence endüstrisi ve iletişim</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2009-08-19-eglence-endustrisi-ve-iletisim/</link><pubDate>Wed, 19 Aug 2009 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2009-08-19-eglence-endustrisi-ve-iletisim/</guid><description>Daha önce eğlence endüstrisinde fark yaratmak ve ekrandaki yapıtlar üzerine fikirlerimi belirtmiştim.
Son zamanlarda kitabevlerine uğradıysanız ya da yabancı dizi/film trendlerini takip ediyorsanız, özellikle revaçta olan konunun vampir hikayeleri olduğunu gözlemlemiş olabilirsiniz.
Vampir kelimesi aklımızda zaten kan emerek beslenen, gün ışığından kaçınan, gümüş bir kurşunla ya da kalbine girecek ahşap bir kazıkla öldürülebilen, besin zincirinin en üstünün yeni hakimi olan sivri dişli yırtıcılar olarak yer etmiş durumdalar.
Bu tanım doğrultusunda bir hayat tarzı oluşturmak için, geriye yalnızca bu yaşamları günümüze uyarlamak kalıyor.</description></item><item><title>Şirketler için (İK temelli) itibar yönetimi 2.0</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2009-08-13-sirketler-icin-ik-temelli-itibar-yonetimi-20/</link><pubDate>Thu, 13 Aug 2009 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2009-08-13-sirketler-icin-ik-temelli-itibar-yonetimi-20/</guid><description>Profesyonel kimliği web&amp;rsquo;de öne çıkarmanın sakıncalarından ve zaman içerisinde kişisel marka&amp;rsquo;ya nasıl zarar verebileceğinden bahsetmiştik.
Bu sefer de profesyonel kimliği web&amp;rsquo;de ön plana çıkarmanın şirkete nasıl zarar verdiğinden bahsedelim.
İçinde bulunduğumuz ve Sosyal Medya kullanımının early majority seviyesine girmeye başladığı bugünlerde, gazetelerin İK eklerinde blog yazmanın kariyer basamağını daha kolay ve erken tırmanmak için bir yol olduğunun altı çiziliyor.
Bu da yeni mezunların değil ama, hali hazırda bir şirkette çalışan insanların kendilerini bir şekilde gösterme çabası haline gelebiliyor.</description></item><item><title>3G lansmanını siz yapıyor olsaydınız...</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2009-08-06-3g-lansmanini-siz-yapiyor-olsaydiniz/</link><pubDate>Thu, 06 Aug 2009 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2009-08-06-3g-lansmanini-siz-yapiyor-olsaydiniz/</guid><description>Operatörler 3G diye ortalığı yıkıp geçiyor. Bu iletişim bombardımanında 3G&amp;rsquo;den uzak kalabilmek imkansız.
Çok nadiren televizyon izlerim. Bu haftasonu da o nadir anlardan birinde, bir reklam kuşağında 3 dakika içerisinde 6 frekans 3G reklamı izlemiş bulundum.
Bu kadar yoğun yayın yapılmasına rağmen naçiz görüşüm, Türkiye&amp;rsquo;deki telefon operatörlerin yolunu şaşırmış olduğu…
Haksız da sayılmazlar, zira 3G aslında bir çok mobil teknolojinin kullanım alanını genişleteceği gibi, web 3.0 teknolojilerinin de kapısını aralayacak.</description></item><item><title>Ünlüler için Sosyal Medya Cangılı</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2009-07-29-unluler-icin-sosyal-medya-cangili/</link><pubDate>Wed, 29 Jul 2009 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2009-07-29-unluler-icin-sosyal-medya-cangili/</guid><description>Sevgili Toygarcan, kanına kim girdi bilmiyorum; belki cin fikirli menajerin, belki komşunun üniversite&amp;rsquo;ye giden fazla zeki çocuğu, belki bir hayranın ya da belki de hiçbiri değil, içgüdüsel bir şekilde kendi tercihin… Netice itibariyle, &amp;ldquo;sosyal medya&amp;rdquo; denen cangıla girmiş bulunuyorsun…
Sosyal Medya&amp;rsquo;yı neden cangıl diye nitelendirdiğimi bilmek ister misin?
Anlatayım.
Bu &amp;ldquo;balta girmemiş&amp;rdquo; rafine ortamdan kafanı içeriye uzattığın anda ilk önce sesler duymaya başlarsın.
Sen daha bilgisayarının başında güleryüzle, yaşamının içinden kareleri, senin gibi fakat ünlü olmayan insanlarla paylaşmanın heyecanını yaşarken bir anda kavga, gürültü, kıyamet kopabilir.</description></item><item><title>Web 2.0 ve online toplulukların satın alma kararları üzerindeki etkisinin yönetilmesi</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2009-07-22-web-20-ve-online-topluluklarin-satin-alma/</link><pubDate>Wed, 22 Jul 2009 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2009-07-22-web-20-ve-online-topluluklarin-satin-alma/</guid><description>Web teknolojilerinin gelişmesiyle birlikte perakende önündeki en büyük engellerden biri de, zayıf satış sonrası hizmetlerin (ya da benzer sorunların) namının web&amp;rsquo;de yolunu alıp yürümesi oldu. Aslında bu, her sektör için geçerli bir olgu.
Perakende ve teknoloji ürünleri üzerinde bu kadar durmamın sebebi olarak ise, hata toleranslarının çok düşük olmasından ötürü kısa vadede en büyük zararı görmesi muhtemel sektörler olmalarını gösterebilirim.
Hata toleransı düşük olunca, örneğin, bir elektronik ürünü;
Vaat edilen performans beklentilerini (son derece göreceli olan tüketici değerlendirmelerine göre) karşılayamazsa, Çeşitli teknik sorunlar yaşatırsa, Satış sonrası hizmetlerde sorun çözümü geliştiremez, çözümcü olmaktan kaçınır ya da, Herhangi bir sebepten ötürü beklentileri karşılayamazsa, kendisi hakkındaki olumsuz tecrübe&amp;rsquo;ye, ürünle doğrudan ilgili ya da ürünün bulunduğu kategorilere ait forum, blog, alışveriş siteleri gibi etkileşimin bol olduğu alanlarda negatif geri bildirimler olarak erişebilir.</description></item><item><title>Perakende ile Web'in bütünleşmesi nasıl avantaj olur? / SEO'nun önemi</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2009-07-15-perakende-ile-webin-butunlesmesi-nasil/</link><pubDate>Wed, 15 Jul 2009 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2009-07-15-perakende-ile-webin-butunlesmesi-nasil/</guid><description>Web&amp;rsquo;deki gelişmeleri kendilerine bir araç olarak kullanabilecek perakendeciler kazançlı çıkacak cümlesinden yola çıkarak, neler yapılabileceğinden biraz bahsedelim&amp;hellip;
Perakende&amp;rsquo;yi web&amp;rsquo;e entegre etmek neden bu kadar önem kazanacak?
Çünkü mobil ve Augmented Reality teknolojileri, daha önce de bahsettiğimiz gibi, perakendecilik anlayışını daha rekabetçi bir ortama sokacak.
Mobil barkod taraması ya da çeşitli Augmented Reality destekli uygulamalarla elimizde tuttuğumuz telefon ya da benzeri internet bağlantılı cihazlarla satış noktalarında bile ürünler ve/veya hizmetler hakkında anında diğer insanların tecrübelerine erişebileceğiz.</description></item><item><title>İkinci yıl</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2009-06-30-ikinci-yil/</link><pubDate>Tue, 30 Jun 2009 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2009-06-30-ikinci-yil/</guid><description>İlk yazımı yazmamın üzerinden yine iki sene geçmiş, iki gün farkla blogumun doğum gününü yine kaçırmışım. Yazılarımı takip edip nitelikli yorumlarıyla yazılarıma değer katan herkese çok teşekkür ediyorum. Siz olmasaydınız 2 sene boyunca monolog yapmak oldukça sıkıcı olurdu! Madem bu yazıyı tamamen bloguma ayırdım, bunu bir fırsata çevirelim&amp;hellip; Eleştirileriniz varsa benimle paylaşabilirsiniz. Hepsini memnuniyetle dinlemeye hazırım&amp;hellip; Nice yaşlara diyelim&amp;hellip;</description></item><item><title>Aramadığını bulmak</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2009-06-26-aramadigini-bulmak/</link><pubDate>Fri, 26 Jun 2009 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2009-06-26-aramadigini-bulmak/</guid><description>Perakende&amp;rsquo;de Dell&amp;rsquo;in uyguladığı metodun nasıl uyarlanabileceğinden bahsettik.
Bir de tüketici perspektifinden bakalım; aklınızda yeni bir bilgisayar ya da teknoloji ürünü satın alma fikri olmamasına rağmen, bir &amp;ldquo;fırsat&amp;rdquo; opsiyonu anlık satın alma itkisi yaratabiliyor.
Bu anlık satın alma itkisi, Dell&amp;rsquo;in Twitter&amp;rsquo;da yakaladığı büyümenin bir başka sebebi olarak gösterilebilir. Peki, hepsi bu mu?
Elbette değil.
Eski de olsa, 2002 yılında yapılmış bir online satın alma davranışı araştırması, anlık satın alma davranışı gösteren web kullanıcılarının satın aldıkları ürünlere %75 gibi bir oranda kategori sayfalarından ulaştıklarını göstermekte.</description></item><item><title>Perakendeciler Web 2.0'ı keşfetmeli</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2009-06-22-perakendeciler-web-20i-kesfetmeli/</link><pubDate>Mon, 22 Jun 2009 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2009-06-22-perakendeciler-web-20i-kesfetmeli/</guid><description>Bir perakende şirketi düşünün. Örneğin, KVK, ya da Teknosa&amp;hellip;
Bu şirket, elindeki stok fazlasını eritmek, likiditesini artırmak ve kısa süreli satış artırıcı kampanyalar düzenlemek istiyor.
Bu amaçla broşür, mağaza içi görsel malzemeler, mağaza içi raf düzenlemeleri, çalışanlara bilgilendirme kitapçıkları ya da kısa eğitimler, kısacası BTL (çizgi altı) iletişim araçlarını kullanıyor.
Zaman zaman daha da öteye gidip, dergilere ilanlar, outdoor bilgilendirme, SMS kampanyaları yapıyorlar.
Web&amp;rsquo;e dair kullanılan yegane şey, spam mantığında, veride hiç bir ayrıştırma yapılmadan atılan tüm database&amp;rsquo;e atılan e-newsletter&amp;rsquo;lar oluyor.</description></item><item><title>Sosyal Medya faaliyetlerinin ölçümlenmesi</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2009-06-15-sosyal-medya-faaliyetlerinin-olcumlenmesi/</link><pubDate>Mon, 15 Jun 2009 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2009-06-15-sosyal-medya-faaliyetlerinin-olcumlenmesi/</guid><description>Dell, microblogging için geliştirdiği iş modeliyle 2007 Haziran&amp;rsquo;ından bugüne kadar yalnızca Twitter üzerinden 3 milyon dolar gelir elde ettiğini açıkladı.
Dell bu başarısıyla yalnızca stoklarını eritip satışlarını artırmakla kalmadı, pazarlama dünyasına Sosyal Medya&amp;rsquo;da geliştirilebilecek iş modelleriyle nasıl değer kazandıran faaliyetler yapılacağı konusunda da ilham vermiş oldu.
Bugüne kadar yapılan Sosyal Medya kampanyalarının rüştünü ıspatlayamamasının en büyük sebebi, yatırım geri dönüşünün (ROI-Return of Investment) tam anlamıyla hesaplanamaması olmuştu.
Marka değeri gibi soyut kavramların ölçümlemelerinden bile kesin sonuçlar alınamazken, işin içine online mecraların girmesiyle karmaşa arttı.</description></item><item><title>Önce başkaları denesin...</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2009-06-09-once-baskalari-denesin/</link><pubDate>Tue, 09 Jun 2009 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2009-06-09-once-baskalari-denesin/</guid><description>Bu lafı çok sık duyuyorum; &amp;ldquo;bekleyelim, önce başkaları yapsın, biz daha sonra yaparız&amp;rdquo;.
Bu kadar çok ilk olmayı isteyen insana rağmen, bu söz halen ağızlarda pelesenk&amp;hellip;
Yeni bir teknolojiye, yeni bir mecraya, yeni bir yaklaşıma ihtiyatla yaklaşılır.
Sonra, sihirli söz söylenir; &amp;ldquo;önce başka markalar denesin de, biz de vakti gelince yaparız&amp;hellip;&amp;rdquo;
Anlamını hiç düşündünüz mü? Ben, mağlubiyeti baştan kabul eden bu söylemi şöyle yorumluyorum;
&amp;ldquo;Biz, yeni bir teknoloji ya da yeni bir yaklaşımla anılacak bir marka değiliz.</description></item><item><title>Türkiye'de bir ilk!</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2009-06-02-turkiyede-bir-ilk/</link><pubDate>Tue, 02 Jun 2009 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2009-06-02-turkiyede-bir-ilk/</guid><description>Pazarda ilk olmak büyük bir avantajdır.
Her girişimci, pazarda ilk olmak ister.
Her çalışan, ilk kez uygulanacak bir projede yer almak ister.
Her marka yöneticisi, yeni ürününün üzerine &amp;ldquo;Türkiye&amp;rsquo;de ilk!&amp;rdquo; yazdırır.
Herkes &amp;ldquo;ilk&amp;quot;leriyle övünür, ancak bu genellikle pek az insanın umurundadır.
Evet, pazarda ilk olmak büyük bir avantajdır. Ancak, bu sadece bir avantajdır.
İyi değerlendirilemeyen avantaj kimseye yaramaz.
Google ilk değildi, buna ihtiyacı yoktu. İnsanlar için önemli olan en doğru sonuçlardı.</description></item><item><title>Geleneksel Medya'dan Sosyal Medya'ya geçiş / Sosyal Medya nasıl fark yaratır?</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2009-05-29-geleneksel-medyadan-sosyal-medyaya/</link><pubDate>Fri, 29 May 2009 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2009-05-29-geleneksel-medyadan-sosyal-medyaya/</guid><description>Bilgiye erişim metotları, artık değişti.
Real Time Web hakkında konuşmaya başladığımız ve öngörülerde bulunduğumuz bugünlerde, bilgi akışının yavaş yavaş sosyal ağlara ve daha büyük bir hızla kitlesellikten bireyselliğe geçişini, geleneksel metotların etkinliğini ve ulaşım gücünü yitirdiğini gözlemleyebiliyoruz.
Sosyal Medya, insanların kendi haber alma kaynaklarını kendilerinin belirleyeceği bir yola daha şimdiden girdi bile.
Sosyal Medya&amp;rsquo;yı tanımlarken bir çok nitelikten bahsediyoruz.
Sıkça kullandığımız iki nitelik var; biri &amp;ldquo;tarafsız&amp;rdquo;, diğeri &amp;ldquo;güvenilir&amp;rdquo;.
Sosyal Medya nasıl fark yaratır?</description></item><item><title>Anlaşılamayan Sosyal Medya</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2009-05-22-anlasilamayan-sosyal-medya/</link><pubDate>Fri, 22 May 2009 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2009-05-22-anlasilamayan-sosyal-medya/</guid><description>Bir seferinde &amp;ldquo;Hergün bir sürü insan internet&amp;rsquo;te markanıza tecavüz ediyor!&amp;rdquo; diye bir söylem duymuştum.
Sosyal Medya&amp;rsquo;yı tanımlamak için kullanılan bu tabiri, o zaman çok garip bulmuştum.
Kimisi bu tutumları tecavüz olarak adlandırsalar da, vizyon sahibi kimselerin bunu bir fırsat kapısı olarak görmeleri lazım.
İletişim profesyonelleri Sosyal Medya&amp;rsquo;yı, tüketicileri alınlarının orta yerlerinden vurabilecekleri bir keskin nişancı tüfeği olarak kullanabilecekleri gibi, ırzlarına geçen bir sapkın olarak da görebilir ve ondan sakınmak, bilgi çağının krizlerinin önüne geçmek için onu hijyenik tutmak gibi ulvi bir misyon da edinebilirler.</description></item><item><title>Sosyal Medya'da olumsuz içerik yönetimi</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2009-05-15-sosyal-medyada-olumsuz-icerik-yonetimi/</link><pubDate>Fri, 15 May 2009 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2009-05-15-sosyal-medyada-olumsuz-icerik-yonetimi/</guid><description>Sosyal Medya dediğimiz yer nedir? Şikayet duvarı mıdır?
Bence değildir ve olmamalıdır.
Yoksa ciddiyetini kaybeder, bir çok marka sosyal medya&amp;rsquo;yı &amp;ldquo;cehennem&amp;rdquo; olarak görür, -yanlış bir karar alarak- uzak durur.
2.0 üzerine beyin fırtınası başlığı altına yorum yapan Oğuz Serdar, &amp;ldquo;3.parti marka değerlendirme / şikayet siteleri nasıl alt edilebilir?&amp;rdquo; diye sormuş.
Bu sorunun ipuçlarını Sorunlu Tüketici 2.0&amp;rsquo;da vermiştim, ancak daha açık cevabımı farklı bir yerde, Begüm Kaya&amp;rsquo;nın yazısı altında verdim;
Markalar şikayet toplama işini üçüncü partilerin ellerine bırakırlarsa, Şikayet Var gibi 2.</description></item><item><title>Sosyal Medya'da 'kötü' ile mücadele</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2009-05-07-sosyal-medyada-kotu-ile-mucadele/</link><pubDate>Thu, 07 May 2009 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2009-05-07-sosyal-medyada-kotu-ile-mucadele/</guid><description>2.0 üzerine beyin fırtınası&amp;rsquo;na FriendFeed&amp;rsquo;de bir çok nitelikli yorum geldi. Bu kadar yorumla birlikte konu bir çok yöne gitti. Hemen hepsi önemli konular ve üzerine ayrı ayrı düşünmek, tartışmak gerekiyor&amp;hellip;
Konular arasında toplumsal psikoloji&amp;rsquo;nin sosyal medya&amp;rsquo;ya yansıması, sosyal medya&amp;rsquo;da kişilerarası iletişim ve sınırları, markaların olumsuz sosyal medya içeriğine karşı geliştirebileceği yaklaşımlar, ilk nesil marka şikayet sitelerinin ve popüler sosyal medya katılımcılarının şikayet toplama tekelini kıracak alternatif metotlar, web 2.0&amp;rsquo;ın etik kodlarının oluşturulması gibi derin derin konuşulabilecek başlıklar mevcut.</description></item><item><title>2.0 üzerine beyin fırtınası</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2009-04-22-20-uzerine-beyin-firtinasi/</link><pubDate>Wed, 22 Apr 2009 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2009-04-22-20-uzerine-beyin-firtinasi/</guid><description>Dün Uğur Özmen&amp;rsquo;le yaptığımız bir konuşmadan alıntıdır&amp;hellip;
İtibara zarar verecek suçlamaların, isimsiz karalama maillerinin şikayetlerin, üretilen negatif içeriklerin şirketler nezdinde yarattığı dinamikler üzerine kısa ama, uzunca yorumlanabilecek bir söz.
Bu konuya sizden gelecek yorumlar doğrultusunda devam edeceğim (ya da etmeyeceğim)&amp;hellip;
Ne dersiniz, kötü&amp;rsquo;ye karşı mücadele gerçekten de finans/insan kaynaklarının harcanmasına sebep oluyor mu?</description></item><item><title>Markalar için Sosyal Medya rehberi; Anlamlı işbirlikleri kurun</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2009-04-15-markalar-icin-sosyal-medya-rehberi-anlamli/</link><pubDate>Wed, 15 Apr 2009 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2009-04-15-markalar-icin-sosyal-medya-rehberi-anlamli/</guid><description>Hazırlıklarınızı yaptıktan, yanınıza Sosyal Medya&amp;rsquo;yı bilen insanları aldıktan sonra uygulamaya geçmek için temponuzu biraz daha artırabilirsiniz.
Aktif bir diyalog başlatmak için yapabileceğiniz şeyler, sınırsız&amp;hellip;
Ürünlerinizin / hizmetlerinizin kapsamı dahilinde bir kurgu ile ister sürekli diyalog halinde bulunabilir, isterseniz de dönemsel kampanyalar yapabilirsiniz.
Rekabet kızışıyor! Çok kısa süre sonra buralar marka cenneti olacak demiştik.
Sosyal Medya&amp;rsquo;nın long tail etkisi yaratacağını kavrayan markalar artık etkinliklerini de bu alan için özel hazırlamaya, hatta bu alana doğru kaydırmaya başladılar bile.</description></item><item><title>Markalar için Sosyal Medya rehberi; Stratejinizi seçin</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2009-04-06-markalar-icin-sosyal-medya-rehberi-strateji/</link><pubDate>Mon, 06 Apr 2009 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2009-04-06-markalar-icin-sosyal-medya-rehberi-strateji/</guid><description>Her marka göz önünde olmak zorunda değildir. Bazılarının daha farklı ihtiyaçları olabilir&amp;hellip;
Temel pazarlama&amp;hellip; Segmentasyon.
Bazı markalar daha büyük kitlelere hitap ederken (örneğin gıda markaları), bazıları çok spesifik gruplara hitap ediyor olabilir (lüks tüketim markaları).
Amaçlarınız, hedefleriniz ve kurgunuz doğrultusunda Sosyal Medya işbirlikçilerinizi seçmek konusu tamamen size kalmış durumda.
Şeffaf olmak zorunda değilsiniz! En büyük iletişim değerini taşıyanları, en nitelikli okuyuculara sahip olanları, en sofistike dili kullananları, en çok kadın okuyucuya sahip olanı, en kalabalık takipçi sahip olanları&amp;hellip; Hangisini seçeceğiniz stratejiniz doğrultusunda değişebilir.</description></item><item><title>Markalar için Sosyal Medya rehberi; Tarafınızı seçin</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2009-04-02-markalar-icin-sosyal-medya-rehberi-taraf/</link><pubDate>Thu, 02 Apr 2009 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2009-04-02-markalar-icin-sosyal-medya-rehberi-taraf/</guid><description>Yanınıza Sosyal Medya&amp;rsquo;ya hakim birilerini aldıktan sonra sıra, mesajınızı taşıyacak insanları ve stratejinizi belirlemeye geldi.
Stratejinin ve mesaj taşıyıcıların seçiminin eş zamanlı olarak gerçekleştirilmesi elbette ki en sağlıklı yol. Ancak bu değerlendirmelerden önce sizin ya da yanınızdaki yol göstericinin aklında mutlaka öne çıkan bazı isimler olacaktır.
Bu seçimi yapmadan önce bazı seçim kriterleri belirlemeniz faydalı olacaktır.
Önce tanıyın! Birlikte çalışacağınız isimlerin yarattığı etkileri, itibarlarını ve güvenilirliklerini araştırın.
Geleneksel basında olduğu gibi, burada da tarafınızı iyi seçmeniz gerekiyor.</description></item><item><title>Ufak bir yenilik...</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2009-03-26-ufak-bir-yenilik/</link><pubDate>Thu, 26 Mar 2009 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2009-03-26-ufak-bir-yenilik/</guid><description>Uzun zamandır FriendFeed kullanıyorum.
Kabul etmem gerekir ki microblogging, normal bloglama alışkanlıklarımı oldukça değiştirdi.
Artık daha &amp;ldquo;anlık&amp;rdquo;, daha hızlı paylaşıyorum. Başkalarının yazılarının ve paylaşımlarının altına kendi görüşlerimi ekliyorum.
Blog yazılarımın konularını ise şimdilik daha spesifik, pazarlama iletişimi&amp;rsquo;nde bugün fazla bahsedilmeyen ancak gelecekte sıkça konuşulacağına inandığım konulara yönlendirdim. Umarım faydası dokunuyordur&amp;hellip;
Yazılarıma yapılan nitelikli yorumların bir kısmı da FriendFeed hesabımın altında toplanıyor. Okuyucuların büyük bir kısmının bu nitelikli yorumlardan nasibini alamıyor olmalarına kafamı takmışken, bugün yeni bir eklentiyle bu sorunu hallettim.</description></item><item><title>Markalar için Sosyal Medya rehberi; Kimseniz var mı?</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2009-03-19-markalar-icin-sosyal-medya-rehberi/</link><pubDate>Thu, 19 Mar 2009 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2009-03-19-markalar-icin-sosyal-medya-rehberi/</guid><description>Kendinizden ve yaratacağınız etkiyi iyi ölçüp biçtiniz. Artık kendinizden emin, insanların karşısına çıkma kararını almış durumdasınız.
Sıra, ne söyleyeceğinize karar vermeden önce, bunu nasıl yapacağınız konusunda bir mekanizma oluşturmakta.
Bu sistemi sizin için kurgulayan da büyük ihtimalle interaktif ajansınız olacak.
Bugüne kadar web faaliyetleriniz için sırtınızı güvenle yasladığınız interaktif ajansınızın da aslında -göreceli olarak- yeni sulara girmek üzere olduklarının farkında mısınız?
Tecrübe önemli&amp;hellip;
Bir Facebook uygulaması tutmayabilir, bir viral video istenen döngüyü yaratmayabilir, bir web sitesi beklenen trafiğe erişemeyebilir&amp;hellip;</description></item><item><title>Markalar için Sosyal Medya rehberi; Hazır mısınız?</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2009-03-16-markalar-icin-sosyal-medya-rehberi-hazir/</link><pubDate>Mon, 16 Mar 2009 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2009-03-16-markalar-icin-sosyal-medya-rehberi-hazir/</guid><description>Markalar Sosyal Medya&amp;rsquo;yı takip etmeye ve ilgi göstermeye başladığından beri online iletişim faaliyetlerine yeni bir hareket geldi.
Şu an trend olduğundan mı, yoksa gerçekten iletişim değerine inandıklarından mı bilinmez, kurumsal tarafta veya ajanslarda çalışan kimselerden konuyla ilgili kampanyalar için harekete geçildiğini duyuyorum.
Gerçek bir Sosyal Medya Kampanyası yaratmak için efor sarfetmeden önce şirketlerin ellerindeki varlıkları tartmaları şart!
Birlikte kısa listenin üzerinden tek tek gidelim&amp;hellip;
Negatif etkiniz mi var? O halde Sosyal Medya&amp;rsquo;da ne işiniz var?</description></item><item><title>Profesyonel kimlik ve Sosyal Medya / Önde mi olmalı? Geride mi durmalı?</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2009-03-05-profesyonel-kimlik-ve-sosyal-medya/</link><pubDate>Thu, 05 Mar 2009 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2009-03-05-profesyonel-kimlik-ve-sosyal-medya/</guid><description>Blog yazmaya karar verdiğim gün, sınırlarımı belirlerken karar verdiğim şeylerden birisi de profesyonel kimliğimi ön planda tutup tutmayacağım oldu.
Çok uzun süre düşünmeden kararımı verdim. Tecrübelerimden olmasa da, yaptığım işlerden bağımsız bir üslup kullanacaktım&amp;hellip;
Profesyonel kimliğin sosyal medya&amp;rsquo;da önde olmasının bazı avantajları olabileceği gibi, sakıncaları da olduğunu düşünüyorum.
Kişisel görüşüm, profesyonel kimliğin orta vadede kendi itibarınıza zarar vereceği yönünde.
Çok havalı bir şirkette, çok yüksek bir makamda, ya da çok farklı bir işte çalışıyor olsanız dahi, profesyonel kimliğinizi öne çıkarmak, hem çalıştığınız şirket, hem de sizin için bir takım sakıncalı durumlar doğurabilir.</description></item><item><title>Markalar ve 'insana yakın durmak' (vaka)</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2009-02-24-markalar-ve-insana-yakin-durmak-vaka/</link><pubDate>Tue, 24 Feb 2009 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2009-02-24-markalar-ve-insana-yakin-durmak-vaka/</guid><description>Markalar ve &amp;ldquo;insana yakın durmak&amp;rdquo; üzerine, e-tohum gibi ortamlarda bir çok arkadaşımızla çok keyifli tartışmalar gerçekleştirdik.
&amp;ldquo;Bu esnekliğe verebileceğin bir örnek var mı?&amp;rdquo; diye soranlar oldu.
Hiç hoşlanmasam da kendimden bir örnek paylaşmak istiyorum (yüz yüze konuştuğumuz arkadaşlara belki ikinci baskı olacak, affola).
Ofisteyim. Santral, hatta, özel durumda olduğunu bildiren bir tüketici olduğunu ve ilgilenip ilgilenemeyeceğimi soruyor. Telefonu kabul ediyorum ve konuşmaya başlıyorum.
Telefondaki ses öğretmen olduğunu, tayininin Hakkari&amp;rsquo;ye çıktığını söylüyor.</description></item><item><title>Sorunlu Tüketici 2.0 ve çözümler</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2009-02-18-sorunlu-tuketici-20-ve-cozumler/</link><pubDate>Wed, 18 Feb 2009 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2009-02-18-sorunlu-tuketici-20-ve-cozumler/</guid><description>Hepimiz her ürünle ve her hizmetle sorunlar yaşayabiliyor, zaman zaman markalarla karşı karşıya kalabiliyoruz.
Karşılıklı diyaloglarla ya da iyi niyet ile çözülebilecek kadar kolay olmayan durumlarda, taraflardan biri sesini yükseltebiliyor.
Sonra? Sıkıntı&amp;hellip;
Bunu çözmek için şikayet platformları oluşturuldu, ancak aylık fee gelir modeline bağlı olan bu siteler şeffaflıklarından ve tatmin ediciliklerinden oldukça uzaklaşmış durumdalar.
Bugün sikayetvar.com&amp;rsquo;a girdiğiniz herhangi bir şikayetin altına kurumlar standart bir &amp;ldquo;özür yazısı&amp;rdquo; giriyor. Değişen tek şey ad-soyad kısmı.</description></item><item><title>Türk siyaseti Sosyal Medya'yı neden kullanamaz? (ekleme)</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2009-02-16-turk-siyaseti-sosyal-medyayi-neden/</link><pubDate>Mon, 16 Feb 2009 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2009-02-16-turk-siyaseti-sosyal-medyayi-neden/</guid><description>Obama&amp;rsquo;nın zaferinden sonra özellikle siyasal iletişim&amp;rsquo;de sosyal medya&amp;rsquo;nın kullanımı gündemimizin baş köşesine oturdu.
Geleneksel PR ajanslarının bu konuyla ilgili uzun brainstorming seansları düzenlediğini, kelli felli insanların sosyal medya&amp;rsquo;yı nasıl yönetebiliriz (!) diye haftanın belirli günlerinde özel toplantılar düzenlediklerini duyabiliyoruz.
Siyasal iletişim&amp;rsquo;de sosyal medya kampanyası yürütmek Türkiye için (şu an) bir ütopya. Neden olmayacağını 2 tane ana nedenin altında uzunca inceleyebiliriz…
Birinci sebep, siyasi sistemimizin ve siyaset anlayışımızın müsait olmayışı, İkinci sebep ise web&amp;rsquo;i kullanma şeklimiz.</description></item><item><title>Sosyal Paylaşım Ortamları'nda muhalif insan davranışı</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2009-02-06-sosyal-paylasim-ortamlarinda-muhalif/</link><pubDate>Fri, 06 Feb 2009 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2009-02-06-sosyal-paylasim-ortamlarinda-muhalif/</guid><description>Bunlar enteresan insanlardır.
Kimi bir dayanağı dahi olmadan muhalefet yapar, kimi siyasi görüşü üzerinden, kimisi de yalnızca öğreten adam - uyandıran ağabey olmak istediğinden…
Bu kişiler web’deki gelişmelere paralel olarak önce kendilerini IRC ortamlarında göstermeye başladılar. Malum, o dönemde web’de yalnızca tek taraflı bilgi alabiliyorduk ve sosyalleşmek IRC ortamına ve Mailing List’lere mahsustu. Mailing List’ler nispeten daha steril ortamlar olduklarından, bu insanların yükünü IRC çekiyordu…
Bu kişiler, IM dönemi gelip anlık sohbetler daha fazla kişiselleşince kısa bir süre duygusal buhranlar yaşadı.</description></item><item><title>Markalar ve 'insana yakın durmak'</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2009-01-30-markalar-ve-insana-yakin-durmak/</link><pubDate>Fri, 30 Jan 2009 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2009-01-30-markalar-ve-insana-yakin-durmak/</guid><description>Dell&amp;rsquo;in 2007 yılında &amp;ldquo;Communities &amp;amp; Conversation&amp;rdquo; adlı bir departman kurduğunu biliyor musunuz?
Uzun uzun ne yaptıklarını anlatmaya gerek yok. Kısaca, sosyal medya ve sosyal ağları takip ederek Dell&amp;rsquo;i online ortamda yaşayan bir marka haline getirmek, bu esnada memnuniyetsiz ya da Dell&amp;rsquo;e zarar verecek yorumlarla karşılaşırlarsa onları olabildiğince modere etmek, müşterileri ve potansiyel müşterilerin memnuniyetini sağlayıp daha samimi bir diyalog kurmak&amp;hellip;
Dell bir dev. Bireyselliğin ve diyaloğun önemine varmış, inisiyatif almaktan çekinmeyen, yenilikçi&amp;hellip;</description></item><item><title>E-tohum haftasonu etkinliği</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2009-01-28-e-tohum-haftasonu-etkinligi/</link><pubDate>Wed, 28 Jan 2009 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2009-01-28-e-tohum-haftasonu-etkinligi/</guid><description>Aranızdan kaç kişi e-tohum etkinliğine daha önce katıldı bilmiyorum.
E-tohum&amp;rsquo;un ne olduğundan bahsetmeyeceğim, ne olduğu konusunda çok yazıldı, çok anlatıldı. Her toplantıya katılmadığım için açıklaması da bana düşmez.
Ancak kendi adıma, diğer toplantıların aksine çok daha verimli geçtiğini, özellikle iletişim ve IT sektöründen bir çok insanın bulunduğu, keyifli sohbetlerin ve tanışmaların gerçekleştiği bir etkinlik olduğunu söyleyebilirim.
Hep haftaiçi Perşembe günü olan e-tohum toplantıları ilk kez bu haftasonu Cumartesi günü İTÜ Maçka kampüsü&amp;rsquo;nde gerçekleştirilecek.</description></item><item><title>'Sosyal Sorumlu' kimdir?</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2009-01-21-sosyal-sorumlu-kimdir/</link><pubDate>Wed, 21 Jan 2009 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2009-01-21-sosyal-sorumlu-kimdir/</guid><description>&amp;ldquo;Sosyal sorumluluk&amp;rdquo; dendiğinde herkes kafasını sesin geldiği yöne çeviriyor.
Ajanslardaki arkadaşlarım çeşitli firmalar için sosyal sorumluluk kampanyaları çalışıyor, bloglarda sosyal sorumluluk kampanyaları konuşuluyor, geçtiğimiz günlerde bu konuyla ilgili kalitatif bir ankete tabi tutuldum (bu konuda da söyleyecek bir şeyim var, ayrı bir yazının konusu), hatta bayram ziyaretlerinde &amp;ldquo;sizin sosyal sorumluluğunuz var mı?&amp;rdquo; gibi sorular dahi duydum.
Doğu illerindeki okullara bir kaç parça kırtasiye malzemesi gönderen de sosyal sorumluluk yapıyor, binlerce kız okutan da, mail iletilerinin çıktısını almadığımız taktirde daha az ağaç kesileceği konusunda uyarıda bulunan şirketler de&amp;hellip;</description></item><item><title>2008 benim için...</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-12-30-2008-benim-icin/</link><pubDate>Tue, 30 Dec 2008 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-12-30-2008-benim-icin/</guid><description>Keyifli bir yıldı. Umarım sizin için de öyle olmuştur.
Bu sene, hayatımda değiştirmek istediğim bir çok şeyi değiştirme fırsatı yakaladığım, olumsuzluklardan ders aldığım, yeni uğraşlar edindiğim ve yeni heyecanlar yaşadığım bir sene oldu.
Yine bu sene içerisinde, tanışmaya bir türlü fırsat bulamadığım, merak ettiğim bir çok yeni yüzle tanışma fırsatı da yakaladım.
Hakkında yazılacak, anlatılacak ve övgüler söylenecek çok kişi var. Zaten düşüncelerimi yüzlerine karşı dile getirdiğimden, tek tek teşekkür etmek yerine hepsine toplu teşekkür ediyorum&amp;hellip;</description></item><item><title>Kısa bir haber...</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-12-19-kisa-bir-haber/</link><pubDate>Fri, 19 Dec 2008 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-12-19-kisa-bir-haber/</guid><description>Sizin de farkettiğiniz gibi, bir süredir yeni yazı yazma frekansım biraz düştü.
Bu dönemde çok yaratıyorum ve çok öğreniyorum. Bütün bunların olgunlaşabilmesi için de bir özümseme sürecine ihtiyacım oluyor.
Yavaşlamam yoğunlukla başa çıkamamaktan değil, daha organize olmaya çalışmamdan kaynaklanıyor.
Aklımda çok heyecan verici profesyonel ve kişisel projeler var.
Bunları hayata geçirebilmem için bazen önceliklerimin sırasını değiştirmek durumunda kalıyorum.
Dare to be Different? önem sırasında hiç bir zaman arka sıralarda yer almadı.</description></item><item><title>Sponsorluk dosyası nasıl hazırlanır?</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-12-11-sponsorluk-dosyasi-nasil-hazirlanir/</link><pubDate>Thu, 11 Dec 2008 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-12-11-sponsorluk-dosyasi-nasil-hazirlanir/</guid><description>3 ay önce hazırladığım Sponsorluk dosyası hazırlamak için ipuçları adlı sunuma istinaden bir sürü mail alıyorum. Benden, kendileri için sponsorluk dosyalarını hazırlamamı ya da revize etmemi isteyen kişiler oluyor. Sponsor arıyorum&amp;hellip;! View SlideShare presentation or Upload your own. (tags: pazarlama iletişim) Söz konusu sunumu yol haritası olsun diye hazırladım. Maalesef böyle bir vaktim genellikle olmuyor. Hem sıkça sorduğunuz soruları bir seferde cevaplamak, hem de birkaç hatırlatma yapmak gerektiğini düşündüm;
Ben full-time bir danışman değilim.</description></item><item><title>'Müşteriler' / Tüketiciyi tanımama</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-11-28-musteriler-tuketiciyi-tanimama/</link><pubDate>Fri, 28 Nov 2008 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-11-28-musteriler-tuketiciyi-tanimama/</guid><description>Kurumsal şirketlerdeki egosu yüksek insanlardan bahsettik. Egolara yenik düşülmesi yalnızca şirket içerisinde çatışmalara ve heba edilen iletişim yatırımlarına değil, en çok konuştuğunuz insanların, tüketicilerin seslerini duymamaya, şirketin kafasını kuma gömerek duvarların dışındaki dünyayı hiçe saymaya, zamanla ve netice olarak ta finansal bir sarsılmaya kadar gider.
Şirketlerde bir ekip değişimi yaşanınca, eski ekibin yerine gelen yeni ekip, ilk günlerini bir öncekilerin yaptığı işleri çöpe atmak ya da en iyi ihtimalle nezaketen onları şöyle bir incelemekle geçirir.</description></item><item><title>Ajanslar / Dünyayı tanımama</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-11-19-ajanslar-dunyayi-tanimama/</link><pubDate>Wed, 19 Nov 2008 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-11-19-ajanslar-dunyayi-tanimama/</guid><description>Yaratıcılık bu kadar önde olmasa, pratikte de hep vaat ettikleri gibi &amp;ldquo;müşteri&amp;rdquo; çıkarı için çalışsalardı, ajansların başına gelebilecek en kötü durum dünyayı tanımama olabilirdi.
Mevcut durum için bunun pek önemi yok.
Göreceli olarak kısa sayılacak iş yaşantımda, ajans çalışanlarında şahit olduğum yegane ortak davranış modelinin, kendini olduğundan da snob göstermek olduğunu söyleyebilirim.
Dışarıdaki dünyayı tanımayan davranış modeli belki bir broker ya da finans yönetmenine artı puan getirebilecekken, iletişimcileri malesef komik duruma düşürmekten öte, başarısız hale getiriyor.</description></item><item><title>Ajanslar / Şirketi tanımama</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-11-14-ajanslar-sirketi-tanimama/</link><pubDate>Fri, 14 Nov 2008 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-11-14-ajanslar-sirketi-tanimama/</guid><description>Bir gün bende inanmadığım bir işi yaparsam, başarısız olmakta hiç zorluk çekmeyeceğim.
Büyük rahatsızlık yaşayacağımdan ve bana elini veren kimseleri yarı yolda bırakmak istemediğimden, en baştan, inanmadığım bir işi yapmayanlardanım.
&amp;ldquo;Keşke aynı rahatsızlığı fikir satan kişiler de yaşasa&amp;hellip;&amp;rdquo; diye düşünürüm.
Yaratıcılık bazlı düşünce sisteminde ajans çalışanlarının bunu hissetmemeleri normal, zira pazarlama iletişimi hizmetleri vermeden önce tanımak gerekir. Böyle bir eforu sarfetmeyen ekipler çoğunlukla, işi özümsemeyi geçtim, işin ne olduğunun farkında olmadan fikir üretip projelendirirler&amp;hellip; Yeni ürün lansmanlarında ajanslara yeni ürünlerden bol bol gönderilir ki ürünü görüp denesinler, isim bulsunlar, ambalaj tasarlasınlar ve ardından iletişim planı çizsinler.</description></item><item><title>Ajanslar / Ürünü tanımama</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-11-10-ajanslar-urunu-tanimama/</link><pubDate>Mon, 10 Nov 2008 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-11-10-ajanslar-urunu-tanimama/</guid><description>Kime, neyi satmaya çalıştığınız önemlidir.
Ajanslar, fikir üretmekten çok, satış yaparlar. Fikir satışı&amp;hellip;
Bunu kavrayamamış kişilerle dolu ajanslar, dış güzelliğe önem verirler.
Piyasada, dışarıya, eğlenip güzel vakit geçirmek için çıkmak yerine, zengin bir sevgili bulmak amacıyla çıkan, bunun için de ayna karşısında saatlerce süslenen hanımlar gibi olan ajanslar bolca mevcut.
Potansiyel müşteriler ile ilk görüşmelerinde, onları tavlamak adına iyice allanır pullanırlar ki, ziyaretçilerin ihtişamdan başları dönsün. Bunu yapmak için koca koca toplantı salonları, 40 çeşit ikram, işin heyecanı, markalarınıza duydukları hayranlık ve sizin onlar için arz ettiğiniz önemi belirten uzun giriş cümleleri eşliğinde, eski işlerin en şaşaalı olanlarından sunumlar yapılır.</description></item><item><title>Yarın hayatınızda...</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-10-31-yarin-hayatinizda/</link><pubDate>Fri, 31 Oct 2008 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-10-31-yarin-hayatinizda/</guid><description>Her ayın sonunda sorduğumuz soruyu bu sefer ayın en çok konuşulan markası için soralım; Digiturk olmasa&amp;hellip; Şirket, herhangi bir sebepten ötürü yarından itibaren tüm yayınlarına ve ticari faaliyetlerine son verme kararı alsa&amp;hellip; Lig TV maçları, Max&amp;rsquo;lı film kanalları ve popüler Digiturk servislerinin tümü farklı bir platforma geçse&amp;hellip; Evdeki decoder cihazı, videoların ve VCD player&amp;rsquo;ların uğradığı akıbete uğrasa ve teknoloji çöplüğündeki yerlerini alsalar&amp;hellip; Dijital yayıncılık hizmeti sağlayan bu markayı özler misiniz? Yoksa umrunuzda olmaz mı?</description></item><item><title>Blogger'ı kapattıran Digiturk kriz iletişimini</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-10-26-bloggeri-kapattiran-digiturk-kriz-iletisimini/</link><pubDate>Sun, 26 Oct 2008 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-10-26-bloggeri-kapattiran-digiturk-kriz-iletisimini/</guid><description>&amp;ldquo;nasıl&amp;rdquo; yürütecek? Burası enteresan bir ülke. Cidden. Pire için yorgan, kene için orman yakmayı marifet bilen bir zihniyete sahip insanların ülkesinde, maç yayını yapılıyor diye sınıf ayrımı gözetmeksizin blogger&amp;rsquo;ın tamamen kapattırılmasını garipsememeliyiz. Herkes bunun sorumlusunu arıyordu ve sorumlu nihayet bulundu. Yarın Digiturk, daha önce hiç yaşamadığı (ve yaşayacağını ummadığı) bir kriz yaşayacak diye düşünüyorum. Şimdiden bazı gruplarda Digiturk çalışanlarına toplu mail gönderim kampanyaları başladı. Bazıları ise blogger ve blog okuyucularını Digiturk&amp;rsquo;lerini iptal ettirmeye çağırıyor.</description></item><item><title>Bir banner ne kadar rahatsız edici olabilir?</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-10-23-bir-banner-ne-kadar-rahatsiz-edici-olabilir/</link><pubDate>Thu, 23 Oct 2008 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-10-23-bir-banner-ne-kadar-rahatsiz-edici-olabilir/</guid><description>Bunun adını bulamadım. &amp;ldquo;Yazmayım, yazmayım&amp;hellip;&amp;rdquo; diyorum, ama insanı çileden çıkarıyorlar! Zaten buna banner marketing bile diyemem, olsa olsa taciz diyebilirim. Kullanıcılar açısından bakıldığında, kendi başına inmesi ayrı bir sinir bozukluğu yaratırken, marka açısından baktığımızda şeffaf tasarımla vermek istediği mesajı da vermediğini görüyoruz. 5 ayrı markanın bir banner da toplanıp mesaj karmaşası yaratması da cabası! Banner desek mesajı okunmuyor, haber okumak istesek haber gözükmüyor&amp;hellip; İnteraktif ajans ile marka yöneticisi arasında geçen konuşmayı tahmin edebiliyorum; İA: Bu çalışmayı hem kullanıcıların gözünden kaçmayacak hem de onları rahatsız etmeyecek bir tasarımla şeffaflaştırdık!</description></item><item><title>Sen ver, o çıkarır...</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-10-20-sen-ver-o-cikarir/</link><pubDate>Mon, 20 Oct 2008 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-10-20-sen-ver-o-cikarir/</guid><description>Geçtiğimiz bayramda atıştırmak için yolumun üzerinde bulunan, namı bilinen bir büfe&amp;rsquo;ye girdim. Bir sandviç söyledim ve &amp;ldquo;içinde patates olmasın lütfen&amp;rdquo; diye de belirttim. 2 dakika sonra kasadan, servis elemanı ile şefin arasında geçen şu konuşmayı duydum; Servis Elemanı: &amp;ldquo;Usta, bu sandviçte patates olmayacaktı&amp;rdquo; Şef: &amp;ldquo;Sen ver, o çıkarır!&amp;rdquo; Yani, sandviç&amp;rsquo;in nesne yerine gizli özne olduğu, özne yerine geçmesi gereken şahsımın (yani müşteri&amp;rsquo;nin) zamir olduğuna şahit oldum. Özne ürün yerine ben olsaydım, o sandviçe patates konulmazdı.</description></item><item><title>Sokakta broşür dağıtmak</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-10-16-sokakta-brosur-dagitmak/</link><pubDate>Thu, 16 Oct 2008 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-10-16-sokakta-brosur-dagitmak/</guid><description>Sizce gerçekten işe yarıyor mu? Yoksa insanlar, zorla ellerine tutuşturan bu kağıtlardan, onları yere atmak pahasına hemen kurtulmak mı istiyorlar? Poşet dağıtmak bana broşür dağıtmaktan akıllıca geliyor. Çok özel bir fikir değil ve broşür dağıtmaktan biraz daha maliyetli, ancak broşürler gibi yere atılmaz, insanlarla yolculuk eder, evlerine kadar girer, hatta ihtiyaç olduğunda yeniden sokaklara bile dönebilirler&amp;hellip; Bu sayede hem etkiyi artırmış, hem insanların işine yarayacak bir şey yapmış, hem de çevre kirliliğine (ve belediyeye çöp vergisi ödemeye!</description></item><item><title>Internet ve evrim</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-10-14-internet-ve-evrim/</link><pubDate>Tue, 14 Oct 2008 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-10-14-internet-ve-evrim/</guid><description>Internet&amp;rsquo;i seviyorum. Sadece iletişim açısından sağladığı kolaylıklardan dolayı değil, hayatlarımızı ve yüzyıllardır süregelen alışkanlıklarımızı geri döndürülemez biçimde değiştirdiği için. Ekonomiye getirdiği dinamizm açısından bakacak olursak, internet, bir çok yeni iş koluna gebe. İşin güzel yanı, bu işleri kurabilmek için eskisi gibi yoğun sermaye değil, genellikle iyi bir fikir yeterli oluyor! &amp;ldquo;Her gün bir ürün, en uygun fiyata&amp;rdquo; konseptli siteler bu ara pek revaçta. Bu segment&amp;rsquo;in tartışmasız lideri olan indragandi.com pazardan çekildiğinden beri bir çok yeni site yayına girdi&amp;hellip; Bu segment&amp;rsquo;te indragandi&amp;rsquo;nin boşalttığı koltuğu doldurmak için kıyasıya bir yarış verilirken beklenmedik bir şey oldu.</description></item><item><title>Proaktif Davranmak</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-10-11-proaktif-davranmak/</link><pubDate>Sat, 11 Oct 2008 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-10-11-proaktif-davranmak/</guid><description>Proaktif davranmak&amp;hellip; &amp;ldquo;Değişime uyum&amp;rdquo; sizde neyi çağrıştırıyor?
Proaktif davranmak değişime uyum sağlamak mıdır?
Bence &amp;ldquo;değişime uyum sağlamak&amp;rdquo; reaksiyon göstermenin ta kendisi!
Ben &amp;ldquo;proaktif davranmak&amp;rdquo; tanımını, koşullara uymak değil, yeni koşullar yaratmak olduğuna inanıyorum.
Şayet bir gün &amp;ldquo;Böyle bir şey yapmışlar, biz de böyle yapmalıyız&amp;rdquo; cümlesini duyarsanız, bilin ki şaşırtan eylemi yapan gizli özne proaktif davranan taraftır.
Bu cümleyi sarfedenler için ise söylenecek özel bir şey yok, çünkü onlara her yerde rastlamak mümkün&amp;hellip;</description></item><item><title>Değişim ve liderlik</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-10-09-degisim-ve-liderlik/</link><pubDate>Thu, 09 Oct 2008 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-10-09-degisim-ve-liderlik/</guid><description>Değişimi bir çok şirket arzular. Eğer ortada çok niş ve doymuş bir pazar, çok spesifik ve ayrıştırıcı bir ürün/hizmet yoksa, teknenizin denizdeki değişim dalgalarına karşı hazır durması gerekir. Özgür MADO nasıl Lovemark olur? yazısının altına yaptığı yorumda demiş ki; &amp;ldquo;markalar bunca büyük yatırımlara rağmen ilk adımı atmak yerine bekle-görgerekiyorsa düzelt* politikası ile hareket ediyor &amp;ldquo;. Değişimi arzulayan şirketleri iki sınıfa ayırabiliriz; 1-Değişimi isteyen, fakat bunun için hiç bir çaba sarfetmeyip herşeyin kendi kendine olmasını bekleyenler.</description></item><item><title>MADO nasıl Lovemark olur?</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-10-06-mado-nasil-lovemark-olur/</link><pubDate>Mon, 06 Oct 2008 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-10-06-mado-nasil-lovemark-olur/</guid><description>Bu haftasonu arkadaşlarımla dolaşırken Maltepe sahilindeki MADO&amp;rsquo;da bir mola verdik. Tercih benim tercihim değildi. MADO. Benim için menüsünde olağandışı hiç bir şey barındırmayan, sıradan dondurmalar, sıradan pastalar, sıradan içeceklerden ibaret bir cafe zinciri&amp;hellip; Arkadaşlarımın hesabını da ödemek için kartımı verdim. Görevli 2 dakika sonra geri gelerek bana sanki bir ikramda bulunacakmış gibi kibar bir üslupla beni kasaya davet etti. Ardından şöyle dedi; &amp;ldquo;Arkadaşlarınızın yanında söylemek istemedim, ancak kartınızın limiti dolmuş, başka kartınız varsa oradan deneyelim?</description></item><item><title>Kimler bayramda gazeteye reklam vermez?</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-10-03-kimler-bayramda-gazeteye-reklam-vermez/</link><pubDate>Fri, 03 Oct 2008 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-10-03-kimler-bayramda-gazeteye-reklam-vermez/</guid><description>Buram buram bir &amp;ldquo;biz batıyoruz, haberiniz olsun&amp;rdquo; çalışması. Agresif bir metin, &amp;ldquo;bizi unuttunuz!&amp;rdquo; saldırganlığı var sanki&amp;hellip; Metni büyütüp okuyabilirsiniz. Yine de beni çok neşelendirdi! Bir kaç ekleme de ben yapmak isterim; Kimler bayramda gazeteye reklam vermez? -Bu mecranın içerisine girerek farklılaşacağına inanmayanlar. -Gençleri başka yerlerde tavlamak isteyen marka yöneticileri. -Sokağa atılacak parası olmayanlar. -Gazetelerin (zaten çok düşük olan) eski tirajlarını da yitirdiğine inananlar. -Aklını kullanıp insanlara daha yakın olan, onlara dokunabilecek mecralara yatırım yapanlar.</description></item><item><title>Yarın hayatınızda...</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-09-30-yarin-hayatinizda/</link><pubDate>Tue, 30 Sep 2008 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-09-30-yarin-hayatinizda/</guid><description>Hürriyet olmasa&amp;hellip; Gazete, bugünkü baskısında, -bir takım sebeplerden ötürü- yarından itibaren, hem fiziksel hem web yayınına son verdiğini manşetlerinden duyursa&amp;hellip; Bu yayın grubunda takip ettiğiniz yazarların köşe yazılarını okuyamasanız&amp;hellip; Sabahları bilgisayar başında ya da yolda okuduğunuz gazeteyi bir daha bayilerde göremeyecek olsanız&amp;hellip; Yıpranmış imajına rağmen Türk basınının lokomotifi olan bu gazeteyi özler misiniz? Yoksa umrunuzda olmaz mı?</description></item><item><title>Jean Amerika'nın şalvarıysa, DeFacto neyin</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-09-26-jean-amerikanin-salvariysa-defacto-neyin/</link><pubDate>Fri, 26 Sep 2008 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-09-26-jean-amerikanin-salvariysa-defacto-neyin/</guid><description>nesi? İster bir toplantı masasında, ister bir arkadaş grubunda olun, ortaya sunulan bir öneriyi savuşturuyorsanız, beğenmediğinizin yerine yeni bir çözüm sunmanız gereklidir. Aksi taktirde yapıcı olmaktan uzak olursunuz. Son günlerde DeFacto&amp;rsquo;nun geleneksel mecralar üzerinden yaptığı iletişim de çok dikkatimi çekiyor. &amp;ldquo;Jean Amerika&amp;rsquo;nın Şalvarıdır!&amp;rdquo; diyor DeFacto. Son derece sivri bir slogan (yine Hulusi Derici, yine M.A.R.K.A., ne kadar ayrıştırıcı değil mi?). Peki, ilk duyduğumda ikna oluyorum diyelim, Jean = Amerikan şalvarı. &amp;ldquo;DeFacto ne?</description></item><item><title>Avanak Kuzenler, Super Ajan K9... Ne</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-09-25-avanak-kuzenler-super-ajan-k9-ne/</link><pubDate>Thu, 25 Sep 2008 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-09-25-avanak-kuzenler-super-ajan-k9-ne/</guid><description>yapmalı? Bu filmler (ve silsilesi) için bir kategori icat ettim; Ulus utandıran. Çünkü ilk düşündüğüm, bu filmlerin Türkiye Cumhuriyeti sınırları dışında başka topraklarda birileri tarafından izlenebilme olasılığı oluyor. Ve yapılan işe nasıl güldüklerini hayal ediyorum&amp;hellip; Düşük bütçe ve zayıf oyunculuk yeteneği göz önüne alınarak, drama ve komedi türü arasında sıkışmış durumdayız. Çok başarılı drama filmlerine imza atabilecekken, yapımcılar komedi filmlerinin daha geniş kitlelere hitap ettiğini düşünüyor, kar marjını yüksek buluyor olsalar gerek; bu ara komedi filmlerine yüklendiler.</description></item><item><title>Güç kelimesi; Devrim</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-09-22-guc-kelimesi-devrim/</link><pubDate>Mon, 22 Sep 2008 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-09-22-guc-kelimesi-devrim/</guid><description>Daha önce değişime uyum sağlamak ve Facebook tasarımının değişmesi&amp;rsquo;nden bahsetmiştik. Aslında, değişim diye bahsettiğimiz şey değişimden çok, bir alışkanlığı, bir norm&amp;rsquo;u mecburen (ya da nadiren, isteyerek) terk etmekti&amp;hellip; İnsanların çoğunun &amp;ldquo;Devrim&amp;rdquo; kelimesinden ödü kopar. Çünkü sert bir dönüşümü, keskin bir değişimi simgeler. Belki de bu yüzden ders kitaplarında halen inkılap kelimesi kullanılır. Değişim, bu kavramın en &amp;ldquo;light&amp;rdquo; söylemidir&amp;hellip; Sizi mevcut durumdan şikayet ettiren şey aslında değişim değil, değişimin sizin hayatınızda (bir ürün için kullanımında, ya da hizmet için iletişimde) yaratacağı etkidir.</description></item><item><title>Değişime uyum</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-09-18-degisime-uyum/</link><pubDate>Thu, 18 Sep 2008 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-09-18-degisime-uyum/</guid><description>Son zamanlarda herkesin tek derdi var; Yeni Facebook tasarımı. &amp;ldquo;Back to old Facebook&amp;rdquo; butonu kalkınca bu durum bir anda bütün dertlerimizin önüne geçti, öyle ki bir çok insanın kişisel iletisinde yeni Facebook tasarımına lanet (hatta küfür) yağdırdığını ve bu konuda sızlandıklarını görüyorum. Değişime direnç göstermek çoğunluğun tepkisidir. Pek az insan yeniliği (gelişmeyi) benimseyebilir. Benimseyenlerin çok daha azı da bundan kendine bir fayda çıkarır, onlara &amp;ldquo;innovator&amp;rdquo; diyoruz! Alın size mikro bir iş fikri; Bir sürü insan eski Facebook için kıvranıyor, bir paravan web sitesi (ya da application) tasarlayıp Facebook&amp;rsquo;u eski haline getirebilirsiniz&amp;hellip; 1 milyon müşteriniz şimdiden hazır&amp;hellip;</description></item><item><title>Kurumsal Sosyal Sorumluluk kimin harcıdır?</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-09-16-kurumsal-sosyal-sorumluluk-kimin-harcidir/</link><pubDate>Tue, 16 Sep 2008 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-09-16-kurumsal-sosyal-sorumluluk-kimin-harcidir/</guid><description>Bugün Aylin&amp;rsquo;in blogunda Kurumsal Sosyal Sorumluluk ve Kallavi (!) Şirketler yazısını okudum. Yazdıklarımı okumaya başlamadan önce siz de mutlaka sözkonusu yazıyı okuyun&amp;hellip; Aylin soruyor; Kurumsal Sosyal Sorumluluk yalnızca büyük şirketlerin harcı mıdır? Öncelikle Kurumsal Sosyal Sorumluluk kampanyalarının temelde duygusal iletişim çalışmaları olduğunu sürekli olarak hatırlayalım. Şirketler için; -Alınan ürünlerin belli meblağlarının karşılandığı kampanyalar dönemsel satış destek aktivitesi, Bedelsiz okutulan çocuklar gelecekteki iletişim çalışmalarının cast&amp;rsquo;ı ya da şirket çalışanları,-Her tıklamaya belli bir ölçekte yardım göndermek database toplamakla eşdeğerdir.</description></item><item><title>Sunum anlayışımız üzerine...</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-09-12-sunum-anlayisimiz-uzerine/</link><pubDate>Fri, 12 Sep 2008 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-09-12-sunum-anlayisimiz-uzerine/</guid><description>Haftanın sonuna doğru gördüğüm bu video beni hem güldürdü, hem de bir çok açıdan düşündürdü. Sunumlarınızı önünüze açtığınız kağıtlardan mı okuyorsunuz? Yoksa anlatmanız gereken herşeyi Powerpoint dokümanına yazarak dinleyicilerinize mi okutuyorsunuz? Her iki durum da konuya hakim olmadığınızı göstereceği gibi, olası bir terslik (elektrik kesintisi, rüzgar vb.) sizi Kadir Topbaş&amp;rsquo;ın düştüğü duruma düşürebilir ve böyle amatörce bir davranış sergileyebilirsiniz&amp;hellip; Bu video haftasonu eğlencesi olsun. Çıkaracağımız hisse de sunumlarda konulara hakim, metinlere bağlı kalmamak olsun.</description></item><item><title>Sponsorluk dosyası hazırlamak için ipuçları</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-09-10-sponsorluk-dosyasi-hazirlamak-icin-ipuclari/</link><pubDate>Wed, 10 Sep 2008 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-09-10-sponsorluk-dosyasi-hazirlamak-icin-ipuclari/</guid><description>Sponsorluk için kapı kapı dolaşanlara tüyo olacak bir sunum hazırladım. İçerisinde sponsorluk dosyası hazırlamak için gerekli maddeleri içeren ciddi bir enformasyon bombardımanı yok. Sponsorluk etkinlikleri, kişiler, şekilleri ve kapsamları göreceli olduğundan, bunları listelemek anlamsız olacaktır&amp;hellip; Dolayısıyla bu sunumda kendinizi ifade edebilmeniz için ipuçları ve insight&amp;rsquo;lar bulacaksınız. Sunumu saklamak isteyenler Slideshare üzerinden bilgisayarlarına indirebilirler. Yararlı olacağını umuyorum&amp;hellip; Sponsor arıyorum&amp;hellip;! View SlideShare presentation or Upload your own. (tags: pazarlama iletişim) Dipnot: Bu aslında, bütünselliğini biraz konuşmayla yakalayacak bir sahne sunumu.</description></item><item><title>Outbore</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-09-08-outbore/</link><pubDate>Mon, 08 Sep 2008 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-09-08-outbore/</guid><description>Her gün işine ya da okuluna gitmek için trafik sıkıntısı çeken onbinlerce insan&amp;hellip; Elinde poşetleriyle alışverişini bitirip bir an evvel evine dönmek isteyenler&amp;hellip; Otobüsün camına kafasını yaslamış, dışarıya boş gözlerle bakanlar&amp;hellip; Ortak noktaları, yollarda zaman kaybetmeleri. Ve gözlerinin outdoor çalışmalara takılması. Bu çalışmaya takılır mı peki? Resmini çekmeme rağmen okuyamadım. Yolda durup okuyanınız var mı? Büyük bütçelerle bu kadar sıkıcı işler yapmayı nasıl beceriyorlar anlamıyorum. Elbette bu, henüz başlangıç, hemen yargıya varmamak lazım ama&amp;hellip; Ben yine de bu çalışmayı &amp;ldquo;Outbore&amp;rdquo; diye nitelendirmek istiyorum.</description></item><item><title>Mazeret</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-09-02-mazeret/</link><pubDate>Tue, 02 Sep 2008 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-09-02-mazeret/</guid><description>Hiç sevmem, ancak affınıza sığınarak&amp;hellip;
Cuma&amp;rsquo;dan Salı gününe kadar kafamı toparlamak, tazelenmek ve yeni fikirler üretebilmek için yıllık iznimin bir bölümünü kullandım.
Tatilden önce ve tatil boyunca yaşadığım bazı aksilikler / fiziksel kazalar yetmemiş olacak, hepsinin üzerine bugün de bir motorsiklet kazası geçirdim.
Başıma gelenleri sorgulayan bir zihin, bozuk bir moral, dinlenmekten ziyade yorulmuş bir bünye, irili ufaklı ezikler / morluklar ve dağılmış bir motorsiklet kaldı geriye.
Bunları mazeret göstererek haftasonuna kadar biraz ara vereceğimi bildirmek istedim, hepsi bu.</description></item><item><title>Yarın hayatınızda...</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-08-31-yarin-hayatinizda/</link><pubDate>Sun, 31 Aug 2008 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-08-31-yarin-hayatinizda/</guid><description>Nescafé olmasa&amp;hellip; Nestlé, en sevilen, namı kendi adının önüne geçmiş, kendi kategorisini yaratmış markasını artık üretmeme kararı alsa&amp;hellip; Soğuk kış günlerinde dışarıdayken, işyerlerinde çalışırken ya da evinizde sıcak bir &amp;ldquo;Nescafé&amp;rdquo; içme ihtiyacınıza cevap verecek benzer tada sahip bir ürün bulamasanız&amp;hellip; Kategorisinin tartışmasız lideri olan bu markayı özler misiniz? Yoksa umrunuzda olmaz mı?</description></item><item><title>Deve'nin cazibesi</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-08-28-devenin-cazibesi/</link><pubDate>Thu, 28 Aug 2008 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-08-28-devenin-cazibesi/</guid><description>Bu&amp;hellip; outdoor çalışmasını (başka türlü isimlendiremedim) bir süre önce Ümraniye&amp;rsquo;de gördüm. Bu deve, üzerindeki branda ile yerel bir hipermarket&amp;rsquo;in lansmanı amacıyla sokakta gezdiriliyordu. Orada bulunsanız uygulamadan tiksinebilir, zaten sıkışık olan trafik felç olduğu için öfkelenebilirdiniz&amp;hellip; Ve insanların, devenin cazibesine nasıl kapıldıklarını, araçlarını yavaşlatıp olayı seyrettiklerini ve hatta cep telefonlarıyla hatıra (!) fotoğrafı çektiklerini kaçırırdınız! İletişim tonumuzu ayarlamak için uzun süren toplantılarda kafa patlatırız. Bazen de, ilham almamız gereken şeyler burnumuzun dibinde olur.</description></item><item><title>Odaklanın; Kaybettiğiniz zamana...</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-08-25-odaklanin-kaybettiginiz-zamana/</link><pubDate>Mon, 25 Aug 2008 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-08-25-odaklanin-kaybettiginiz-zamana/</guid><description>Bazen Iraz&amp;rsquo;ın da dediği gibi, küçük insanları bırakıp yola devam etmek gerek&amp;hellip; Çoğu zaman da Uğur Abi&amp;rsquo;nin dediği gibi, kazanan olmayı belirleyen şey, koltuk veya ünvan değildir. İş yaşamında telefondaki kaba insana, müdür konumundaki zorbalara karşı kendi doğrularınız için savaştığınızı düşünüyor olabilirsiniz&amp;hellip; İkili ilişkilerinizde karşınızdaki insana onlarca dakika boyunca laf anlatmaya çalışabilirsiniz&amp;hellip; Trafikte asabınızı bozan kimseyle camın ardından avaz avaz birbirinize bağırarak kendinizi haklı çıkarma mücadelesine girebilirsiniz&amp;hellip; Kim kazanır? Ne kazanılır?</description></item><item><title>Dünya Web 2.0 Logo Mozaiği</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-08-23-rtesi/</link><pubDate>Sat, 23 Aug 2008 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-08-23-rtesi/</guid><description>Dünya Web 2.0 Logo Mozaiği Bu tıklanabilir web 2.0 mozaiği çok hoşuma gitti&amp;hellip;
Özellikle yoğun bir şekilde sansüre maruz kaldığımız bugünlerde, bu koca dünyanın karartılmaya çalışılması gerçekten çok&amp;hellip; (gerisini siz getirin!)</description></item><item><title>Bir bakkal, iki hikaye</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-08-21-bir-bakkal-iki-hikaye/</link><pubDate>Thu, 21 Aug 2008 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-08-21-bir-bakkal-iki-hikaye/</guid><description>Mahallemizin 40 senelik bir bakkalı vardı. Supermarketlerin bu kadar yaygın olmadığı dönemde herşey güllük gülistanlıktı onlar için. Daha sonra Beşiktaş&amp;rsquo;a Tansaş açıldı; o dönemde işleri eskisi gibi iyi gitmedi. Onlar, 1.jenerasyondu. Onların ardından 2.jenerasyon geldi, fakat 2.jenerasyon, 1.jenerasyon gibi güleryüzlü değildi. Bunun önemli birşey olmadığını düşündüklerinden, ziyaretçilerle bırakın bir bağ kurmayı (bakkal işletmenin esası), selam dahi vermediler ve müşteri kaybettiler. Bir süre sonra hatalarını anlamış olacaklar ki, tavır değiştirdiler. Ancak, tavır değişikliği kar marjını da beraberinde getirmedi ve ardından zarara dayanamayarak işletmeyi devrettiler.</description></item><item><title>Starbucks nasıl kurtulur?</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-08-18-starbucks-nasil-kurtulur/</link><pubDate>Mon, 18 Aug 2008 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-08-18-starbucks-nasil-kurtulur/</guid><description>Geleneksel Türk işletmesi; sipariş verdiniz, doğru içecek gelmedi ya da beğenmediniz ve geri yollamak istediniz, alacağınız cevap muhtemelen &amp;ldquo;Bizde böyle kardeşim, öde parasını kalk git o zaman!&amp;rdquo; olur. Starbucks; sipariş esnasında çok beklediniz, (olmaz ya) içecek yanlış geldi, (yine, olmaz ya) çalışanların kaba-hatalı tavırlarına maruz kaldınız ya da herhangi bir olumsuz koşul yaşadınız. Alacağınız şey bir özür ve genellikle 1 ya da 2 adet bedava içecek kuponu olur. 3.dünya ülkesinde yaşayan siz için artık bu mekan, bir Lovemark&amp;rsquo;tır.</description></item><item><title>Tüketici olduğumuzu unutmak</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-08-14-tuketici-oldugumuzu-unutmak/</link><pubDate>Thu, 14 Aug 2008 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-08-14-tuketici-oldugumuzu-unutmak/</guid><description>Evin bir işini halletmek için bir dükkana giriyorum, ürünlere bakıyor, kararımı veriyor ve satışı yapan arkadaşla eve gelinip ölçü alınacak tarih hakkında karara varmaya çalışıyorum. &amp;ldquo;Yarın saat 9 olabilir&amp;rdquo; diyor, &amp;ldquo;çünkü yarın Fatih Belediyesi&amp;rsquo;ne çok yüklü miktarda bir siparişimizi teslim edeceğiz&amp;hellip;&amp;rdquo; &amp;ldquo;Vay canına! Demek Fatih Belediyesi&amp;rsquo;yle çalışıyorsunuz&amp;hellip; Çok etkilendim!&amp;rdquo; demem gerekiyordu sanırım. Pazarlama iletişimcileri de benzer endorsement&amp;rsquo;ları kullanırlar, kimi zaman etkilemek, kimi zaman inandırıcı olmak için&amp;hellip; &amp;ldquo;X kurumunun tercih ettiği marka&amp;rdquo;, ya da &amp;ldquo;X&amp;rsquo;lerin tercihi&amp;rdquo; gibi.</description></item><item><title>Kurumsal insanlar ve tasarım</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-08-12-kurumsal-insanlar-ve-tasarim/</link><pubDate>Tue, 12 Aug 2008 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-08-12-kurumsal-insanlar-ve-tasarim/</guid><description>Sabah sabah izlediğim bu video hem güldürdü, hem de üzdü beni.
Belki benzer şeyleri zaman zaman yaşadığım içindir&amp;hellip;
Dur levhasını büyük bir kurum tasarlasaydı nasıl olurdu? Cevabı aşağıdaki videoda.
http://view.break.com/542649 - Watch more free videos
Yorumsuz paylaşıyorum.</description></item><item><title>Vodafone'dan Recep İvedik'li Turkcell'e</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-08-08-vodafonedan-recep-ivedikli-turkcelle/</link><pubDate>Fri, 08 Aug 2008 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-08-08-vodafonedan-recep-ivedikli-turkcelle/</guid><description>outdoor golü! 2 ihtimal var;
Bu billboard&amp;rsquo;lar planlı ve bilinçli bir şekilde Vodafone tarafından rezerve edildi, süre dolar dolmaz da uygulama yapıldı. Tamamen şans eseri uygulandı, ya da bir ajans tarafından viral uygulandı ve şu an halen yayılmakta. Hızlı bir şekilde medya satın almak, billboard rezervasyonunda öne geçmek ve böyle ince düşünerek karşı tarafın onayını &amp;ldquo;ti&amp;quot;ye almak elbette Vodafone ve üçüncü partileri için bir sorun değildir, ama ben bu görselin ikinci ihtimal doğrultusunda ortaya çıktığına inanıyorum.</description></item><item><title>Güç kelimesi; Bedava</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-08-07-guc-kelimesi-bedava/</link><pubDate>Thu, 07 Aug 2008 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-08-07-guc-kelimesi-bedava/</guid><description>Biliyorum, böyle bir zamanınız yok, ama bir dakikanızı ayırıp arka arkaya bu sözcüğü telaffuz edin ve sizde ne çağrıştırdığını düşünün&amp;hellip;
Bedava&amp;hellip; Bedava&amp;hellip; Bedava.
Genelde şöyle yazılır; Bedava!
Hatta; BEDAVA !
Az önce gözüme çarpan bir banner oldu. Diyor ki; &amp;ldquo;Hediye melodi için dövüş&amp;rdquo;
Şu &amp;ldquo;hediye melodi&amp;rdquo; olayını kavramaya çalışıyorum.
&amp;ldquo;Biz de kontör istiyoruz!&amp;rdquo; gibi korkunç prodüksiyonların medya satın almasına inanılmaz paralar döktüklerine göre bu konuda inanılmaz bir tüketici ilgisi ve rant olduğu aşikar.</description></item><item><title>Güç kelimesi; Berbat</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-08-04-guc-kelimesi-berbat/</link><pubDate>Mon, 04 Aug 2008 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-08-04-guc-kelimesi-berbat/</guid><description>Bazı kelimeleri ben, güç kelimeleri olarak adlandırıyorum. Berbat&amp;rsquo;ta bunlardan bir tanesi.
Üçüncü partilerinizden biri ya da başka bir kurum, size bir proje sunuyor&amp;hellip;
Sunulan projeyi beğenmeme hakkınız her daim olduğu gibi, bunu dilediğiniz gibi ifade etme özgürlüğüne de sahipsiniz.
&amp;ldquo;Olmamış&amp;rdquo; olabilir&amp;hellip; &amp;ldquo;Beklediğim gibi değil&amp;rdquo; olabilir&amp;hellip; &amp;ldquo;Başarısız&amp;rdquo; olabilir&amp;hellip; &amp;ldquo;Kötü&amp;rdquo; olabilir&amp;hellip; Hatta &amp;ldquo;I-ıh&amp;rdquo; bile olabilir&amp;hellip;
Peki &amp;ldquo;berbat&amp;rdquo; gibi bir kelime için ne diyorsunuz?
Berbat = Çöp
İçinde berbat kelimesinin geçtiği cümlelerin anlamı nedir?</description></item><item><title>Yarın hayatınızda...</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-07-31-yarin-hayatinizda/</link><pubDate>Thu, 31 Jul 2008 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-07-31-yarin-hayatinizda/</guid><description>MSN Messenger olmasa&amp;hellip; Microsoft yarından itibaren, neredeyse global bir internet iletişim markası haline gelmiş MSN Messenger hizmetini süresiz olarak durdurma kararı alsa ve serverları kapatsa&amp;hellip; Tüm kontaklarınızı yeni bir Internet Messenger hizmetine taşımak zorunda kalsanız ve yeni bir messenger programı kullanmak zorunda olsanız&amp;hellip; Her daim arka planda çalışan ve sizi arkadaşlarınıza bağlayan bu programı özler misiniz? Yoksa umrunuzda olmaz mı?</description></item><item><title>Hatırlanmak</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-07-28-hatirlanmak/</link><pubDate>Mon, 28 Jul 2008 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-07-28-hatirlanmak/</guid><description>Telefon çalıyor ve bir ses &amp;ldquo;merhaba&amp;rdquo; diyor, &amp;ldquo;Eren bey hatırladınız mı geçtiğimiz günlerde görüşmüştük? Ben &amp;hellip;&amp;rdquo; &amp;ldquo;Hayır hatırlayamadım&amp;rdquo; deyince bozuluyor. Bu soruyu sorarken kendisini hatırlamamı sağlayacak bir intiba bıraktığından emin gibiydi&amp;hellip; Bunu soran kimse bir iletişimciydi&amp;hellip; Siz böyle sorular soruyor musunuz? Eğer soruyorsanız, insanlara kendinizi hatırlatacak özel birşey yapıyor olmanız lazım! Giyim-kuşam haricinde, selamlamanız, sohbeti yürütüş şekliniz, kapanış cümleniz, hatta attığınız maillerin sonuna koyduğunuz imzanız bile karakteriniz ve mizacınız hakkında ipucu verebilir.</description></item><item><title>WOMM'un gücü!</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-07-25-wommun-gucu/</link><pubDate>Fri, 25 Jul 2008 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-07-25-wommun-gucu/</guid><description>Dün, radyoda bir spota denk geliyorum. Spot değil, tam anlamıyla deklarasyon! &amp;ldquo;&amp;hellip;İnternet&amp;rsquo;te dolaşan bu maillerin&amp;hellip; Kurumsal itibarımızı zedelemeye yönelik girişimde bulunan şahıslar yargı önünde hesap vermektedirler&amp;hellip;&amp;rdquo; &amp;ldquo;Danone&amp;rdquo; dedim. Ardından da teyidi geldi; &amp;ldquo;Danone olarak, bu tip girişimlerin&amp;hellip;&amp;rdquo; Daha önce, Danone ürünlerinin muhteviyatının, Türk çocuklarının zihinsel gelişimini özellikle engellemeye yönelik geliştirildiği bilgisi bir e-mail ile viral etkiyle yayılmıştı. Gerekli açıklamaların yapılmasına rağmen bu leke üzerlerinde kaldı. Danone bu algıyı kırabilmek için fabrikaya anneleri davet etmesinin yanında muhtemelen; -Bir sürü reklam filmi prodüksiyonu yaptı, -Call center elemanlarının sayısını artırıp ek eğitimler verdi, -Database&amp;rsquo;inde bulunan kimselere çeşitli direct marketing kanallarıyla ulaştı, -In-store ve outdoor bilgilendirme aktiviteleri düzenledi, -Yüzlerce basın bülteni gönderimi gerçekleştirdi, -Medya takibi için ciddi efor harcadı, -Ve daha aklıma gelmeyen başka faaliyetlerde bulundu&amp;hellip; En sonunda da, dün duyduğum bu radyo spotu&amp;hellip; Danone halen bir kaç sene önce atılan bu e-mail&amp;rsquo;in lekesini temizlemeye çalışıyor!</description></item><item><title>Vakıfbank ve değişim</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-07-23-vakifbank-ve-degisim/</link><pubDate>Wed, 23 Jul 2008 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-07-23-vakifbank-ve-degisim/</guid><description>Süre olarak kısa olan iş yaşantımda şunu çok net anladım; eğer taşımak istediğiniz misyon çalışanlarınıza ağır-zor gelirse, yerlerde sürünmeye mahkum olur. Polis teşkilatı&amp;rsquo;nın iletişim yaptığı dönemde olan budur. Büyük olasılıkla Vakıfbank&amp;rsquo;a olacak olan da&amp;hellip; Mühim olan, değişimin fiziksel boyutu değil, çalışanların bunu benimsemesidir. Vakıfbank deyince benim aklıma gelen kavramlar arasında hantal, bürokrasi ve mekanik yapı var. Sizce Vakıfbank çalışanları bu yeni misyonu benimseyebilir mi?</description></item><item><title>Huggies Little Swimmers</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-07-21-huggies-little-swimmers/</link><pubDate>Mon, 21 Jul 2008 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-07-21-huggies-little-swimmers/</guid><description>Ürün geliştirme açısından akıllıca, farklı, çok spesifik, yalnızca yaz aylarında denize/havuza giren bebekler için bir bez üretmek&amp;hellip; Bir süredir TV&amp;rsquo;da reklamlarını görüyorum. Hani şu bebeğin, havuzun içinde, annesinin kollarında oyunlar oynadığı reklamı diyorum&amp;hellip; Reklamdan sonra aklımda kalan tek şey, benzer bir manzara gördüğümde o havuza girmek için can atıp atmayacağım oldu. Her ne kadar bez için &amp;ldquo;sızdırmaz&amp;rdquo; deseler de, böyle bir şeyin garantisinin olmayacağı aşikar. Annenin yanlış bağlaması, çocuğun hareketi, bezin içinde bulunduğu koşullar gibi değişkenlerle suya üre karışması çok muhtemel.</description></item><item><title>'Zihin körü' insanlarla iletişim</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-07-17-zihin-koru-insanlarla-iletisim/</link><pubDate>Thu, 17 Jul 2008 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-07-17-zihin-koru-insanlarla-iletisim/</guid><description>Bu insanlar her yerde karşınıza çıkabilirler. Sosyal ortamlarda, ofisinizde, toplantılarda&amp;hellip; Daha da kötüsü; iş görüşmesinde! İK ya da pazarlama departmanı yöneticileriyle görüşürken, sahip olduğunuz bilgi dağarcığınızı jargonuna göre aktarmaya çalıştığınızda sizi, binlerce fersah uzaktan dinlediklerini anladığınız oldu mu? Böyle durumlarda en güzeli görüşmeyi bir an evvel sonlandırmaktır, zira karşınızdaki kimseyle iş görüşmesinde vereceğiniz iletişim mücadelesinin aynısını çalışırken de vereceksiniz! &amp;ldquo;Yok, ben pes etmem&amp;rdquo; diyenlerdenseniz güzel bir tecrübe yazısı; bakın Cadı iş görüşmelerinde ( 1 - 2 - 3 - 4 ) &amp;ldquo;zihin körü&amp;rdquo; insanlarla nasıl mücadele ediyor&amp;hellip;</description></item><item><title>DEW reklamı başarılıdır, çünkü...</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-07-16-dew-reklami-basarilidir-cunku/</link><pubDate>Wed, 16 Jul 2008 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-07-16-dew-reklami-basarilidir-cunku/</guid><description>Pazar sabahı TV&amp;rsquo;de İsmail YK konser görüntüleri dönüyor.
İsmail YK. &amp;ldquo;O da kim?&amp;rdquo; diyeniniz var mı?
Hani şu &amp;ldquo;bombabomba.com&amp;rdquo; ve &amp;ldquo;bas gaza yavrum&amp;rdquo; şarkılarını söyleyen kişi.
Kendi kendime hep sorardım &amp;ldquo;Bunlar nasıl albüm yapabiliyor?&amp;rdquo; diye. Kendi küçük dünyam için elbette geçerli bir soru, ancak dışarıda kocaman bir dünya var ve o dünyada yaşayanların birçoğu İsmail YK&amp;rsquo;yı seviyor!
Tıpkı şu çok eleştirilen DEW motor yağları reklamı gibi.
Mesleğinize &amp;ldquo;pazarlamacı&amp;rdquo; diyorsanız yazısının yorumlarında bahsettiğimiz &amp;ldquo;aynılık&amp;rdquo; ve &amp;ldquo;insanlardan uzak yaşama&amp;rdquo;, bir kreatif direktör olsaydınız size, DEW için daha sofistike, sanatsal yönü ağır ve mesaj kaygılı bir reklam senaryosu yazdırabilirdi.</description></item><item><title>Mesleğinize 'pazarlamacı' diyorsanız...</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-07-14-mesleginize-pazarlamaci-diyorsaniz/</link><pubDate>Mon, 14 Jul 2008 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-07-14-mesleginize-pazarlamaci-diyorsaniz/</guid><description>Yüce&amp;rsquo;nin geçenlerde iyi bir pazarlamacı olmanın gereklilikleri hakkında yarattığı listeye bir göz atın derim. Kendinizi test edin, kaçının yanına tik atabileceğinizi görün.
Bu ütopik listenin altına yorumumu yazdım, Yüce&amp;rsquo;de bu yorumu blogumda paylaşmamı önerdi.
&amp;ldquo;Zaman dilimi olarak içinde az bulunduğum pazarlama-iletişim camiasını düşündüm ve genç bir iletişimci olarak soruyorum;
İyi sunum yapmak&amp;hellip; Kaç pazarlamacı-iletişimci gerçekten iyi sunum becerilerine sahip?
Okumak&amp;hellip; Kaç pazarlamacı bilgilerini taze tutmaya çalışıyor, bildiklerini yeniden hatırlıyor?
İsmi google&amp;rsquo;landığında nitelikli sonuçlara ulaşılması&amp;hellip; Kaç pazarlamacı &amp;ldquo;online community evangelist&amp;quot;lik yapıyor?</description></item><item><title>Organik... Nereye kadar?</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-07-09-organik-nereye-kadar/</link><pubDate>Wed, 09 Jul 2008 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-07-09-organik-nereye-kadar/</guid><description>Sık kullanılan her kavramın, her kelimenin içi boşalıyor.
Önce kaliteli, sonra lezzetli, ardından sağlıklı&amp;hellip;
Şimdi de organik!
Market içerisinde organik olan bir sürü ürün var ve organik olması artık tüketicide bir fark yaratmıyor.
Çünkü herşey organiğe dönüyor!
O halde Organik Rakı&amp;rsquo;da bu haftanın şakası olsun&amp;hellip;</description></item><item><title>Fonksiyonel gıdaların ambalaj iletişimi</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-07-07-fonksiyonel-gidalarin-ambalaj-iletisimi/</link><pubDate>Mon, 07 Jul 2008 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-07-07-fonksiyonel-gidalarin-ambalaj-iletisimi/</guid><description>Çoğunlukla yetersiz oluyor. Aşağıda bahsedeceğim ürün gibi&amp;hellip;
İçerenköy Carrefour&amp;rsquo;da alışveriş yapıyoruz, süt ürünleri reyonunda bir sürü yumurta yanyana dizilmiş. Bir iki tanesi hemen dikkatimi çekiyor; Omega 3&amp;rsquo;lü ve Selenyum&amp;rsquo;lu yumurtalar&amp;hellip;
Omega 3 ve faydaları çok tanıdık.
Selenyum&amp;hellip; Selenyum&amp;hellip; Selenyum&amp;hellip; Düşünüyorum ama hafızamda böyle bir şey yok!
Ben merak ettim ve Selenyum&amp;rsquo;un ne olduğuna hem Wikipedia&amp;rsquo;dan hem de başka bir kaynaktan baktım.
Zaten yumurta&amp;rsquo;nın içerisinde doğal olarak bulunan bir maddeymiş Selenyum.</description></item><item><title>Motosiklet ölüm değildir!</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-07-03-motosiklet-olum-degildir/</link><pubDate>Thu, 03 Jul 2008 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-07-03-motosiklet-olum-degildir/</guid><description>Bir motosiklet sürücüsü olarak trafikteki insanları (özellikle otomobil sürücülerini) bilinçlendirmek adına bir sunum hazırladım. Slideshare&amp;rsquo;den izlenebilir ve download edilebilir şekilde sunuyorum.
Motosiklet Olum Degildir!!
view presentation (tags: otomobil teknikleri sürüş araba)
Çok başarılı bir sunum olmadığının farkındayım, ancak kendimi en kısa yoldan ifade edebileceğim formatın bu olduğunu düşünüyorum.
Bir istatistiğe göre 1 motosiklet sürücüsü, bu bilinci ister istemez etrafındaki 100 kişiye aşılıyor.
Ben daha fazlasına ulaşmak istedim.
Siz de etrafınızdakilerle bu bilgileri paylaşabilirseniz, belki ufak çaplı da olsa bir değişim yaşanır.</description></item><item><title>Yarın hayatınızda...</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-06-30-yarin-hayatinizda/</link><pubDate>Mon, 30 Jun 2008 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-06-30-yarin-hayatinizda/</guid><description>Madem konu DtbD?&amp;lsquo;a geldi ve madem Haziran ayını terkediyoruz, o zaman bir farklılık yapıp kendimizi sorguayalım;
Dare to be Different? olmasa&amp;hellip;
Şu andan itibaren yazmaya tamamen son verme kararı alsam&amp;hellip; Yaşadıklarımdan çıkardığım dersleri, önerdiğim insight&amp;rsquo;ları, zaman zaman dışarı çıkıp gözüme çarpan in-store ve outdoor uygulamaların fotoğraflarını paylaşmayı durdursam&amp;hellip; Blogosferi terk etsem&amp;hellip;
Bu blogun yazılarını özler misiniz? Yoksa umrunuzda olmaz mı?
Özel günler Blog yazmaya başlayalı 1 sene 2 gün olmuş. Yani yine &amp;ldquo;özel bir gün&amp;quot;ü kaçırmışım.</description></item><item><title>Bilginin yayılma hızı</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-06-27-bilginin-yayilma-hizi/</link><pubDate>Fri, 27 Jun 2008 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-06-27-bilginin-yayilma-hizi/</guid><description>Kuruluş: Haz 20, 2008 23:10pm
Haz 20, 2008 23:40pm 1,230 Üye
Haz 21, 2008 23:10pm 26,511 Üye
Haz 22, 2008 23:10pm 52,705 Üye
Haz 23, 2008 23:10pm 78,423 Üye
Haz 24, 2008 23:10pm 98,892 Üye
Bu veri bir Facebook grubundan alındı.
Benim bu yazıyı yazarken gördüğüm üye sayısı ise 128,046 seviyesinde.
Ertesi gün bu sayı rahatlıkla 13,000&amp;rsquo;i geçmiş olacaktır.
İşte size, sosyal ağların ve sosyal medyanın bilgiyi yayma gücü!
Konuşulan elbette ki büyük bir hikayesi olan milli takımımız.</description></item><item><title>Fonksiyonellik ne kadar önemli?</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-06-25-fonksiyonellik-ne-kadar-onemli/</link><pubDate>Wed, 25 Jun 2008 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-06-25-fonksiyonellik-ne-kadar-onemli/</guid><description>Uğur Özmen&amp;rsquo;in Müşteri Tecrübesi Yönetimi adlı yazısını okuyunca uzun zamandır değinmek istediğim bir konu aklıma geldi.
Şehirhatları vapurlarını İDO&amp;rsquo;ya devrettikleri günlerde Şehirhatları çalışanları önce iş yavaşlatmış, sonra çeşitli boykotlar yapmış, son olarak ta insanlarla iletişime geçip dikkat çekerek, insanlara bu devir-teslim&amp;rsquo;den dolayı işsiz kalacaklarını duygusal bir mesaj olarak iletmeye çalışmışlardı.
Bunu, iskelede gül dağıtarak başarmaya çalıştılar&amp;hellip;
Elbette birçok insan, daha bir ay öncesinden iş yavaşlatma eylemine girip kendilerini canlarından bezdiren, somurtkan yüzlerle karşılayan ve kaba davranan bu kimselerin elinden bu gülleri almadı.</description></item><item><title>Ekşi Sözlük'e reklam vermek</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-06-22-eksi-sozluke-reklam-vermek/</link><pubDate>Sun, 22 Jun 2008 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-06-22-eksi-sozluke-reklam-vermek/</guid><description>İyi bir iş yaptığınızdan emin misiniz?
Peki, işinizi iyi yaptığınızdan?
Emin değilseniz, nerelere girip nerelerden uzak durmanız gerektiğini bilmeniz gerekmez mi?
Mesela, sosyal ağlardan, sosyal medyadan&amp;hellip;
Bu haftanın şakası olsun TTnet&amp;rsquo;in Ekşi Sözlüğe verdiği reklam&amp;hellip;
Geri kalan entry&amp;rsquo;leri ve TTnet hakkındaki feedback&amp;rsquo;leri mutlaka okuyun. Hatta TTnet&amp;rsquo;te çalışan yakınlarınz varsa onlarla da paylaşın.
Bu aralar epey para harcıyorlar, bari birileri rüyadan uyandırsın&amp;hellip;</description></item><item><title>Durmasını bilmek</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-06-19-durmasini-bilmek/</link><pubDate>Thu, 19 Jun 2008 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-06-19-durmasini-bilmek/</guid><description>Kaskın içerisindeki yüzü tanıyabildiniz mi?
Kendisi ex-F1 kralı Schumacher.
F1 pistlerinden çekildikten sonra bu sefer motorsiklet üzerine geçmiş.
Yine hız içerdiği düşünülürse, başarılı olacağı düşünülebilir, değil mi?
Pek öyle olmamış.
İyi ürüne/hizmete sahip yöneticilerin aynı başarıyı kategori dışında da yakalayacaklarını düşünmelerine benzettim bu düşüşü&amp;hellip;
F1&amp;rsquo;de efsane olmuşsanız, başka bir dalda -tabir-i caizse- &amp;ldquo;karizmayı çizdirmemek&amp;rdquo; önemli olmaz mı?
Aynı şekilde, bir kategoride liderseniz, aynı markayla başka bir kategoride de lider olacağınızı düşünüp daldan dala atlar mısınız?</description></item><item><title>Öfkeli bir lider</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-06-18-ofkeli-bir-lider/</link><pubDate>Wed, 18 Jun 2008 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-06-18-ofkeli-bir-lider/</guid><description>Futbolla çok aram olmadığından Euro 2008 maçlarını takip etmiyorum. Ancak ister istemez, mesaj bombardımanından nasibimi alıyor ve günün başlıklarını okuyorum.
Bugünün gündem maddesi Fatih Terim olmuş.
Çek Cumhuriyeti maçının ardından düzenlediği basın toplantısını, sanki basın mensuplarını azarlamak üzere kurgulaması ve bu üslubun etkileri tartışılıyor.
Futbol konusunda ahkam kesemem. İletişimci olarak düşününce ise, bir liderin bu tip fevri çıkışlar yapmasını doğru bulmuyorum.
Yönettiğiniz bir takımdan öte, temsil ettiğiniz bir ülke varken hiç doğru bulmuyorum.</description></item><item><title>Superfresh - Yemişim Kaloriyi!</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-06-16-superfresh-yemisim-kaloriyi/</link><pubDate>Mon, 16 Jun 2008 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-06-16-superfresh-yemisim-kaloriyi/</guid><description>Siz de rastladınız mı bilmiyorum, ancak beni inanılmaz rahatsız eden bir ilanı paylaşmak istedim. Böyle ilanlar gördüğümde ajansa kızmıyorum, gerçekten! Bunun altına imza atan ürün/marka yöneticisine ya da pazarlama uzmanlarına kızıyorum.
Bugün herkes sağlık sorunları yüzünden kızartmalardan uzak durmaya çalışırken, bir de tam yaz mevsimi, herkesin kilo vermek için çabaladığı dönemlerde &amp;ldquo;yüksek kalori&amp;quot;nin bu şekilde vurgulamanın anlamını çözemedim.
Kendi bindiğimiz dalı baltalamaktan farksız görünüyor.
&amp;ldquo;Yemişim kaloriyi!&amp;rdquo;, &amp;ldquo;Hayata bir kez geliyoruz&amp;rdquo; gibi sıcak bir metinle desteklenmiş.</description></item><item><title>Kategori isminden marka üretmek</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-06-09-kategori-isminden-marka-uretmek/</link><pubDate>Mon, 09 Jun 2008 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-06-09-kategori-isminden-marka-uretmek/</guid><description>Uzun zamandır kategori isminden üretilen markalar ve başarıları hakkında düşünüyorum. Henüz kesin bir yargıya varmış değilim, ancak baskın bir fikrim var.
Hem perakende zinciri kuruyor hem üretim yapıyorsunuz, marka da Yeşil Kundura mesela&amp;hellip;
Migros, Carrefour, Boyner, Teknosa&amp;hellip; Bunlar oldu, Yeşil Kundura niye sırıtıyor? Çünkü kundura çirkin bir isim. Anlamı da &amp;ldquo;cool&amp;rdquo; birşeyler çağrıştırmıyor.
Bakın Kundura&amp;rsquo;nın sözlük tanımı neymiş; &amp;ldquo;Kaba işlenmiş, bağsız, konçsuz ayakkabı&amp;rdquo;.
Ayakkabı üretseniz/satsanız böyle bir sıfatı markanızın yanına yakıştırır mısınız?</description></item><item><title>Siyasal iletişim (ve değişim)</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-06-06-siyasal-iletisim-ve-degisim/</link><pubDate>Fri, 06 Jun 2008 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-06-06-siyasal-iletisim-ve-degisim/</guid><description>Bugün Habertürk&amp;rsquo;te Nuran Yıldız&amp;rsquo;ın yazısını okuduğumda aklıma, geçtiğimiz günlerde Origin of the Brands blogunda okuduğum başka bir yazı geldi.
OotB&amp;rsquo;de 3 senatörün seçim kampanya sloganları görseller üzerinden incelenmiş. Lobi desteği, kapalı kapılar arkasında dönen dolaplar haricinde, yalnız iletişim boyutundan bakarsak, hangisinin iletişiminin daha başarılı yürütüldüğü konusunda rahatlıkla fikir sahibi olabiliyoruz.
McCain&amp;rsquo;de zaten bir vaat yok, Cumhuriyetçi cephenin öne sürecek adayı olmadığından ipi göğüsledi. Hillary slogan karmaşası yaşarken bir yandan da çok agresif bir şekilde Obama&amp;rsquo;ya çeşitli sözlü saldırılarda bulundu.</description></item><item><title>Perspektif değiştirmek işe yarayabilir</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-06-03-perspektif-degistirmek-ise-yarayabilir/</link><pubDate>Tue, 03 Jun 2008 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-06-03-perspektif-degistirmek-ise-yarayabilir/</guid><description>Geçenlerde bir dostum yakındı; &amp;ldquo;Şirkette anlamadığım işleri bana devrediyorlar!&amp;rdquo; diye.
Zaman zaman herkes bu tip durumlarla karşılaşabilir. Benim de başıma geliyor.
Bunun iki çözümü var;
Bu işi pas edecek bir başkasını bulup kendini kurtarmak, Ya da bunu kabul ederek, öğrenmek için bir fırsat olarak görüp üstesinden gelmek. Yapmak istemediğiniz ya da kabiliyetinizin dışında işler mi var?
Bunları &amp;ldquo;öğrenmek&amp;rdquo; için bir fırsat olarak görmeyi hiç denediniz mi?
Siz yukarıdaki çözümlerden hangisini uyguluyorsunuz?</description></item><item><title>Yarın hayatınızda...</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-05-30-yarin-hayatinizda/</link><pubDate>Fri, 30 May 2008 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-05-30-yarin-hayatinizda/</guid><description>Starbucks olmasa&amp;hellip;
Shaya, şirketin Türkiye&amp;rsquo;deki tüm perakende faaliyetlerine son verdiğini açıklasa ve tüm dükkanları tek seferde kapatsa&amp;hellip; Oturup dinlenmek, kahve molası vermek, Latte&amp;rsquo;yi, Frappucino&amp;rsquo;yu ve Mocha&amp;rsquo;yı başka markalardan tatmak, hatta bu &amp;ldquo;deneyimi&amp;rdquo; başka cafelerde yaşamak zorunda kalsanız&amp;hellip;
Neredeyse her köşe başında bulunan bu markayı özler misiniz? Yoksa umrunuzda olmaz mı?</description></item><item><title>Kriz iletişimini makyajsız yapmak</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-05-27-kriz-iletisimini-makyajsiz-yapmak/</link><pubDate>Tue, 27 May 2008 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-05-27-kriz-iletisimini-makyajsiz-yapmak/</guid><description>Her ünlü adının karıştığı skandallardan sonra basın toplantısı düzenler ve bunlara makyajsız, hatta kimi zaman dini motiflerle bezeli aksesuarlarla (kolye-muskabilezik vb.) çıkar.
Bu haftasonu TV&amp;rsquo;deki magazin programlarından birinde Demet Akalın&amp;rsquo;ın konserlerinden birinde bir gaf yaptığını öğrendim.
O da (olumsuz durum yaşayan her ünlü gibi) basın toplantısı düzenledi ve bu basın toplantısına makyajsız çıktı.
Yetmiyor, zorla yaptırıldığı her halinden belli olan yalapşap özür dilemeden sonra bir de konser vaadinde bulunuyor. Çok güldüm doğrusu&amp;hellip;</description></item><item><title>1.Redbull Flugtag İstanbul</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-05-26-1redbull-flugtag-istanbul/</link><pubDate>Mon, 26 May 2008 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-05-26-1redbull-flugtag-istanbul/</guid><description>Bir etkinlikteki başarı kriteri, etkinlik alanına olabildiğince çok insan çekmek midir? Amaçlarla doğru orantılıysa, zaman zaman evet. Bilinir bir markanız yoksa ve düşük bütçeyle sıradan bir etkinlik planlıyorsanız elbette bu şekilde yürüyebilir. Peki Red Bull gibi bir marka için çalışıyorsanız ve elinizde Flugtag gibi bir etkinliğiniz varsa? O halde etkinlik alanına olabildiğince çok insan çekmek ister misiniz? Çok fazla anlatmayacağım, zira etkinliğin içeriği herkes tarafından biliniyor. Ben işin eğlence tarafı hakkında birşeyler söylemek istiyorum.</description></item><item><title>Yardım isterken kime konuşmalı?</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-05-21-yardim-isterken-kime-konusmali/</link><pubDate>Wed, 21 May 2008 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-05-21-yardim-isterken-kime-konusmali/</guid><description>Şüphe yok ki Sivasspor bu sene gerçekten büyük bir başarıya imza attı. Elde ettiği başarı ana haber bültenlerine kadar konu oldu.
Bugün bir forum sayfasına baktığımda şöyle bir bannerla karşılaştım;
Sizde nasıl bir etki bıraktı bilmiyorum, ama bana itici gelmedi. Hatta sempatik bulanlar bile olmuştur.
Halbuki benzer bir yardım kampanyası Galatasaray için de düzenlenmişti. Doğrusunu söylemek gerekirse, o kampanyayı çok iğrenç bulmuştum.
Peki iki kampanyayı birbirinden bu kadar ayrıştıran unsur nedir?</description></item><item><title>Çocuklar ve marka farkındalığı</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-05-20-cocuklar-ve-marka-farkindaligi/</link><pubDate>Tue, 20 May 2008 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-05-20-cocuklar-ve-marka-farkindaligi/</guid><description>19 Mayıs tatilinden istifade etmek amacıyla 3 günlüğüne İstanbul&amp;rsquo;dan uzaklaştım. Bu arada 1.5 ve 8 yaşlarındaki kuzenlerimle biraz vakit geçirebildim ve göreceli de olsa enteresan bir veri elde ettim. Küçük kuzenim Danone ambalajına bakarak dili döndüğünce &amp;ldquo;yoğurt&amp;rdquo; diyordu. Bunun bir tesadüf olduğunu düşündüm, ancak -yine dili döndüğünce- ayakkabısına &amp;ldquo;ayakkabı&amp;rdquo;, converse&amp;rsquo;ine &amp;ldquo;converse&amp;rdquo; dediğini görünce bunun bir tesadüf değil marka farkındalığı olduğunu anladım. 8 yaşındaki büyük kuzenim buzdolabında Redbull görünce heyecanla sloganı söylüyor; &amp;ldquo;Redbull kanatlandırır!</description></item><item><title>İSPARK yalnız para toplar</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-05-14-ispark-yalniz-para-toplar/</link><pubDate>Wed, 14 May 2008 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-05-14-ispark-yalniz-para-toplar/</guid><description>Sevgili hocam Ahmet Durul dün akşam benimle bir ikilemi paylaştı, ben de sizinle paylaşmak istiyorum.
İSPARK, bildiğiniz gibi şehrimizin modern ve yasal otopark mafyası. Bu araç kabul fişi de açık açık yalnızca park eden arabalardan para toplandığının altını çiziyor.
Sloganlarının altını aşağıdaki görselde mavi renkle çizdim. İşi tuhaf hale getiren kısmı ise koyu ve büyük puntolarla, sloganlarından önce yerleştirdikleri uyarı metni. Onu da kırmızı renkle çizdim.
Güvenle park iddiasının yanında araçta bırakılan eşyalardan sorumlu olmayan bir müessese.</description></item><item><title>Eleştiri formülü</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-05-11-elestiri-formulu/</link><pubDate>Sun, 11 May 2008 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-05-11-elestiri-formulu/</guid><description>Toplum olarak eleştiriye bizim kadar tahammülü olmayan (ve anlamını &amp;ldquo;olumsuz yorumlar&amp;rdquo; olarak bilen) başka bir millet var mıdır bilmiyorum.
Bireysel olarak böyle bir yaklaşım sergilememizi dahi anlayamazken, şirketlerin ve şirket çalışanlarının benzer tutumlar sergilemeleri beni gerçekten şaşırtıyor.
Üretim yapan şirketlerin memnuniyet kriterleri çok fazla bileşen içerdiği için onlara belki daha fazla tolerans tanınabilir, ancak hizmet veren şirketler için en önemli unsur &amp;ldquo;müşteriyi mutlu etmek&amp;rdquo; değil midir?
Erkeksen dışarı gelsene lan! diyen delikanlı garsonlara sahip Mado, Otomobiline zarar verdiği üyesini kulüpten uzaklaştıran Hillside, Sırf şikayet maili attığı için sadık müşterisinin hesabını silen Hepsiburada.</description></item><item><title>Ne kadar basit... / Bir Lovemark vakası</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-05-08-ne-kadar-basit/</link><pubDate>Thu, 08 May 2008 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-05-08-ne-kadar-basit/</guid><description>O kadar iyi.
Geçtiğimiz günlerde rastladığım çok güzel bir çalışma;
Üzerine ekleyeceğim tek şey, Leonardo DaVinci&amp;rsquo;nin bir sözü olacak;
&amp;ldquo;Simplicity is the ultimate sophistication&amp;rdquo;
Bir Lovemark vakası TV&amp;rsquo;de bir programda İzmir tanıtılıyor. Eskiden beri işletilen bir cafe tanıtılırken, oranın müdavimlerinden olan tekerlekli sandalyedeki bir teyze, bir anısını anlatıyor;
&amp;ldquo;Bana bir gün &amp;lsquo;buyrun gelin kahvemizi için&amp;rsquo; dediler, ben de &amp;lsquo;gelemem, oraya çıkmak için rampa yok&amp;rsquo; diyorum. 1 hafta sonra evime haber yollanıyor, &amp;lsquo;sizin için rampa yapıldı&amp;rsquo; diye.</description></item><item><title>Advantage Rogue - Advantage Black</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-05-01-advantage-rogue-advantage-black/</link><pubDate>Thu, 01 May 2008 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-05-01-advantage-rogue-advantage-black/</guid><description>Iraz sormuş, &amp;ldquo;HSBC Advantage yeni reklamını izledin mi?&amp;rdquo; diye. İzlemedim, ancak lanse ettikleri Advantage Rogue ve Advantage Black kartlarının ne &amp;ldquo;avantajlar&amp;rdquo; sunduğunu öğrenmek için google&amp;rsquo;ladığımda HSBC kart yönetiminden sorumlu grup başkanının ağzından şu cümleleri sarfettiğini gördüm;
&amp;ldquo;Rouge ve Black görünümleri, özellikleri ve kokularıyla rekabetteki diğer ürünlerden farklı bir şekilde tasarlandı. Bu yeni ürünler alışveriş yapmayı seven, indirim ve kampanyaları takip eden, yeniliklerle ilgilenen kadınlara ve erkeklere, ilgi alanlarına göre farklı avantajlar sunarak öne çıkacaktır.</description></item><item><title>Değişime uyum sağlamak</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-04-29-degisime-uyum-saglamak/</link><pubDate>Tue, 29 Apr 2008 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-04-29-degisime-uyum-saglamak/</guid><description>Beşiktaş Belediyesi, meydandaki sabit pazarı yıktığından beri Beşiktaş&amp;rsquo;ta her köşe başında bir manav görür olduk. Yalnızca benim oturduğum mahallede bile 7 tane manav sayabiliyorum.
Hepsi de bu işi öğrenmiş gibi, dükkanlarını ışıl ışıl aydınlatarak, renkli görseller kullanarak süslüyorlar. Bu görselliğe rağmen yine de, bir tanesi hariç hepsi oldukça sıradan.
Bir-iki ay öncesine kadar kocaman bir sabit pazarda senelerdir yerinde duruyor, müşteri çekmeye çalışmıyor, müşteriye ürünü istediğin fiyattan verebiliyor, hizmeti istediğin gibi sunabiliyorsun, ve&amp;hellip;</description></item><item><title>Teknosa Asist iletişimi ve gerçekler</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-04-27-teknosa-asist-iletisimi-ve-gercekler/</link><pubDate>Sun, 27 Apr 2008 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-04-27-teknosa-asist-iletisimi-ve-gercekler/</guid><description>Şu Teknosa&amp;rsquo;nın yaptığı iletişim beni düşündürdüğü kadar başkalarını da düşündürüyor mudur merak ediyorum?
Teknosa bu reklam filminde de yapmadığı 3 şeyin vaadini vermekten geri durmuyor;
İade, Ürün Değişimi, Garanti Hizmetleri Üretim yapan firmalar için aynı şeyi söylemem pek mümkün değil, ancak hizmet sektöründeyseniz memnuniyet bir vaat değil, bir norm olmalıdır!
Bu reklam televizyonda dönüyorken bakalım Teknosa&amp;rsquo;larda gerçekten neler oluyor;
Memnun kalınmayan ürün değiştirilmiyor Ayıplı ürün geri alınmıyor Profesyonelliğe sığmayacak bir satış yapılıyor Garantisi süren ürün için fiş isteniyor Hizmet verilmiyor Tüketiciye kaba davranılıyor Ya yalan vaatler veriliyor, ya da çalışanlar bilgilendirilmiyor Tüketici mahkemesinin kararları dahi hiçe sayılıyor Gördüğünüz gibi, neresinden tutsanız elinizde kalıyor.</description></item><item><title>Axe Akademi</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-04-24-axe-akademi/</link><pubDate>Thu, 24 Apr 2008 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-04-24-axe-akademi/</guid><description>Deodorant olarak beni çok cezbeden bir marka olmasa da Axe, dünya çapında yaptığı iletişimle bende bir Lovemark oldu bile. Hiçbirine takılmasak dahi, Lynx Jet kampanyası bile Lovemark olması için başlı başına yeterli olurdu diye düşünüyorum. Axe&amp;rsquo;ın Türkiye&amp;rsquo;deki muhafazakarlığını eleştirdiğim oldu. Ancak görüyorum ki BTL işlerde Axe bu muhafazakar algıyı kırmaya çalışıyor. Dün Caddebostan barlar sokağı&amp;rsquo;nda şu ilanlar gözüme çarptı. Öncelikle mecra ve mekan seçimini çok doğru bulduğumu söylemeliyim. Buraya kadar harika, ancak Axe Akademi&amp;rsquo;nin web ayağına baktığımızda bizi yetersiz bir bilgilendirme karşılıyor.</description></item><item><title>Vivident Aquagum</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-04-17-vivident-aquagum/</link><pubDate>Thu, 17 Apr 2008 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-04-17-vivident-aquagum/</guid><description>Bazen ürün yöneticilerini anlamakta zorluk çekiyorum. Gerçekten. Düşünün, masanızda oturduğunuz bir gün ürün yöneticisi gelip diyecek ki; &amp;ldquo;Süper bir fikrimiz var! Susuzluğu bastıran sakız yapalım!&amp;rdquo; İletişimci olarak cevabınızın; &amp;ldquo;Susuzluğu bastırmak iyi bir fikir mi?&amp;rdquo; olması gerekmez mi? Vivident&amp;rsquo;tekiler için cevap bu olmamış. Bugün bütün doktorlar, beslenme uzmanları, hatta sağlığına özen gösteren herkes su içmenin vücuda faydaları hakkında bas bas bağırır, insanlar ellerinde su şişeleriyle sokaklarda gezinirken sen git, susuzluğu bastıracak sakız için arge yap, üzerinde düşünüp fikirler üret, medya satın alması yapıp reklamlarını döndür, dergilere gir&amp;hellip; Fotoğrafını çektiğim ilanın yayınlandığı dergi Men&amp;rsquo;s Health.</description></item><item><title>Viva la Carnivale!</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-04-14-viva-la-carnivale/</link><pubDate>Mon, 14 Apr 2008 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-04-14-viva-la-carnivale/</guid><description>Bir çok sıradan insanın en çok sevdiği günlerdir Cuma, Cumartesi, Pazar&amp;hellip; Ne kadar çok insan, taaa Pazartesi sabahından bekler bu üç günün gelmesini&amp;hellip; Hayret ederim, günlerimiz daha çabuk bitsin diye yakılan ağıtlara benzer haftaiçi serzenişleri.
Halbuki eğlenmesini ve mutlu olmasını bilene Salı da muhteşem bir gündür, Perşembe de&amp;hellip;
Saatten de anlaşılacağı üzere, Pazartesi&amp;rsquo;yi kapıda karşılayanlardanım. Bu haftanın ilk sözünü erkenden tutuyorum&amp;hellip;
Pazarlama Blogları Karnavalı Bu hafta ev sahipliğini aklımda mevcut bulunan farklı bir sunumla yapmak isterdim.</description></item><item><title>Sponsorluk için etkinlik seçerken...</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-04-12-sponsorluk-icin-etkinlik-secerken/</link><pubDate>Sat, 12 Apr 2008 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-04-12-sponsorluk-icin-etkinlik-secerken/</guid><description>Sponsorluk için etkinlik seçerken&amp;hellip;
!(Bu yazıyı yazmak için daha uygun bir zaman olamazdı herhalde. Önümüz 23 Nisan ve bu hafta pazarlama blogları karnavalına ev sahipliğini ben yapacağım&amp;hellip; Bu sayede bu yazının daha fazla insana ulaşacağını umut ediyorum.)
Bir telefon geliyor, X kulübünden&amp;hellip;
&amp;ldquo;Düzenleyeceğimiz etkinlikte &amp;lsquo;celebrity&amp;rsquo;ler jüri olacaklar, en iyi X&amp;rsquo;i seçecekler, bize sponsor olur musunuz?&amp;rdquo;
Ardından özel istekler geliyor.
&amp;ldquo;Ama lütfen şöyle olsun böyle olsun, çünkü ünlüler gelecek&amp;hellip; Lütfen özenle hazırlansın çünkü ünlü isimler&amp;hellip; (umursayacağımı düşünerek isim sayıyor) &amp;hellip;Biraz çabuk halledebilirsek, çünkü ünlü insanlar&amp;hellip;&amp;rdquo;</description></item><item><title>Bonus Trink Taksi</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-04-09-bonus-trink-taksi/</link><pubDate>Wed, 09 Apr 2008 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-04-09-bonus-trink-taksi/</guid><description>İşte ders niteliğinde bir vaka. Yarım saat kadar önce bir taksinin üzerindeki baskı sayesinde Bonus Trink Taksi uygulamasından haberim oldu, ancak araba kullandığım için fotoğrafını çekemedim.
Uygulama şöyle; Taksiye biniyorsunuz ve istediğiniz yerde inerken tek yapmanız gereken şey Bonus Trink&amp;rsquo;inizi okutmak. Hepsi bu. Bozuk derdi yok, beklemek yok, para üstü beklerken trafiği aksatmak yok.
Gördüğümde inanılmaz bir heyecan ve merak yarattı gerçekten.
Bunun üzerine elimde olmadan Garanti Bankası&amp;rsquo;nın neden bu kadar başarılı (ve hem algıda hem gerçekte 1 numaralı hizmet veren) bir banka olduğunu düşündüm.</description></item><item><title>Fonksiyonel ürünlerin iletişim eksiği</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-04-05-fonksiyonel-urunlerin-iletisim-eksigi/</link><pubDate>Sat, 05 Apr 2008 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-04-05-fonksiyonel-urunlerin-iletisim-eksigi/</guid><description>Fonksiyonel ürünlerin iletişim eksiği
Doğadan vakası çok konuşuldu, o yüzden ben de aynı şekilde bahsetmeyeceğim, Dimes vakasını hatırlayanlar benzer özellikleri hemen farkedeceklerdir zaten. Ben Doğadan&amp;rsquo;ın olması gerektiği &amp;ldquo;fayda - fonksiyonel ürün&amp;rdquo; niteliğinin neden vurgulanmadığı üzerine bir iki şey söylemek istiyorum.
Dedik ki Doğadan bitki çayı markasıdır&amp;hellip; Bu gayet açık.
Peki, bitki çaylarının faydasını herkes biliyor mu?
Demek istediğim, hangi bitki çayının ne fonsiyonu var? Hangisi, neye iyi geliyor? Bilen var mı?</description></item><item><title>İzmir'de iletişimde sınıfta kaldı</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-04-01-izmirde-iletisimde-sinifta-kaldi/</link><pubDate>Tue, 01 Apr 2008 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-04-01-izmirde-iletisimde-sinifta-kaldi/</guid><description>Expo 2015 nedir?
Kaç kere duydunuz?
Peki bu organizasyon hakkında ne biliyorsunuz?
5 dakikanızı ayırıp webden araştırma yaptınız mı?
Yoksa yalnızca elinize geçen forward maillerden duyduğunuz kadarını mı biliyorsunuz?
Geçtiğimiz aylarda İletişim Bakanlığı kurulsun dediğimde, aslında kastettiğim tam da bu gibi işlerdeki tutarlılıkları takip edip, geleneksel söylemlerin dışında hareket edebilmek, gerektiği gibi kamuoyunu bilgilendirme amaçlı bir organizasyon kurulmasıydı. Yorumcu bir arkadaş bunu bir propoganda mecrası gibi görüp Nazi döneminde uygulanan metotlara benzetti.</description></item><item><title>Yarın hayatınızda...</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-03-31-yarin-hayatinizda/</link><pubDate>Mon, 31 Mar 2008 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-03-31-yarin-hayatinizda/</guid><description>Turkcell olmasa&amp;hellip;
Şirket yarından itibaren şalterleri indirse ve bütün faaliyetlerini durdurma kararı alsa&amp;hellip; Milyonlarca bireysel ve kurumsal abone, numaralarını kaybetmeden, kendi tercih edecekleri başka operatörlere geçiş yapmak zorunda kalsa&amp;hellip;
Pahalı tarifelerine rağmen bu markayı özler misiniz? Yoksa umrunuzda olmaz mı?</description></item><item><title>Şehir efsaneleri yaratmanın formülü</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-03-30-sehir-efsaneleri-yaratmanin-formulu/</link><pubDate>Sun, 30 Mar 2008 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-03-30-sehir-efsaneleri-yaratmanin-formulu/</guid><description>&amp;ldquo;TC Kimlik No.su tek sayıyla bitenler fişleniyor&amp;rdquo; diye bir şehir efsanesi üretildi.
Forward mail almadığım için gözümden kaçırdığım bu mail yakınlarımdan duyduğum kadarıyla epeyce ortalarda dolaşmış. Peki, bu ve benzer (&amp;ldquo;organ mafyası kurbanı olup buz dolu küvetin içinde uyanma&amp;rdquo;, &amp;ldquo;aids&amp;rsquo;liler kulübüne hoşgeldin&amp;rdquo; gibi) hikayelerin bu kadar tutmasının sebebi nedir?
Chip &amp;amp; Dan Heath&amp;rsquo;in &amp;ldquo;Made to Stick&amp;rdquo; kitabında paylaşmak istediğim bir formülasyon var.
Basitlik: TC Kimlik Numaraları. Hepimiz için geçerli olduğu gibi, üzerine düşünmesi de çok kolay.</description></item><item><title>Esneklik ile işbilmezlik arasındaki çizgi</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-03-26-esneklik-ile-isbilmezlik-arasindaki-cizgi/</link><pubDate>Wed, 26 Mar 2008 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-03-26-esneklik-ile-isbilmezlik-arasindaki-cizgi/</guid><description>Karşı takımı küçük düşürücü bir galibiyetin ardından &amp;ldquo;memorial t-shirt&amp;rdquo; çıkarma furyası bir Beşiktaş - Fenerbahçe maçından sonra ortaya çıktı. Ardından mizahi bir sloganla ve çeşitli görsellerle tüm takımlar kendileri için bir şeyler uydurur oldular.
Bu yaratıcı konseptlerin kaynağını hep merak eder, her seferinde de fanatiklerin yazıp çizdikleri çalışmalar olduğunu düşünürdüm. Dün bu düşünceme kanaat getirmeme sebep olacak bu haberi okudum.
Galatasaray&amp;rsquo;lı taraftarlar, Fenerbahçe Türkiye Kupası&amp;rsquo;ndan elendiğinde tribünde klasikleşmiş kareografi şovlarından birini yaptılar, ardından GS Store bu kareografi şova istinaden bir tasarım yaptı ve piyasaya sürdü.</description></item><item><title>Tam hizmet ajansları</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-03-21-tam-hizmet-ajanslari/</link><pubDate>Fri, 21 Mar 2008 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-03-21-tam-hizmet-ajanslari/</guid><description>Bir telefon geliyor, arkadaşım konuşuyor.
&amp;ldquo;Biz X ajans, sizinle çalışmak istiyoruz&amp;rdquo;.
&amp;ldquo;Biraz daha tanıtır mısınız kendinizi?&amp;rdquo;
&amp;ldquo;Biz tam hizmet ajansıyız, herşeyi yaparız&amp;rdquo;
&amp;ldquo;Nasıl herşeyi?&amp;rdquo;
&amp;ldquo;Herşeyi derken, fotoğraf ta çekeriz, ambalaj da tasarlarız, PR&amp;rsquo;da yaparız, interaktif te&amp;hellip;&amp;rdquo;
&amp;ldquo;Peki, sunumunuzu e-mail olarak gönderin, değerlendirmeye alacağız.&amp;rdquo;
Bu konuşmayı şöyle yorumluyorum; Biz, iş hacmimizi artırmak amacıyla herşeyi yapmaya çalışan, vasat yeteneklere ve iletişimin herhangi spesifik alanlarından birinde uzmanlığı olmayan bir ajansız.
Siz müşteri olsanız, böyle bir taahhütte bulunan ajansı gerçekten değerlendirmeye alır mısınız?</description></item><item><title>Kategorinizi nasıl baltalarsınız?</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-03-17-kategorinizi-nasil-baltalarsiniz/</link><pubDate>Mon, 17 Mar 2008 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-03-17-kategorinizi-nasil-baltalarsiniz/</guid><description>Dimes&amp;rsquo;in yaptığı gibi.
Dimes nasıl yapıyor? İnsanların zihinlerinde &amp;ldquo;meyve suyu&amp;rdquo; olarak konumlandıktan sonra başka bir kategoriye kayarak, yani ürün gamına süt ekleyerek.
Lansman için milyonlarca lirayı ceplerinden çıkarıp, Mehmet Okur ile vasat reklam filmleri çekip, prime time reklam kuşaklarında yine milyonlarca liralık medya satın alması yaparak neyi hedefliyorlar?
Meyve suyu ile özdeşleşmiş markanın şimdi de süt için aynı etkiyi yaratmasını.
Reklam filmini Youtube yine kapalı olduğu için malesef paylaşamıyorum, ancak TV&amp;rsquo;de sık sık dönüyor.</description></item><item><title>Vatikan ve yeni 7 günah</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-03-12-vatikan-ve-yeni-7-gunah/</link><pubDate>Wed, 12 Mar 2008 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-03-12-vatikan-ve-yeni-7-gunah/</guid><description>Biz halen bezde kutsallık ararken, Vatikan, 7 günah listesini modernize etti.
Modernize etti diyorum, çünkü eski ve yeni listeye baktığımızda apaçık görmekteyiz. Eski listede Açgözlülük, Tembellik, Öfke, Kıskançlık, Gurur, Şehvet ve Hırs varken yeni liste şöyle sıralanmış;
Genetik değişiklik İnsanlar üzerinde deneyler yapmak Çevreyi kirletmek Sosyal adaletsizliğe yol açmak Yoksulluğa neden olmak Uyuşturucu kullanmak ve satmak Zenginlikle gösteriş yapmak Eski 7 günah, tamamen bireysel ve bireyi kontrol altında tutmaya çalışan bir yapıda, yani etkileşimin bugünkü gibi olmadığı ve değerlerin daha yavaş değiştiği bir dünyada geçerli olabilecekken, yeni 7 günahın büyük çoğunluğu yalnızca bireysel değil, kurumlar için de geçerli olduğu görülüyor.</description></item><item><title>Axe Türkiye'de ne yapıyor?</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-03-06-axe-turkiyede-ne-yapiyor/</link><pubDate>Thu, 06 Mar 2008 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-03-06-axe-turkiyede-ne-yapiyor/</guid><description>Galiba hiç bir şey. TV&amp;rsquo;de seneler önce (çocukluğumda) yayınlanan Axe reklamının geçenlerde yine gördüm. Bu filmin tek farkı casting&amp;rsquo;di, senaryo, sanat yönetmenliği ve diğer unsurlar çocukluğumdaki filmle aynıydı.
Sene 2008, ben Axe&amp;rsquo;ın yurtdışı örneklerini gördükçe &amp;ldquo;acaba yaratıcı olmak konusunda çok mu kısırız, yoksa Axe&amp;rsquo;taki marka yönetimi ekibi Türkiye&amp;rsquo;yi muhafazakar bir ülke olarak mı görüyor?&amp;rdquo; diye düşünüyorum.
Çünkü ülkemizdeki Axe uygulamaları, markanın yurtdışındaki imajının aksine son derece uslu kalıyor. Yalnızca tehlikesiz imalarla &amp;ldquo;yaramaz marka&amp;rdquo; imajı verilmeye çalışıyorlar, ama etkide zayıf kalıyor, insanlara çarpmıyor.</description></item><item><title>Spor markaları; Lovemarks</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-03-02-spor-markalari-lovemarks/</link><pubDate>Sun, 02 Mar 2008 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-03-02-spor-markalari-lovemarks/</guid><description>Beşiktaş - Galatasaray maçının hemen ardından İnönü Stadı&amp;rsquo;nın yanındaki Kartal Yuvası&amp;rsquo;nda çektiğim bir fotoğraf. Cep telefonuyla alelacele çektiğim için kalabalığı vurgulayamadım.
Fotoğrafı çekmeden önce diğer insanlar gibi kendim için bir şeyler aldım.
Sonra yaptığım hareketin ne kadar tepkisel olduğunu düşündüm.
Bu fotoğrafı çekerken ve bu düşünceler aklımdan geçerken bile satın alma kararım değişmedi.
Spor markalarının ne kadar güçlü markalar, &amp;ldquo;Lovemark&amp;quot;lar olduklarını bir kez daha anladım. Paylaşmak istedim.</description></item><item><title>Yarın hayatınızda...</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-02-29-yarin-hayatinizda/</link><pubDate>Fri, 29 Feb 2008 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-02-29-yarin-hayatinizda/</guid><description>Converse olmasa&amp;hellip;
Şirket dünyada bütün faaliyetlerini bir anda durdurma kararı alsa&amp;hellip; Rahatsız tabanına rağmen rengarenk Chuck Taylor serisini bir daha bulamayacak olsanız, eBay&amp;rsquo;de 20 dolara satılan ayakkabılar bir anda kolleksiyon ürünü niteliği kazansa ve fiyatları 300-400 dolara fırlasa&amp;hellip; Son ürünler de tükense ve Converse tarzı yokolsa&amp;hellip;
Muadili olmayan bu markayı özler misiniz?
Yoksa umrunuzda olmaz mı?</description></item><item><title>Orijinal vs. Muadil</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-02-27-orijinal-vs-muadil/</link><pubDate>Wed, 27 Feb 2008 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-02-27-orijinal-vs-muadil/</guid><description>Bol alternatife sahip olan biz tüketicilerin, duygusal ve fiyat odaklı ikilemidir Orijinal - Muadil kıyaslaması.
Aslında hiç söylendiği kadar çok alternatife sahip değiliz!
Şöyle bir düşünün, neyin alternatifini orijinaline tercih edersiniz?
Burada Türkiye&amp;rsquo;nin Facebook&amp;rsquo;u olduğunu iddia eden bir örnek var. Yorumu altında.
Bir tane de Vodafone&amp;rsquo;dan; iPhone al(a)mayanlara iPhone alternatifleri.
Komik görünüyor, değil mi? Bu tarz bir cep telefonu alacak olsam düşünmeden iPhone alırdım.
Belki ilaçta eşdeğer ürünler tercih edilebilir, ancak onlar bile (belki psikolojik olarak) bünyelerde aynı etkiyi yaratmıyorlar.</description></item><item><title>Pepsi Max mı Coca-Cola Zero mu?</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-02-25-pepsi-max-mi-coca-cola-zero-mu/</link><pubDate>Mon, 25 Feb 2008 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-02-25-pepsi-max-mi-coca-cola-zero-mu/</guid><description>Aysel Gürel&amp;rsquo;in vefat etmesinden sonra Pepsi, Max için çekilen 2.reklam filminin medya satınalması çoktan yapıldığından (ve milyonlarca lirayı haklı olarak çöpe atmak istemediğinden) filmi yayından kaldırıp yalnızca arka arkaya okunan 2 adet spot koymuştu. Şimdi yine TV&amp;rsquo;de orijinal reklamı görüyoruz, bu sefer sonuna &amp;ldquo;Aysel Gürel&amp;rsquo;i saygıyla anıyoruz&amp;rdquo; diye eklemişler. Ben de, &amp;ldquo;acaba bu filmi yeniden yayınlamak konusunda insanlardan feedback almışlar mıdır?&amp;rdquo; diye düşündüm. Merak ediyorum, Coca Cola Zero&amp;rsquo;nun da pazara girişiyle paniklediler ve içgüdüsel bir şekilde yeniden yayınlama kararı mı aldılar?</description></item><item><title>Neden 'diğerleri' bizi sev(e)mez?</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-02-21-neden-digerleri-bizi-sevemez/</link><pubDate>Thu, 21 Feb 2008 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-02-21-neden-digerleri-bizi-sevemez/</guid><description>Çünkü;
Birikimimizi, Başarılarımızı, Yeteneğimizi, Düşünce yapımızı, İçinde bulunduğumuz ivmeyi asla yakalayamayacak, En önemlisi de, birçoğu, öğrenme ve başarma hırsımızı asla sahip ol(a)mayan ve asla anla(ya)mayacak milyonlarca sıradan insanın arasındalar. Biz onların anlayamadığı kavramlarla bir şeyler başardıkça onlar daha çok hırslanacak, ancak yine durumu düzeltmek için bir şey yap(a)mayacaklar. Çünkü bu, yetenek, kapasite, kafa meselesi.
İnsanlar tarih boyunca anla(ya)madıkları şeylere ya saçmalık deyip geçmişler, ya da onlardan korkmuşlardır. En zavallı grup ikisini birden bünyelerinde taşıyan insanlardır.</description></item><item><title>CNBC-e ve Marketing Myopia</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-02-20-cnbc-e-ve-marketing-myopia/</link><pubDate>Wed, 20 Feb 2008 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-02-20-cnbc-e-ve-marketing-myopia/</guid><description>Pek çok pazarlama profesyoneli, kolay olanı göremez.
Demek istediğim, pazarlamacılar, üzerinde çalıştıkları bir kampanya mekaniğinde, bir ürün/hizmet/kurum için iletişim stratejisi oluştururken ya da konumlandırma çalışmaları yaparken verilecek mesajları en &amp;ldquo;basit&amp;rdquo;, en &amp;ldquo;yalın&amp;rdquo; haline getirmeyi bir türlü beceremez.
Bunun nedeni işin içerisinde fazlaca bulunmak ve &amp;ldquo;beynin kirlenmesi&amp;rdquo; de olabilir, ürünün/hizmetin birden çok faydası olması ve hepsini aynı anda vurgulamak istemesi olabilir, ya da en kötü olasılıkla &amp;ldquo;pazarlama miyopluğu&amp;rdquo; olabilir.
CNBC-e deyince benim aklıma;</description></item><item><title>Bilinçlendirme kampanyalarını amatörler yürütmemeli</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-02-17-bilinclendirme-kampanyalarini-amatorler/</link><pubDate>Sun, 17 Feb 2008 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-02-17-bilinclendirme-kampanyalarini-amatorler/</guid><description>Kardeşimin hastalandığı bir akşam onu bir hastaneye götürüyorum. İçeri giriyorum, işlemleri yaptırıyorum ve doktor kardeşimle ilgilenirlerken dışarıda bekliyorum. O sırada gözüme şu showcard ilişiyor.
Ne olduğunu anlamıyorum tabi. Biraz daha yakına gidip bakıyorum.
Artık bir fikir veriyor, ancak ne olduğu yine tam olarak anlaşılmıyor. Çünkü kargacık burgacık yazılar o kadar yakından bile okunmuyor.
Aslında Rahim Ağzı Kanseri&amp;rsquo;ne karşı yapılmış oldukça basit ve etkili bir bilinçlendirme kampanyası.
Sorun: Rahim ağzı kanseri.</description></item><item><title>Sevgiliye Kurabiye</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-02-14-sevgiliye-kurabiye/</link><pubDate>Thu, 14 Feb 2008 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-02-14-sevgiliye-kurabiye/</guid><description>Bu yazı aslında Arçelik&amp;rsquo;in yaptığı bir web sitesi hakkında, ancak ben yine de bir girizgah yazmak istiyorum. Malum, bugün sevgililer günü.
Şubat ayının başından beri nereye kafamızı çevirsek kalplerle bezeli showcard&amp;rsquo;lar, billboard&amp;rsquo;lar, görseller, vitrinler görüyoruz. Radyo spotları &amp;ldquo;Seni seviyorum&amp;rdquo; cümlesini (sanki söylenmesi çok basit bir cümleymiş gibi) beynimizin içine kazımak istercesine art arda tekrar ederken, haber sitelerinde ve TV&amp;rsquo;de bu &amp;ldquo;özel gün&amp;rdquo; için hummalı çalışmalar yapan kuruluşları görür, tüketiciler olarak pahalı trendy mekanlarda rezervasyonlarımızı hemen yaptırmamız konusunda uyarılırız.</description></item><item><title>Duyuru: Thinker and Talker Kamp'08</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-02-11-duyuru-thinker-and-talker-kamp08/</link><pubDate>Mon, 11 Feb 2008 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-02-11-duyuru-thinker-and-talker-kamp08/</guid><description>Thinker and Talker Kamp &amp;lsquo;08 ulusal çapta, üniversite öğrencilerine hitap eden bir pazarlama - girişimcilik sempozyumu. İlk olarak bu sene gerçekleştirilecek sempozyumu Marmara Üniversitesi öğrenci kulüplerinden Marmara Community organize ediyor.
T&amp;amp;T Kamp'08 iki ayaktan oluşan bir organizasyon;
&amp;ldquo;Triplex Challenge&amp;rdquo; Tüm üniversite öğrencilerinin açılımına katılımına açık, 3 ayrı marka tarafından düzenlenecek &amp;ldquo;Girişimcilik&amp;rdquo; ve &amp;ldquo;Pazarlama&amp;rdquo; ana başlıklarında düzenlenecek bir proje yarışması. 8 Şubat itibariyle katılıma açılan yarışmanın brief&amp;rsquo;lerine buradan ulaşabilirsiniz.
&amp;ldquo;Ulusal Öğrenci Sempozyumu&amp;rdquo; &amp;ldquo;Girişimcilik, pazarlama ve kariyer&amp;rdquo; konularının işleneceği UÖS&amp;rsquo;nda seminerlerin, vaka analizlerinin, sertifikalı eğitimlerin yanı sıra, son gün kariyer fuarı&amp;rsquo;da düzenlenecek.</description></item><item><title>10 yıl sonra güldürecek cümleler</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-02-08-10-yil-sonra-guldurecek-cumleler/</link><pubDate>Fri, 08 Feb 2008 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-02-08-10-yil-sonra-guldurecek-cumleler/</guid><description>Yapmak istediğimi bu yazıya kısa bir göz atınca daha iyi anlayacaksınız.
Güncel incileri buldukça ve duydukça paylaşacağım.
Vol.1;
Ben internet ortamının, yeri yurdu belli, etkileşimli web siteleri ve ciddi CRM programlarına dayalı yapılar hariç, rüştünü kazanıp haysiyetli ve itibarlı bir iletişim aracı haline gelene kadar etkisinin fazla ciddiye alınmaması gerektiğini düşünüyorum.
Ali Saydam (Orijinal Metin)</description></item><item><title>Mim - Nefesimi kesecek anlar...</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-02-05-mim-nefesimi-kesecek-anlar/</link><pubDate>Tue, 05 Feb 2008 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-02-05-mim-nefesimi-kesecek-anlar/</guid><description>Özgür beni mimlemiş&amp;hellip; Alışılageldik mimler gibi değil, eğlenceli ve kendi kendime hiç dillendirmediğim, ancak zaman zaman aklıma gelen düşünceleri listelememe neden olan bir dalga bu; Nefesimi kesecek anlar&amp;hellip;
Listeyi yarattıktan sonra nefesimi kesecek anların hepsinin (belki de bencilce) yalnızca kendime faydası olduğunu farkettim. Bunun için de &amp;ldquo;hayata bir daha gelsem&amp;rdquo; kısmına son bir madde ekledim. Bir de ekstrem sporlar hikayesi var, gençliğime verin!
&amp;ldquo;İşte bunlar!&amp;rdquo; listem; Kurumsal hayatı terketmek. Tüm enerjimi hobilerime ayırmak nasıl olur merak ediyorum.</description></item><item><title>Yarın hayatınızda...</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-01-31-yarin-hayatinizda/</link><pubDate>Thu, 31 Jan 2008 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-01-31-yarin-hayatinizda/</guid><description>CNBC-e olmasa&amp;hellip;
Kanal bütün faaliyetlerine kalıcı olarak son verse, ekonomi servisini, orijinal dilinde yayınladığı dizilerini ve Avrupa sineması filmlerini izleyemeyecek olsanız&amp;hellip;
Muadili olmayan bu kanalı özler misiniz?
Yoksa umrunuzda olmaz mı?</description></item><item><title>Günaydın</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-01-28-gunaydin/</link><pubDate>Mon, 28 Jan 2008 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-01-28-gunaydin/</guid><description>Nike &amp;ldquo;Yaradan&amp;rdquo; kampanyasını geri çekmeye karar verdi, ancak testiyi kırdı bir kere. Haberin tamamı burada.
Yaratıcı fikrin şirket amaçlarının çok dışında tartışmalara yol açtığını üzülerek bildirmiş Nike yetkilileri.
Bunun böyle bir sonuç doğuracağını koskoca kurumda kimse göremedi mi?
Belki yeni bir yapılanmanın vakti gelmiş de geçiyordur&amp;hellip;</description></item><item><title>Nike ve saçmalama stratejileri</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-01-25-nike-ve-sacmalama-stratejileri/</link><pubDate>Fri, 25 Jan 2008 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-01-25-nike-ve-sacmalama-stratejileri/</guid><description>Bu, aslında bir firmanın ne denli saçmalayabileceğinin göstergesi. Orijinali &amp;ldquo;Yes to shaking what your mama gave you&amp;rdquo; olan bir sloganı Türkçe&amp;rsquo;ye çevirirken bu denli saçmalanabilir çünkü.
Bu saçmalama kültürü Nike&amp;rsquo;de oldukça popüler olsa gerek, zira kendi logolarını Arap alfabesine göre revize etmişler ve Orta Doğu&amp;rsquo;da kullanmışlardı. Hesap ederek ya da etmeyerek, &amp;ldquo;Allah&amp;rdquo; yazılışına benzer bir logo da tepki toplamış, binlerce ayakkabı toplatılmıştı. İkinci görsel, esprili bir şekilde durumu özetlediğinden konuyu dağıtmamak için fazla bir şey yazmıyorum.</description></item><item><title>Selpak Sensitive</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-01-23-selpak-sensitive/</link><pubDate>Wed, 23 Jan 2008 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-01-23-selpak-sensitive/</guid><description>Çok küçük bir fikirden, çok büyük bir buluş olabilecek ürün.
Bu mevsimde nezle olan herkesin burnu silinmekten tahriş olur. Sonrasında buruna sürülen kremlerle idare edilir, silinir, tekrar krem sürülür ve iyileşene kadar böyle sürer.
Sorun; Nezle sırasında burun silmeden oluşan tahriş.
Hedef; Nezleye-Gribe yakalanmış, burnunu sık silen insanlar.
Çözüm; Tahrişi önleyecek, losyonlu, hassas bir mendil.
Özellikle nezle için icat edilmiş bu ürünü bulamadım, dolayısıyla henüz deneyemedim, ama içeriğindeki E vitaminli losyonla tahrişe kesinlikle sebep olmadığı iddia ediliyor.</description></item><item><title>Youtube yine kapatıldı</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-01-20-youtube-yine-kapatildi/</link><pubDate>Sun, 20 Jan 2008 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-01-20-youtube-yine-kapatildi/</guid><description>Bizi rahatsız eden şeyleri yok saymak ve kafamızı başka yöne çevirmek çözüm mü?
Diplomaside bu kadar geride miyiz?
Bu yasak kime?
Not: Dünyada benzer uygulamayı yapan tek ülke İran.</description></item><item><title>TFF reklam filmi</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-01-16-tff-reklam-filmi/</link><pubDate>Wed, 16 Jan 2008 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-01-16-tff-reklam-filmi/</guid><description>Haluk Ulusoy desteğe çağırıyor. Milli takımdan çok kendisi için sanırım&amp;hellip;
EURO 2008&amp;rsquo;e daha 6 ay varken bu ne desteği oluyor?</description></item><item><title>Meatball Sundae</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-01-14-meatball-sundae/</link><pubDate>Mon, 14 Jan 2008 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-01-14-meatball-sundae/</guid><description>Seth Godin der ki; &amp;ldquo;Meatball Sundae&amp;rdquo; diye adlandırdığı durum, iki harika fikrin birleştirilmesinden korkunç sonuçlar almaktır. &amp;ldquo;İzmir Köfte&amp;rdquo; ile &amp;ldquo;Frappucino&amp;quot;nun birlikte güzel gitmemesi gibi.
Organizasyon yapısı İzmir Köfte gibi geleneksel ise ve uygulanacak bazı iletişim stratejileri Frappucino gibi modern ve trendy olacaksa, bu demek oluyor ki iletişime harcanan paramızı çarçur ediyoruz, zira tüketicilerimize bekleneni sunamadığımız gibi, istediğimiz kitleyi de kendimize çekemiyoruz.
Gerçek vaka analizi; Marka danışmanlığı yaptığım sırada eski çalışma arkadaşlarımla muhafazakar bir inşaat firması için çalıştık.</description></item><item><title>Politik Tüketici kimdir?</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-01-10-politik-tuketici-kimdir/</link><pubDate>Thu, 10 Jan 2008 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-01-10-politik-tuketici-kimdir/</guid><description>Tüketeceği ürünleri seçerken, üretici firmaların, başta çevresel duyarlılık, politik (ve hatta ideolojik) tutumlarını göz önünde bulunduran, &amp;ldquo;bilinçli tüketici&amp;rdquo; tanımının da ötesindeki tüketici grubu.
Şahsi görüşüm; Mevcut dünya düzeninde varlıklarına inanmadığım, en uygun ifadeyle, şekilci yaklaşım sergileyen tüketiciler.
Neden böyle düşünüyorum açıklayım. Son zamanlarda ülkemiz inanılmaz bir kutuplaşma yaşıyor. Bu kutuplaşmada ikon haline gelmiş bazı sermaye grupları da mevcudiyetlerini adeta savundukları ideolojilerin neferleri gibi haykırmakta sakınca görmüyorlar.
Tüketici ne yapıyor? Her şeyin farkında.</description></item><item><title>Kitchen, chicken... Aynı şey!</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-01-07-kitchen-chicken-ayni-sey/</link><pubDate>Mon, 07 Jan 2008 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-01-07-kitchen-chicken-ayni-sey/</guid><description>Geçen seneki Hoteq 2007 otelcilik fuarından bir fotoğraf. Firmanın sloganı aslında &amp;ldquo;Architect of Your Kitchen&amp;rdquo;.
Üşengeçlik mi, dikkatsizlik mi, umursamazlık mı bilemiyorum. Yine de iyimser yaklaşıp &amp;ldquo;Kimsenin dikkatini çekmemiş, farkedenler de firmayı üzmemek için söylememişlerdir&amp;rdquo; diyerek konuyu yoruma açık şekilde bırakıyorum!</description></item><item><title>Diva ve Boya</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-01-02-diva-ve-boya/</link><pubDate>Wed, 02 Jan 2008 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2008-01-02-diva-ve-boya/</guid><description>Düşünün bir; Boya üreticisisiniz ve piyasada mevcut bulunan boya markanıza bir yüz seçeceksiniz. Kimi seçerdiniz?
Polisan, nam-ı diğer &amp;ldquo;Gülen Boya&amp;rdquo;, 300 bin YTL karşılığında Ajda Pekkan&amp;rsquo;ı marka yüzü olarak seçmiş.
Boyanın satın alma tercihini ustaların yaptığını düşünürsek Ajda Pekkan ile yola devam etmenin ne denli mantıklı olabileceğini sorgulayabiliriz. Etkili olur-olmaz, orası gerçekten meçhul. Ben etkili olacağını pek sanmıyorum, ama Polisan bunu denemeye değer bulmuş ki böyle bir meblağa göz yummuş.</description></item><item><title>En içten dileklerimle...</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-12-30-en-icten-dileklerimle/</link><pubDate>Sun, 30 Dec 2007 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-12-30-en-icten-dileklerimle/</guid><description>2007 size ne getirdi bilemiyorum, ama benim için bir geçiş yılıydı. Askerlik, tatil, iş arama derken bütün süreçleri tamamlayıp yeni bir yıla başlıyorum. Blog yazmaya çok kısa bir süre öncesinde başladım. 6 ayda bir sürü insanı tanıdım, kiminizle bazı etkinliklerde yüz yüze görüşme imkanı buldum, kiminizle henüz bulamadım, belki de hiç bulamayacağım ancak yine de sizi tanıyabildiğim için çok memnunum. Aylık ortalama 22 olan yazı giriş miktarımın, yeni işimin verdiği heyecanla git gide düştüğünü görebiliyorum.</description></item><item><title>Bireysel Gerilla</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-12-27-bireysel-gerilla/</link><pubDate>Thu, 27 Dec 2007 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-12-27-bireysel-gerilla/</guid><description>Beşiktaş&amp;rsquo;ta bulunan, benim gördüğüm en orijinal ders ilanlarından biri. Bir sürü enstrüman dersi ilanı görürüz, dikkatimizi bile çekmez, anlamsız kağıt parçalarından başka bir imgelem oluşturmaz değil mi? Bu, kesinlikle kafayı çevirtip &amp;ldquo;Bu da neymiş?&amp;rdquo; dedirtiyor.</description></item><item><title>Hareket güzel, sesleniş kime?</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-12-24-hareket-guzel-seslenis-kime/</link><pubDate>Mon, 24 Dec 2007 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-12-24-hareket-guzel-seslenis-kime/</guid><description>Göze, son zamanlarda radyo spotu olarak benim de dikkatimi çeken &amp;ldquo;Conta Hareketi&amp;quot;nin TV uyarlaması hakkında yazmış; &amp;ldquo;&amp;lsquo;Başkan&amp;rsquo; kelimesini de duyunca &amp;ldquo;ne kadar cesur olmuş&amp;rdquo;, diye düşündüm. Sadece &amp;ldquo;şehrin su boruları yenilensin, çocuklarımız susuz kalmasın&amp;rdquo; demeyi de tercih edebilirlerdi.&amp;rdquo; Kampanya çok anlamlı, çok beğendim. Ancak benim dikkatimi çeken de mesajın kitlesi olan &amp;ldquo;Genç Anneler&amp;rdquo; oldu. Şu &amp;ldquo;Genç&amp;quot;in biraz açılması lazım da&amp;hellip; Ona değinmeyeceğim. Peki hedef neden &amp;ldquo;Genç Anneler&amp;rdquo;? Yaşlı olanları için fazla kafa karıştırıcı ve yorucu olur diye mi düşündüler?</description></item><item><title>Detaylar şirketleri bile ele verebilir!</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-12-23-detaylar-sirketleri-bile-ele-verebilir/</link><pubDate>Sun, 23 Dec 2007 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-12-23-detaylar-sirketleri-bile-ele-verebilir/</guid><description>Normalde İş Bankası&amp;rsquo;yla değil çalışmak, yakınından bile geçmem! Bana hep işini sevmeyen, hantal bir banka imajı verdiği içindir bu. Geçenlerde, işyerim çalıştığı için mecburen kendime bir İş Bankası hesabı açmak zorunda kaldım&amp;hellip; Kullanılamaz haldeki telefon bankacılığı hizmetinden vazgeçtim ve interaktif işlemler için şifremi kendi kendime banka ATM&amp;rsquo;sinde oluşturduktan sonra yeni açtığım hesabımdaki her kuruşu kendi bankamın hesabına yönlendirmek istedim ve İş Bankası&amp;rsquo;nın web sitesine girdim. Sayfa açıldı. Biraz bekledim, bekleyişim ekrana boş boş bakmaya döndü.</description></item><item><title>Sokaklardaki gerillalar, graffiticiler!</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-12-16-sokaklardaki-gerillalar-graffiticiler/</link><pubDate>Sun, 16 Dec 2007 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-12-16-sokaklardaki-gerillalar-graffiticiler/</guid><description>Güzel artwork, değil mi? Erenköy&amp;rsquo;de bir manavın hemen yanındaki bu duvarı &amp;ldquo;freelance&amp;rdquo; dolaşan graffiticiler yapmış olsa gerek. Çok merak etmeme rağmen uygun durumda olmadığımdan manavın kendisine gidip gerçek hikayeyi öğrenemedim, ancak benim senaryomda mahallenin gençleri, manav amcalarının yanında duran boş duvarı hem kendilerine hobi olacak, hem de manav amcalarına yarayacak şekilde değerlendirmek istemişler ve olaylar gelişmiştir. İzni alındıktan sonra bu duvarlar bedava mecra. Yapılan iş bu denli renkli ve eğlenceli olunca dikkat te çekiyor.</description></item><item><title>Efe Rakı Advergame</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-12-11-efe-raki-advergame/</link><pubDate>Tue, 11 Dec 2007 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-12-11-efe-raki-advergame/</guid><description>Efe Rakı &amp;ldquo;Çal Oynasın&amp;rdquo; isimli bir advergame hazırlamış. Şu anda hatırlayamadığım ancak MSN Messenger pencerelerimden birinin hemen altındaki metne tıklayarak giriş yaptığım sitede ilk dikkati çeken unsur elbette ki +18 uyarısı oluyor. İster klavye aracılığıyla isterse de mikrofon yardımıyla (el çırparak) oynanan oyunun mantığı şöyle, bir dansöz müzik eşliğinde oynamaya başlıyor, bu esnada alttan geçen baloncuklar ekranın alt ortasında bulunan dairenin içine girince space tuşu ile (ya da mikrofon desteğiyle oynanıyorsa el çırparak patlatılıyor) ve bu sayede ritim tutuluyor.</description></item><item><title>Mitsubishi L200 4x4 Outdoor</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-12-05-mitsubishi-l200-4x4-outdoor/</link><pubDate>Wed, 05 Dec 2007 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-12-05-mitsubishi-l200-4x4-outdoor/</guid><description>Marketing Türkiye&amp;rsquo;ye habere çıkacak kadar güzel, ya da anlatıldığı gibi bir şeyler ileten bir çalışma mı? Bence hayır.
Bu outdoor uygulama Caddebostan&amp;rsquo;da McDonald&amp;rsquo;s karşısında ikâmet etmekte. Çok iğreti duruyor bence. Beğenen var mı?</description></item><item><title>3 Büyüklerin algılanan değerleri</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-11-29-3-buyuklerin-algilanan-degerleri/</link><pubDate>Thu, 29 Nov 2007 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-11-29-3-buyuklerin-algilanan-degerleri/</guid><description>Markaların algıları söz konusu olduğunda dengeler, futboldaki dengeler kadar kolay değişmiyor. Fenerbahçe&amp;rsquo;nin iyi gidişatı iki maç sonra bozulsa &amp;ldquo;Ne olacak bu Fener&amp;rsquo;in hali?&amp;rdquo; şeklindeki serzenişlere halen rastlayacağımız gibi, Beşiktaş&amp;rsquo;ın 8 gollük hezimetinden sonra aldığı galibiyetle &amp;ldquo;Destan yazması&amp;quot;da mümkün. Şunu söyleyebiliriz; taraftarı sürekli memnun etmek mümkün değil. Fakat gerçek şu ki, &amp;ldquo;3 Büyükler&amp;rdquo; diye nitelendirdiğimiz (Galatasaray, Fenerbahçe, Beşiktaş - bu sırayı takip edeceğiz) büyük kulüplerimizin de, tıpkı büyük markalar gibi elde ettikleri bir imajları var, ve yaratılan bu imajlar, taraftarların zihninde kazanma-kaybetme ilişkilerinde olduğu gibi süratle değişmiyorlar.</description></item><item><title>Mandriva Linux Install Fest</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-11-27-mandriva-linux-install-fest/</link><pubDate>Tue, 27 Nov 2007 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-11-27-mandriva-linux-install-fest/</guid><description>Açık kaynaklı yazılım destekçilerinden biri olarak bir etkinlik duyurusu yapmak istiyorum, Yeditepe Üniversitesi Ticari Bilimler Fakültesi Bilişim Sistemleri ve Teknolojileri bölümü, 1 Aralık 2007 tarihinde Türkiye&amp;rsquo;de ilk kez düzenlenecek bir Linux yükleme etkinliğine ev sahipliği yapacak. Ekim 2007&amp;rsquo;de kullanıma sunulan Mandriva Linux, başlangıç aşamasındaki kullanıcıların bile kolayca yararlanabileceği ve Türkçe dil desteği çok iyi olan bir Linux sürümü. Bu sürümü öğrenmek isteyenlere tanıtmak ve bilgisayarlarına kurmak isteyenlere yardımcı olmak amacıyla ücretsiz düzenlenen etkinlik dünya çapında gerçekleşiyor ve Türkiye ayağını Yeditepe Üniversitesi üstlenmekte.</description></item><item><title>Türk sporunda sponsorluk</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-11-23-turk-sporunda-sponsorluk/</link><pubDate>Fri, 23 Nov 2007 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-11-23-turk-sporunda-sponsorluk/</guid><description>Sponsor olduğunuz sporcuyu yeteri kadar tanımadığınız müddetçe tehlikelidir. Yıllarca süren başarınızla ve azminizle bir yerlere getirdiğiniz markanızın ismini üzerinde taşıyarak bir nevi onu temsil edecek kimsenin hem kendisine, hem de markanıza zarar vermemesi gerekir. Malesef Türk sporunda, yaşanması neredeyse imkansız bir ütopya. Bugün bazı pazarlamacılarımız Türkiye&amp;rsquo;de spor pazarlamasının emeklemeye bile başlamadığından, spor kulüplerinin ve bireysel sporcuların yeteri kadar destek göremediğinden yakınmaktalar (dünyada bu endüstrinin 250 milyar dolar ederi var. Gözardı edilemeyecek bir rakam).</description></item><item><title>Şimdi herkes bilecek!</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-11-20-simdi-herkes-bilecek/</link><pubDate>Tue, 20 Nov 2007 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-11-20-simdi-herkes-bilecek/</guid><description>Beşiktaş gibi semtlerde ikamet edip şehir içinde arazi aracı kullananlara karşı kendimce yargılarım var. Dolayısıyla bu karikatür bende büyük bir tebessüm yarattı. Harika bir storyboard&amp;hellip; Son derece anonim, ancak müthiş bir anti-Hummer viral pazarlama uygulaması!</description></item><item><title>Starbucks TV reklamı</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-11-18-starbucks-tv-reklami/</link><pubDate>Sun, 18 Nov 2007 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-11-18-starbucks-tv-reklami/</guid><description>36 başarılı yıldan sonra Starbucks, &amp;ldquo;her köşe başında bulunmak&amp;rdquo; misyonunun bedelini Amerika&amp;rsquo;da, pazarını doygunluğa ulaştırarak olarak ödedi. Mağaza başına satışlarda yaşanan %1&amp;rsquo;lik düşüşün şirket hisselerinde %6&amp;rsquo;lık değer kaybına girmesi, Starbucks&amp;rsquo;ı ürkütmüş olacak ki geçen hafta ilk kez TV reklamları ile kampanyalarını desteklemek zorunda kaldılar. Starbucks bugüne kadar TV&amp;rsquo;de reklam yapmadan büyümeyi başaran markalardan. CEO Jim Donald TV reklam kampanyası sayesinde daha geniş kitlelere ulaşmayı hedeflediklerini belirtmiş. TV reklamından görüntüler aşağıda, kendisi ise burada.</description></item><item><title>Tıkırdatanlar ve Dinleyenler</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-11-16-tikirdatanlar-ve-dinleyenler/</link><pubDate>Fri, 16 Nov 2007 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-11-16-tikirdatanlar-ve-dinleyenler/</guid><description>Elizabeth Newton 1990 yılında basit bir &amp;ldquo;role-play&amp;rdquo; üzerine yaptığı çalışmayla Stanford Üniversitesi&amp;rsquo;nden doktora ünvanı almış. Çalışmada insanlar &amp;ldquo;Tıkırdatanlar&amp;rdquo; ve &amp;ldquo;Dinleyenler&amp;rdquo; olarak iki gruba ayrılmış. Tıkırdatanlara en iyi bilinen şarkılardan bir liste sunulmuş (Mutlu yıllar sana vb.) ve bu şarkılardan birini seçerek parmaklarıyla ritim tutmalarını, dinleyenlere şarkıyı tahmin ettirmeleri istenmiş. Bu deney boyunca 120 şarkı parmakla çalınmış, dinleyenler şarkıların yalnız %2.5&amp;rsquo;ini bilmiş; 120 taneden 3&amp;rsquo;ünü. Peki bu deneyde doktora aldıracak kadar önemli olan neydi?</description></item><item><title>Konumlandırma</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-11-13-konumlandirma/</link><pubDate>Tue, 13 Nov 2007 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-11-13-konumlandirma/</guid><description>Şu sıralar ev-iş arası yolda Al Ries ve Jack Trout&amp;rsquo;un &amp;ldquo;Positioning: The Battle for Your Mind&amp;rdquo; adlı kitabına yeniden göz atıyorum. Elimdeki 1981 baskılı klasiğin üzerinde Jack Trout&amp;rsquo;un da ıslak imzası bulunmakta. Kitapta okuduğum bir cümle, başarıya ulaşan, yerinde sayan ya da başarısızlığa uğrayan vakalardan oluşan &amp;ldquo;Kurumsal kimlik şakaya gelmez&amp;rdquo; ve &amp;ldquo;Dünyaya açılan şemsiye&amp;rdquo; yazılarındaki temel problemi aklıma getirdiği gibi, yapılması gerekeni çok ta güzel özetlemiş; &amp;ldquo;In communication, as in the architecture, less is more.</description></item><item><title>Dünyaya Açılan Şemsiye - Celal Birsen</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-11-11-dunyaya-acilan-semsiye-celal-birsen/</link><pubDate>Sun, 11 Nov 2007 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-11-11-dunyaya-acilan-semsiye-celal-birsen/</guid><description>Bir plajda güneşten bunaldığımızda altına sığındığımız, yağmurlu bir günde altında oturup çayımızı kahvemizi içtiğimiz, ya da bakkaldan dondurma alırken altında durduğumuz şemsiyelerin hemen hemen hepsinin tek bir üretici tarafından üretildiğini ve markasının Celal Birsen olduğunu kaçınız biliyor? Askerliğim esnasında bir subayın yüksek lisans projesini yaparken öğrendim Celal Birsen ismini. Okuduğum metin, masalsı bir başarının vakasıydı. Yakalanan başarı bende markaya karşı bilinirliğin yanı sıra bir de sempati oluşturdu diyebilirim. Vakayı okuduktan sonraki farkındalıkla altında durduğum, yolda gördüğüm şemsiyelerin markalarına dikkat etmeye başladım.</description></item><item><title>Esen Boru</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-11-09-esen-boru/</link><pubDate>Fri, 09 Nov 2007 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-11-09-esen-boru/</guid><description>TV&amp;rsquo;de başka bir versiyonunu gördüm. Kocaman adamların &amp;ldquo;boru&amp;rdquo; ile bu denli övünmeleri ve dinlerken algılanan &amp;ldquo;alt metinler&amp;rdquo; bana çok gülünç geldiği için paylaşıyorum.</description></item><item><title>Kurumsal kimlik şakaya gelmez</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-11-07-kurumsal-kimlik-sakaya-gelmez/</link><pubDate>Wed, 07 Nov 2007 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-11-07-kurumsal-kimlik-sakaya-gelmez/</guid><description>Bir de yerli işletmelerimiz bunu anlayabilse! İsot Lahmacun, kendi yağında kavrulmaya ve &amp;ldquo;Türk işi fast-food&amp;rdquo; pazarında kendisine yer edinmeye (vizyon muhtemelen 1 numara olmaktır diye düşünüyorum) çalışan bir işletmemiz. Detaylı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz. Bu fotoğrafı, yemek için çıktığım bir öğlen İçerenköy Carrefour&amp;rsquo;da çektim. Karakter bende çağrışımdan fazla etki yarattı&amp;hellip; Bunlar tehlikeli sular. Bir karakterden esinlenmek olur, ancak birebir kopyalamak? Haydi bana &amp;ldquo;kötü düşünüyorsun&amp;rdquo; deyin. Sonra da (fotoğraf kalitesi için üzgünüm) gözlere, kirpiklere, buruna, dişlere, ağıza, kollara, bacaklara, hatta ayakkabılara bakın diyorum.</description></item><item><title>Dalya</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-11-05-dalya/</link><pubDate>Mon, 05 Nov 2007 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-11-05-dalya/</guid><description>Blogumu takip eden tüm arkadaşlar; Blog yazmaya başlayalı aşağı yukarı 4 ay oldu ve bugün itibariyle 100.yazımı yazdım. Uzun zamandır aklımda olan bir kaç şeyi herkesle paylaşmanın vakti geldi diye düşünüyorum; 1-Blogumun tasarımını sade tutmaya özen gösteriyorum. Tasarımı reklamlarla ve benzeri müdahalelerle mümkün olduğu kadar kirletmemeye çalışacağım. Öte yandan, tasarım aracı olarak yalnızca blogger kullanıyorum. Dolayısıyla formata müdahale imkanım sınırlı. İsteğim sayfayı her çözünürlükte standart boyutta gösterebilmek. Bunu zaman içerisinde bir şekilde aşmaya çalışacağım.</description></item><item><title>LC Waikiki ve Viral Pazarlama'nın karanlık tarafı</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-11-03-rtesi/</link><pubDate>Sat, 03 Nov 2007 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-11-03-rtesi/</guid><description>LC Waikiki ve Viral Pazarlama&amp;rsquo;nın karanlık tarafı Dünya üzerinde icat edilen her şey gibi, pazarlama öğeleri de (kötü yanlış kelime olur) etik olmayan amaçlara hizmet etmek için pekala kullanılabilir.
Eskiden rakiplerinin adından söz etmeden onları kötüleyen reklamları izleyince şaşırırdık. &amp;ldquo;Vay bee, cidden bu sefer saldırmış&amp;rdquo; derdik. Bir süre bunu gazetelerde yaşadık, daha aklım bu işlere ermezken Sabah ile Hürriyet arasında manşetlerden çamur atma furyası vardı, hem de birbirlerinin isimlerini haykırarak yapıyorlardı bu işi, net olarak hatırlıyorum.</description></item><item><title>Arçelik ve Siemens'in tek tuş savaşı</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-11-01-arcelik-ve-siemensin-tek-tus-savasi/</link><pubDate>Thu, 01 Nov 2007 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-11-01-arcelik-ve-siemensin-tek-tus-savasi/</guid><description>Geçtiğimiz günlerde Arçelik&amp;rsquo;in tek tuşlu bulaşık makinesi icat ettiğini duyurmuştum. Fatmanur Erdoğan bu konunun altına çok çarpıcı bir yorumda bulunmuştu.
&amp;ldquo;2001 yılında tek tuş bulaşık makinelerini Siemens markasıyla piyasaya sürdük. 2007 yılında da Arçeliğin böyle bir makineyi ilk defa ancak çıkartabiliyor olması ve bunu ilk yaptık diye duyurması elbette bizi çok güldürdü! Bulaşık makinesi pazarı ise henüz yeni yeni canlanmaya başladığından tüketicilerin bu reklamlarımızı hatırlamıyor olması doğal&amp;hellip; Yakında bu konu ile ilgili haberleri izlemeye devam edin lütfen&amp;hellip;&amp;rdquo;</description></item><item><title>Operation Firefox</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-10-29-operation-firefox/</link><pubDate>Mon, 29 Oct 2007 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-10-29-operation-firefox/</guid><description>Firefox bir gerilla (ambient) uygulama yarışması yapıyor; Operation Firefox. Hemen katılmak istedim ama yalnızca Firefox ofisi olan ülkelerden katılım yapılabiliyormuş. Amaç kabaca, 3.5 feet (yaklaşık 1 metreye denk geliyor) büyüklüğünde bir Firefox sticker&amp;rsquo;ını en verimli yere yerleştirmek, neden (hedefler) nasıl (uygulamanın gerçekleştirilmesi ve kamusal alan kullanıldıysa alınan izinler) ve sonuç (kaç insan gördü, bilinirlik frekansındaki değişim vs.) ilişkisine bağlayarak jüriye görsel ve metinsel kanıt sunarak onları etkilemek. Herşeyden önce (fazla opsiyon bırakmayıp esnek olmasa da) bunun bir gerilla uygulama yarışması olması çok heyecan verici.</description></item><item><title>Farklılaşma diyoruz, ama...</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-10-28-farklilasma-diyoruz-ama/</link><pubDate>Sun, 28 Oct 2007 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-10-28-farklilasma-diyoruz-ama/</guid><description>Farklılaşayım derken dünyadan kopanları da görebiliyoruz. Bir toplu konut firmasının yerleşimi için bastırdığı katalog. Aynı konut firması farklılaştırılmış konseptleri ile öne çıkmaya çalışıyor, bunun gibi Türk insanına yabancı bir kaç konsepti daha var. Aslında konutlar için denebilecek pek fazla bir şey yok, gayet güzel görünüyorlar, ancak bizim insanımız bunları sevmez. Hedef kitle elbette ki A+ insanlar. Kaç tane A+ insanı oraya toplamayı düşünüyorlar? Bilmiyorum. &amp;ldquo;En avrupai yerleşim&amp;rdquo; olarak lanse ediliyor. Ben daha Türkiye&amp;rsquo;de yaşayan Avrupalı diyebileceğim bir insan görmedim, görsem de &amp;ldquo;Merhaba&amp;rdquo; deyince &amp;ldquo;What?</description></item><item><title>Asla anlayamadım</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-10-26-asla-anlayamadim/</link><pubDate>Fri, 26 Oct 2007 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-10-26-asla-anlayamadim/</guid><description>Farkılaşmak varken taklit etmenin anlamsızlığından bahsediyorum. Marketing Türkiye dergisinin 133.sayısında kapak konusu &amp;ldquo;Markalar arası kopyalayapıştır&amp;rdquo; yöntemi idi. Anlayan anlamıştır zaten de, biraz daha açmak gerekirse; FMCG&amp;rsquo;de ürün geliştirirken markaların birbirini ne denli taklit ettiği ve bunun etkili olup olmadığı büyük üretici firmaların önde gelen pazarlama liderlerine sorulmuş ve yanıt aranmıştı. Konunun detayına girmeyi düşünmüyorum, burada ürün taklidinden daha fazla garipsediğim ve son bir günlerde gözüme çok çarpan bir durum mevcut. Ülker bu kopyala yapıştır markacıların şüphesiz lideri.</description></item><item><title>Orta yaşlı Türk erkeği'nin rüyası</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-10-24-orta-yasli-turk-erkeginin-ruyasi/</link><pubDate>Wed, 24 Oct 2007 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-10-24-orta-yasli-turk-erkeginin-ruyasi/</guid><description>Bugün girdiğim bir eczane&amp;rsquo;de bir sürü broşür arasında dikkatimi çeken bir tanesi. Sıradan bir ürün tanıtımından ziyade bir bilinçlendirme kampanyasıymış. Buraya kadar her şey güzel. Beni güldüren, görsel malzeme oldu. Erkek model seçimi tamam da, kızımızın genç olması pek gitmemiş gibi. Bana klasik orta yaşlı Türk erkeği&amp;rsquo;nin rüyası gibi geldi bu model kullanımı. Jenerasyon farkı pijamalarda bile ortada, kızın giydiği saten gecelik ile adamın giydiği &amp;ldquo;Sümerbank pijama&amp;quot;ları andıran sweatshirt aradaki kültür farkını adeta bas bas bağırıyor.</description></item><item><title>Omo Outdoor</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-10-23-omo-outdoor/</link><pubDate>Tue, 23 Oct 2007 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-10-23-omo-outdoor/</guid><description>Son bir kaç gündür İstanbul sokaklarında çeşitli yerlerde görülebilen bir outdoor çalışması. Raketin dış kaplamasına kadar gitmişler. Altta kalan kısmı, yani Omo logosu ve sloganın geldiği yer tertemiz. Durakların da benzer şekilde giydirildiğini gördüm ancak fotoğraf makinem yanımda olmadığından görüntüleyemedim. Raketten farklı olan özel bir şey de yok zaten. Omo&amp;rsquo;ya alıştık. Kendi alışılmışının dışına çıkmamış, uygulamayı incelerken gelen geçen insanların (araç içindekiler dahil) gözünün uygulamaya takıldığını fark ettim, tüketiciyi yakalıyor. Fena değil.</description></item><item><title>DHA ve habercilikte etik</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-10-22-dha-ve-habercilikte-etik/</link><pubDate>Mon, 22 Oct 2007 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-10-22-dha-ve-habercilikte-etik/</guid><description>Hüseyin bu fotoğrafı nerede görmüş bilmiyorum, Hürriyet&amp;rsquo;in ya da iştiraklerinden birinin web sitesinde olabilir. Kendisi bu fotoğrafın alt anlamını gayet güzel açıklamış. Ben başka bir şeyler söylemek istiyorum. Bunun adı nedir? Habercilik mi? Değil. Pazarlama mı? Hiç değil. Terbiyesizlik? Evet, olsa olsa bu olabilir. Şehit edilmiş bir gencin fotoğrafını buluyorsunuz ve üzerini &amp;ldquo;Biz bulduk!&amp;rdquo; dercesine, taze acısına ve anısına saygısızlık ederek logonuzla karalıyorsunuz. Futbol maçlarındaki (hedef kitlenin tahammül sınırına doğru ortantılı olarak) önemli pozisyonlar hariç, haberciliğin neresinde görülmüş bu denli iğrençleşilmek?</description></item><item><title>Başımız sağolsun</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-10-21-basimiz-sagolsun/</link><pubDate>Sun, 21 Oct 2007 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-10-21-basimiz-sagolsun/</guid><description>Bugün bir yazı yazacaktım, ancak sabah aldığımız acı haberlerin etkisini halen üzerimden atabilmiş değilim, dolayısıyla blogumun içeriğine uygun bir şey yazamayacağım. İlgilenenler WWTDD&amp;rsquo;dan devam edebilirler. Şehitlerimizin ruhları şâd olsun, ailelerine sabır, tüm hakımıza da selâmet diliyorum.</description></item><item><title>Değişen yaklaşımlar</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-10-18-degisen-yaklasimlar/</link><pubDate>Thu, 18 Oct 2007 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-10-18-degisen-yaklasimlar/</guid><description>Bir deterjan reklamında ne görmeyi beklersiniz?
Giriş: Üstünü başını lekeleyen bir çocuk-kadın-adam &amp;ldquo;ben bu lekeyi nasıl çıkartacağım?&amp;rdquo; der,
Gelişme: Dış ses &amp;ldquo;&amp;hellip; Deterjan en inatçı kirleri bile içeriğindeki &amp;hellip; ile kolayca söker&amp;rdquo; diye anlatırken demo olarak çamaşır makinesinde deterjanın etkisine maruz kalmış kirli çamaşırların lekelerinin söküldüğünü görürüz.
Sonuç: Çocuk-kadın-adam lekesiz kıyafetini üzerine giyer ve &amp;ldquo;yaşasın&amp;rdquo; diyerek ve ürüne teşekkür ederek ekrandan çekilirken, dış ses son bir kez daha ürünün vaadini belirtir ve reklam biter.</description></item><item><title>In-Store</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-10-17-in-store/</link><pubDate>Wed, 17 Oct 2007 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-10-17-in-store/</guid><description>Bu ara bir hızlı tüketim (gıda) şirketi için gerçekleştirdiğim storecheck&amp;rsquo;ler sırasında dikkatimi çeken bazı supermarket içi uygulamalar ve markalar oldu. İlk olarak Gillette Fusion kiosk&amp;rsquo;uyla başlayalım. P&amp;amp;G&amp;rsquo;nin bu kadar masraf edip böyle bir kiosk hazırlaması beni oldukça şaşırttı. Tasarımı ve yerleşimi çok güzeldi, oldukça fütüristik duruyor, zaten bıçağın da yüksek teknoloji ürünü olduğunu vurgulayıp duruyorlar. İyi görünmesinin yanı sıra, kiosk içerisine bir de LCD TV yerleştirmişler, arka arkaya Gillette Fusion reklamı yayınlayarak hem görsel hem işitsel destek sağlıyor.</description></item><item><title>Absolut Blog</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-10-14-absolut-blog/</link><pubDate>Sun, 14 Oct 2007 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-10-14-absolut-blog/</guid><description>Bugün web&amp;rsquo;de gezinirken Absolut&amp;rsquo;un sitesine göz attım. Beklediğimden çok daha farklı bir site ile karşılaştım. Absolut, hiç beklemediğim (ve muhtemelen diğer herkesin beklemediği) şekilde, sitesini neredeyse tamamen bir blog olarak yayınlamakta. Kullanıcılar üye olarak Absolut şişesi üzerindeki kreatif çalışmalarını yayınlayabildikleri gibi partiler hakkında haberler de girebiliyorlar. Hiç bir markanın web sitesinde, ziyaretçilerin (ya da tüketicilerin) bu denli büyük etkileşim içerisinde olduğunu görmemiştim. &amp;ldquo;Cool&amp;rdquo; bir markadan da farklı bir yaklaşım beklenemezdi zaten.</description></item><item><title>Bayandan satılık...</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-10-12-bayandan-satilik/</link><pubDate>Fri, 12 Oct 2007 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-10-12-bayandan-satilik/</guid><description>Bu olsa gerek! Sahibinden.com günde binlerce ilanı yayına sokuyor, bir o kadarı da beklemede. Aracınızın gerçekten dikkat çekmesi ve kısa sürede satabilmeniz için farklı bir yol izlemek lazım. Burada, ilan yayına girdikten kısa süre sonra 306.000 gösterime ulaşmış &amp;ldquo;Bayandan satılık&amp;rdquo; misali bir ilan, üzerinde de sıradan bir araba satışında görmeye alışık olmadığımız fotoğraflar. Tabi böyle bir durumda karşılaşacağınız tepkileri ve verdiğiniz ilana gerçekten alıcı gözüyle bakan insanların ciddiyetinizi sorgulaması çok muhtemel yaklaşımlar olacaktır.</description></item><item><title>İletişim Bakanlığı</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-10-11-iletisim-bakanligi/</link><pubDate>Thu, 11 Oct 2007 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-10-11-iletisim-bakanligi/</guid><description>Politika hakkında hiç bir yazıya yer vermek istemiyorum blogumda, ancak bu milli mesele olduğundan ve konuyu mesleğimizle bağlayabileceğimden bu seferlik tolerans tanıyorum kendime. Teröre çok üzücü kayıplar verdik ve Ermeni tasarısı ABD Temsilciler Meclisi adı verilen grup tarafından kabul gördü. Bu gelinen nokta beni derinden etkiliyor, çünkü bir avuç çapulcu&amp;rsquo;nun bizim gibi güçlü bir ulus ile adeta dalga geçercesine denemelere girişmesini gururuma yediremiyorum. Gelinen bu noktada, gerçekten iyi bir iletişim şart.</description></item><item><title>Residence dediğin...</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-10-10-residence-dedigin/</link><pubDate>Wed, 10 Oct 2007 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-10-10-residence-dedigin/</guid><description>Dün, gazetelerde yayınlanmış, Türk insanının beklentilerine nazaran fazlaca uçuk (A+) ya da absürd diye tabir edilen konut projelerine göz gezdiriyordum. İçinde binicilik kursu olanı mı dersiniz, evi uzay üssüne benzeteni mi, ya da eski evinizi verin yenisini götürün tarzı uygulama konusunda enteresan fikirleri olanları mı&amp;hellip; Ancak bir tanesi var ki, gözbebeğimiz oldu. Beylikdüzü&amp;rsquo;ndeki Ginza Residence ilanı. Kendi yorumumu katmadan paylaşıyorum. Aslında amacım kimseleri rencide etmek değil ama genede sormak istediğim sorular var; bu nedir?</description></item><item><title>Hurma Pie</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-10-09-hurma-pie/</link><pubDate>Tue, 09 Oct 2007 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-10-09-hurma-pie/</guid><description>Şu yazı, pek çok insan için hiç bir anlam ifade etmez sanırım. Ancak bu karede, durum bir anda değişiyor. Yazı olmasa bile M&amp;rsquo;sinden tanırız onu. Sevgili dostum Burak gönderdi. Fotoğrafı Dubai&amp;rsquo;de bizzat benim için çekmiş, sağol diyorum buradan bir kez daha. Benzer durumu Ukrayna&amp;rsquo;da Honda için de yaşamıştım, yine aynı durum McDonald&amp;rsquo;s için de geçerliydi zira orada da Kiril alfabesi kullanılıyordu, ancak fotoğrafını çekmeye lüzum görmemiştim. Yazıyı yazarken &amp;ldquo;keşke çekseydim&amp;rdquo; diye hayıflanmadım değil.</description></item><item><title>Arçelik Techtouch</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-10-08-arcelik-techtouch/</link><pubDate>Mon, 08 Oct 2007 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-10-08-arcelik-techtouch/</guid><description>Arçelik bu tempoyla oldu Argelik. Gün geçmiyor ki beyaz eşyaya bir yenilik, bir farklılık getiriyorlar. Vestel&amp;rsquo;de onlardan aşağı kalmıyor elbette, ancak bu seferki gerçekten hayat kolaylaştıracak cinsten. Techtouch bulaşık makinesi&amp;rsquo;nin en büyük özelliği, tek tuşu ile yıkama işlemini halletmesi. Özelliklerinin yanında ismi de çok kurnaz ve keyifli geldi bana. Makinayı tek tuşa basarak başlatıyorsunuz ve gerisi tamamen ona kalıyor dedik, çalışma prensibi şöyle; -Yük sensörü makinaya koyduğunuz bulaşık miktarını belirliyor ve ona göre su harcaması yapıyor, -Kirlilik sensörü bulaşıkların kirlilik derecesini ölçerek en uygun programı ayarlıyor, -Su sertlik sensörü suyun sertliğin ölçerek yıkama için en uygun ayarları yapıyor ve bulaşıkları kirece karşı koruyor, -Parmak izi bırakmayan yüzeyiyle temizliği kolay hale getiriyor.</description></item><item><title>Bundan bahsediyoruz!</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-10-07-bundan-bahsediyoruz/</link><pubDate>Sun, 07 Oct 2007 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-10-07-bundan-bahsediyoruz/</guid><description>Geçen sene Autoshow&amp;rsquo;dan hızlı metro ile dönerken Bayrampaşa civarındaki raketlerde görmüştüm Ender Mağazaları&amp;rsquo;nın ilanını. Tema aynıydı, yalnız bu sefer pembeli yerine siyah abiye giymiş bir bayanın görseli kullanılmıştı. Koluna taktığı karton torba uygulaması dahi aynıydı ve ben tam da buradaki bir ayrıntı yüzünden fotoğrafını çekmek istemiştim, ancak fotoğraf makinamı çantasından çıkarmaya üşendiğimden es geçmiştim. Şimdi Ender Mağazaları ayağıma kadar fotoğrafını çekmek istediğim ilanın ta kendisini getirmiş. Bir sefer daha aynı hükümetin seçilmesi ile olsa gerek, bir kaç gündür gazetelere tam sayfa ilan verecek kadar palazlanmışlar.</description></item><item><title>Kahve Dünyası Outdoor</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-10-06-rtesi/</link><pubDate>Sat, 06 Oct 2007 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-10-06-rtesi/</guid><description>Kahve Dünyası outdoor Dün Kahve Dünyası&amp;rsquo;nın önünde gördüğüm çok hoş bir outdoor uygulaması.
Aynı fikri bir elektrikli ev ürünleri satan firmada çalışan kuzenim için, ekmek yapma makinasında uygulanmak üzere düşünmüştük. Sadece teoride kalmıştı, Kahve Dünyası benzer bir fikirle bunu gerçekleştirmiş.
O buhardan aynı zamanda kahve kokusu da yayılıyor mu? Kahve Dünyası&amp;rsquo;nın tam önünde durduğundan anlayamadık. Yine de çok hoş, çok güzel bir uygulama, kış günlerinde gerçek anlamını daha iyi bulacaktır diye tahmin ediyorum.</description></item><item><title>Dove: Onslaught</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-10-03-dove-onslaught/</link><pubDate>Wed, 03 Oct 2007 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-10-03-dove-onslaught/</guid><description>Dove: Evolution kampanyasının reklam filmini hemen hemen herkes görmüştür. Yine en az onun kadar çarpıcı bir başka film çekilmiş; Dove: Onslaught &amp;ldquo;Talk to your daughter before the beauty industry does&amp;rdquo; (Kızınızla konuşun, kozmetik endüstrisi onunla konuşmadan önce). Mesaj açık, yönetmenlik ve fikir ise harika. Onslaught (şiddetle hücum etmek) ise böylesi bir film için mükemmel düşünülmüş bir isim.</description></item><item><title>İki uç</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-10-02-iki-uc/</link><pubDate>Tue, 02 Oct 2007 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-10-02-iki-uc/</guid><description>Bugün, inşaat sektöründe faaliyet gösteren bir müşteri için bir anket yürüttüm. Anket örneklemini 3 parçaya böldüm;
Müşterimizden konut alanlar, Müşterimizden almayarak diğer firmalardan alanlar, Hiç satın alma gerçekleştirmeyenler. Bir grup insan üzerinde anketi gerçekleştirip hızlıca bunları tablolar haline getirdiğimde, satın almamalardaki en büyük nedenin finansal durumlarının &amp;ldquo;yeteri kadar iyi&amp;rdquo; olmaması olduğunu gördüm. Yani orta halli olmak bile, bu tip bir yatırım aracı için genellikle yetmiyor.
Ancak en çarpıcı bulduğum kısım, satın alma gerçekleştiren kimselerle konuşurken evlerinin hangisi olduğunu hatırlayamayan, &amp;ldquo;geçen hafta 2 3 tane aldım onlardan biri mi?</description></item><item><title>Vites küçültüyorum...</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-09-30-vites-kucultuyorum/</link><pubDate>Sun, 30 Sep 2007 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-09-30-vites-kucultuyorum/</guid><description>Blogumu sessizce takip edenler, yorum yazan arkadaşlar ve diğer tüm ziyaretçiler; Uzun bir aradan sonra yarın, yeniden çalışmaya başlıyorum. Dolayısıyla blogumla her gün ilgilenip ilgilenemeyeceğimi bilemiyorum. Ancak, burayı soğutmama konuda elimden geleni yaparak, güncel kalmaya özen göstereceğim! Takip eden herkesin güncellemelerden haberdar olması için FeedReader&amp;rsquo;a linkimi eklemelerini tavsiye ediyorum. Muhafazakar arkadaşlık sitesi Facebook&amp;rsquo;ta dahil olmak üzere hiç bir arkadaşlık sitesinde üyeliğim bulunmamakta. Arkadaşlarımın hepsi ile zaten MSN Messenger üzerinden görüştüğümden ve bu komüniteleri zaman kaybı olarak gördüğümden üye olmaya gerek duymuyorum, dolayısıyla onlar hakkında söyleyecek pek fazla sözüm yok.</description></item><item><title>Erbil Süel yaklaşımı</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-09-28-erbil-suel-yaklasimi/</link><pubDate>Fri, 28 Sep 2007 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-09-28-erbil-suel-yaklasimi/</guid><description>Iraz geçenlerde blogunda İzmir&amp;rsquo;li yerel bir işletmenin &amp;ldquo;İzmir&amp;rsquo;liliğinden bir şey kaybetmediğini&amp;rdquo; yazmış. Yazının içeriği kadar işletmenin tavrı da hoşuma gittiğinden burada paylaşmak istiyorum; &amp;ldquo;İzmirli bir marka olduğunu bildiğim Erbil Süel, İzmir&amp;rsquo;e has bazı &amp;ldquo;kelime farkları&amp;quot;na fazlasıyla bağlıymış gibi göründü gözüme. Dün Bornova&amp;rsquo;da işten dönerken Erbil Süel&amp;rsquo;in vitrininde gördüğüm bu promosyon yazısına çok güldüm. İzmir&amp;rsquo;e diğer şehirlerden gelip de yerleşenler hemen fark etmiştir, burada bazı evrensel kelimeler kullanılmaz. Simide &amp;ldquo;gevrek&amp;rdquo; denir, sigorta &amp;ldquo;asfalya&amp;quot;dır, çekirdeğe &amp;ldquo;çiğdem&amp;rdquo; derler.</description></item><item><title>Gerilla outdoor uygulamaları</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-09-27-gerilla-outdoor-uygulamalari/</link><pubDate>Thu, 27 Sep 2007 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-09-27-gerilla-outdoor-uygulamalari/</guid><description>Son günlerde paylaşmak istediğim bir kaç güzel outdoor uygulaması gördüm. İlki HP&amp;rsquo;ye ait. Bir çok kullanıcının HP&amp;rsquo;nin üstün baskı kalitesinin farkına varması ve diğerleri ile arasındaki farkı ortaya koyması için bu gerilla uygulamayı yapmışlar. Çok akıllıca, çok dikkat çekici, çok güzel. Buzzy isimli bir araç servisi için yapılan gerilla uygulaması; Aracınızı bu şekilde gördüğünüzde muhtemelen aklınıza gelecek ilk şey &amp;ldquo;Bunu kim tamir edecek?&amp;ldquo;tir diyor Buzzy. Aracın yanına gittiğinizde görüyorsunuz ki aracınızdaki hasar görüntüsü yalnızca bir sticker.</description></item><item><title>Kişiye özel Adidas</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-09-26-kisiye-ozel-adidas/</link><pubDate>Wed, 26 Sep 2007 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-09-26-kisiye-ozel-adidas/</guid><description>Adidas&amp;rsquo;ın boya kutusu, renkli boyaları ve renk paletiyle &amp;ldquo;custom design&amp;rdquo; ayakkabısı &amp;ldquo;Adicolor&amp;rdquo; oldukça hoş ve ince düşünülmüş bir üründü. Ben Türkiye&amp;rsquo;de rastlamasam da geçen senenin başında internetten gördüğüm fotoğrafları ile ürün aklıma kazındı. Tüketici tek olmak istiyor. Bu ürün de, Adidas&amp;rsquo;ın kişiselleştirilmiş ürünlere yaklaşımını gayet güzel anlatıyor ve Adidas&amp;rsquo;ın bu önemli konuyu ne denli iyi kavradığını açıklıyor. Bu sezon da şöyle bir tasarım yapmış Adidas; Geçen seneki kadar esnek, ince ve detaylı olmasa da, daha pratik ve hızlı.</description></item><item><title>Media Markt açılış izdihamı</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-09-25-media-markt-acilis-izdihami/</link><pubDate>Tue, 25 Sep 2007 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-09-25-media-markt-acilis-izdihami/</guid><description>Ben sosyolog değilim, dolayısıyla Vatan Computer izdihamını da ancak kendimce açıklığa kavuşturabilmiştim. Ancak Media Markt açılışındaki izdihamın Türk insanının teknolojiye açlığından dolayı mı, yoksa ucuz buldum alayım elimde dursun mantığıyla mı bağdaştıracağımı tam olarak bilemiyorum. İnsanlar kalkıp sahurlarını kapının önünde yapmışlar. Dün gece, bir grup insanın bu iş için organize olduğu haberini aldım ve tek tük insan kapıda bekler sanıyordum, ancak kalabalığın içinde başörtülü teyzeler, koca koca amcalar görünce bunun yalnızca &amp;ldquo;geek&amp;rdquo; diye tabir edilen teknoloji meraklıları olmadığını gördüm.</description></item><item><title>Sucuğun başına gelenlere bak...</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-09-24-sucugun-basina-gelenlere-bak/</link><pubDate>Mon, 24 Sep 2007 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-09-24-sucugun-basina-gelenlere-bak/</guid><description>Bir kaç sene önce bu tartışma yapılmıştı. Pınar Sucuk reklamlarının, ekonomik durumu sucuk almaya yetmeyecek aileleri ekran başında sıkıntıya düşürdüğü, çocukların babalarına &amp;ldquo;Sucuk nasıl bir şey?, tadı nasıl?&amp;rdquo; gibi sorular sordukları gündeme gelmiş, ardından unutulup gitmişti. Üzerinden bunca zaman geçmesine rağmen halen düşünürüm &amp;ldquo;Gerçekten de sucuk reklamları insanların evlerinde bu kadar büyük hasarlara neden oluyor mu?&amp;rdquo; diye. Engin Ardıç geçenlerde bu konuya değinmiş, çok ta güzel yazmış. Bunun yanı sıra, aklıma gelen başka bir düşünce (ya da komplo teorisi) de rakip firmaların ya da muadil ürünlerin negatif WOMM çalışmaları.</description></item><item><title>Marketingist 2007 izlenimleri...</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-09-23-marketingist-2007-izlenimleri/</link><pubDate>Sun, 23 Sep 2007 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-09-23-marketingist-2007-izlenimleri/</guid><description>Bir marketingist daha sonlandı. Her sene gitmek isteyip te bilet fiyatlarından dolayı gidemediğim fuara bu sene (istemediğim kadar çok) davetiye buldum. Fazla davetiyelerimizi paylaşmak istediğimiz bazı yakınlarımız ve arkadaşlarımızdan da olumsuz ya da hiç cevap alamayınca Göze ile beraber kalktık gittik. Hüseyin&amp;rsquo;de çoğu zaman bizimle birlikteydi. Keyifli vakit geçirdiğimizi söyleyebilirim. Önce fuar dışı organizasyondan bahsedelim. Pazarlama fuarının internet sitesi çok kötüydü. Ben böylesi bir iletişim aracına, hem de marketingist gibi bir fuar için hazırlanan web sitesinin özensizliğin büyük bir utanç olduğunu düşünüyorum.</description></item><item><title>Marketingist molası</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-09-18-marketingist-molasi/</link><pubDate>Tue, 18 Sep 2007 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-09-18-marketingist-molasi/</guid><description>Bir terslik olmazsa bu hafta Perşembe gününden Pazar gününe kadar Göze ile Marketingist&amp;rsquo;te olacağım. Bu süre içerisinde fuarda olup bize katılmak isteyecek olan arkadaşlar olursa bana ya da Göze&amp;rsquo;ye e-mail aracılığıyla ulaşmaları yeterli olacaktır. Media Markt - Başka bir pazara giriş faciası mı? Best Buy&amp;rsquo;ın Türkiye&amp;rsquo;deki teknomarket pazarına giriş yapacağı haberi geldikten sonra, Media Markt&amp;rsquo;ın da haberi geldi. 25 Eylül&amp;rsquo;den itibaren Media Markt, Türkiye&amp;rsquo;deki operasyonlarına başlayacak gibi görünüyor. Fakat burada konumuz Media Markt&amp;rsquo;ın gelişi değil, lansman kampanyasında yaptığı bu çalışma.</description></item><item><title>Turizm'de gerilla</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-09-16-turizmde-gerilla/</link><pubDate>Sun, 16 Sep 2007 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-09-16-turizmde-gerilla/</guid><description>Muhteşem düşünülmüş bir uygulama. Fazla uzatmadan&amp;hellip; &amp;ldquo;Mirage tur, tropik seyahat turlarını yeni ve farklı bir mecra ile tanıtmak istiyor. Bunu yaparken insanların bir an olsun şehir yaşantısının stresinden uzaklaşarak yapacağı bu tatilin nasıl bir hissiyat sağlayacağını empoze etmek istiyor. Çözüm olarak işlek sokaklarda, plazaların önündeki ağaçların aralarına hamaklar kuruluyor. Evine giderken trafiğe takılan, işine giderken günün getireceği sıkıntıları düşünen insanların, tatil planlarına egzotik bir turda onları nelerin beklediğini düşlemeleri hedefleniyor. Sonuç: Turlara ilgide ve broşür talebinde artış, rezervasyon sayılarında dramatik yükseliş.</description></item><item><title>Henkel reklamları üzerine</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-09-14-henkel-reklamlari-uzerine/</link><pubDate>Fri, 14 Sep 2007 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-09-14-henkel-reklamlari-uzerine/</guid><description>Daha üniversite&amp;rsquo;ye dahi adım atmamışken aklıma düşen kurtlardan biridir. Bunca zamandır aklımı meşgul etse de, halen ekranlarda Henkel&amp;rsquo;in aynı tip reklamlarını görmekteyiz. Bir stereotip olan Henkel reklamları&amp;hellip; Zaten ucuz prodüksiyonlu ve klişeleşmiş reklam anlayışıyla çekilen deterjan reklamlarının geneline şu konsept hakimdir; Türk tipine hiç benzemeyen, tamamen aryan bir hanım çıkar, kıyafetlerinin renklerinin solukluğundan ya da lekelenmesinden şikayet eder, bu arada dudaklarına ve mimiklerine gözümüz takılır, ancak anlamı yoktur söylediklerinin, çünkü farklı bir dilde konuşuyordur.</description></item><item><title>eBay Mastercard</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-09-13-ebay-mastercard/</link><pubDate>Thu, 13 Sep 2007 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-09-13-ebay-mastercard/</guid><description>Firmaların sadakat arttırmak için bir çok farklı yola başvurduğunu hepimiz biliyoruz. Bazı şirketler vardır ki, onlar farklılıklarından, pazara ilk giren olmanın verdiği güçten ve yenilikçi anlayışlarından dolayı tüketici nezdinde sadakati kolaylıkla kazanırlar. Hatta kimisi Lovemark bile olabilir. İşte eBay&amp;rsquo;de benim gözümde öyle şirketlerden biridir. Promosyonel aktiviteleri başarıyla yürüten, yerli firmalar gibi &amp;ldquo;mass marketing&amp;rdquo; değil, gerçekten satın almamla ilgili analizler yapıp, ilgilendiğim ve ilgilenecek olmam muhtemel ürünlerin promosyonlarını gönderen, kısacası işini doğru yapan, ilişkilerini çok doğru yürüten bir firmadır.</description></item><item><title>Zekeriya Beyaz'lı Nazo reklamı</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-09-12-zekeriya-beyazli-nazo-reklami/</link><pubDate>Wed, 12 Sep 2007 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-09-12-zekeriya-beyazli-nazo-reklami/</guid><description>Böyle bir reklamı TV&amp;rsquo;lerde daha önce hiç görmemiştim. Acaba kışın yayınlandı da askerde olduğumdan ben mi göremedim dedim, ancak soğuk içecek olduğundan yazın yayınlanmış olması muhtemel. Yine de hiç bir kanalda rastlamadığım bir reklam. Önce fake sandım ancak ismini bilmesem de reklamda görülen oyuncuyu komedi içerikli yayınlardan tanıyorum. Belki yalnızca YouTube üzerinden yayınlanıyordur, bilemiyorum&amp;hellip; Absürd reklamlar yapmak Nazo&amp;rsquo;nun marka imajına daha uygun geliyor zannedersem ki, şöyle bir reklamını daha gördüm. Yorumsuz.</description></item><item><title>Vatan Computer indirimi ve WOMM'un gücü</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-09-11-vatan-computer-indirimi-ve-wommun-gucu/</link><pubDate>Tue, 11 Sep 2007 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-09-11-vatan-computer-indirimi-ve-wommun-gucu/</guid><description>Dün akşam bir arkadaşım MSN Messenger&amp;rsquo;dan bana &amp;ldquo;25.yıl şerefine Vatan Computer&amp;rsquo;da yarın tüm ürünlerde %25 indirim var haberin olsun&amp;rdquo; diye bir mesaj iletti. Önce dikkate almadım ancak gün içerisinde Ataşehir civarında işim olduğundan uğrarım dedim. Göze ile kalktık Bostancı Vatan Computer&amp;rsquo;a gittik. Yolda ciddi bir trafik vardı ve anlam veremedik, espriyle &amp;ldquo;Vatan&amp;rsquo;a gelmişlerdir&amp;rdquo; dedik. Mağazadan içeri girdiğimizde anladık ki gerçekten de Vatan indirimi için gelmişler. Müşteri profili öncelikle bilgisayar düşkünleri ya da ofis için alışveriş yapmaya gelen erkeklerdi.</description></item><item><title>Mola sonrası</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-09-10-mola-sonrasi/</link><pubDate>Mon, 10 Sep 2007 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-09-10-mola-sonrasi/</guid><description>Ekim&amp;rsquo;de çalışmaya başlayacağımdan bu ara biraz fazlaca geziyorum. Cuma günü Fenerbahçe, Cumartesi Polonezköy ve Silivri, Pazar günü de Göztepe derken herşeyden 2 gün uzak kaldım, hiç online olmadım ve cep telefonum da kapalıydı. Herkese tavsiye ederim, çok iyi geliyor. Biraz WOMM yapacağım&amp;hellip; Michael Moore&amp;rsquo;un Sicko&amp;rsquo;sunu en sonunda izledim. Michael Moore ile tanıştıysanız zaten izlersiniz, henüz kendisini tanımıyorsanız Sicko&amp;rsquo;yu ve diğer belgesel filmleri olan Bowling for Columbine ve Fahrenheit 9/11&amp;rsquo;ı izlemenizi öneririm.</description></item><item><title>Lovemark olarak Ikea</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-09-07-lovemark-olarak-ikea/</link><pubDate>Fri, 07 Sep 2007 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-09-07-lovemark-olarak-ikea/</guid><description>Ben büyük bir Ikea hayranıyım.
Sadece tasarımlarının ve işletme fikrinin değil, yönetiminin de.
Benim &amp;ldquo;Lovemark&amp;quot;larımdan biri.
Ikea, yalnızca böyle vakalar olmasın diye kendi yöneticilerini yine kendi yetiştiriyor ve pazarında oldukları ülkelere yolluyor.
Hemen hemen bütün üst düzey yöneticiler İsveçli&amp;rsquo;dir, ya da İsveç&amp;rsquo;te eğitimden geçmiş beyaz yakalılardır.
Satın alma ve tasarım (bu durumda ar-ge) her sofistike şirkette olduğu gibi yalnızca ana vatanları olan İsveç&amp;rsquo;te gerçekleşiyor.
Çünkü onlar, şirketlerinin kıymetini biliyor ve tüketicilerin zihnindeki imajlarını asla riske atmıyor, onlar için ellerinden geleni yapıyorlar.</description></item><item><title>İşte böyle hissettirir</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-09-06-iste-boyle-hissettirir/</link><pubDate>Thu, 06 Sep 2007 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-09-06-iste-boyle-hissettirir/</guid><description>Başarısız Pantene outdoor çalışmasından sonra şimdi de başarılı bulduğum başka bir outdoor çalışması: Ford Ranger *This is How it Feels, Ford Ranger &amp;ldquo;Projenin amacı Ford Ranger&amp;rsquo;ın zorlu yüzeylerde yaşattığı sürüş tecrübesi. Bu algıyı yaratmak için buzlu, çatlaklı ve çamurlu gibi çeşitli yer döşemeleri hazırlanarak şehrin farklı bölgelerine uygulanmış, bu yüzeylere yaklaşıldığında ise sol altta görülen &amp;ldquo;This is How it Feels, Ford Ranger&amp;rdquo; yazan uyarı levhaları eklenmiş. Yolun üzerinden sarsıntı olmadan geçenler Ford Ranger&amp;rsquo;ın sürüş keyfinin böyle bir tecrübe olduğu algısına kapılıyorlar.</description></item><item><title>Alternatif mecra -video</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-09-05-alternatif-mecra-video/</link><pubDate>Wed, 05 Sep 2007 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-09-05-alternatif-mecra-video/</guid><description>Bir önceki Alternatif mecra başlıklı yazımda bahsettiğim video aşağıda&amp;hellip; Video için Zafer&amp;rsquo;e teşekkürler. Alternatif mecra Geçtiğimiz hafta Caddebostan&amp;rsquo;da otururken kalabalığın ilgisinin bir noktaya toplandığını farkettik, dönüp baktığımda sırtlarındaki donanımla hem sesli, hem de tepesindeki LCD ekranla görüntülü reklam mecrası haline gelen bu arkadaşları gördüm. T-Shirt üzerindeki reklamları zaten biliyorduk, alnına yazı yazdıranları, hatta koluna, omzuna ve çeşitli uzuvlarına dövme yaptıranları da gördük, ama bu bambaşka olmuş. Kaplumbağa gibiler, azıcık öne doğru eğildiklerinde LCD&amp;rsquo;ler gözünüzün içine giriyor.</description></item><item><title>Öyle hızlı ki, uçuyoruz!</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-09-04-oyle-hizli-ki-ucuyoruz/</link><pubDate>Tue, 04 Sep 2007 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-09-04-oyle-hizli-ki-ucuyoruz/</guid><description>Ha oldu, ha olacak derken nihayet söylentiler doğru çıktı ve İran ile eşdeğer hızda olan internet bağlantımız, asgari 1mbit hıza yükseltildi. ATCW imzalı reklam filmi, Türk Telekom&amp;rsquo;un hizmetinin kalitesini bilen benim de içinde bulunduğum bir çok abonenin asabını bozuyor. Halen fahiş fiyat, halen sürekli kopan, dünya standartlarının çok altında, yavaş bağlantı hızları&amp;hellip; Tepkiler için buraya&amp;hellip; Müşterilere, yani Türk insanına yaptıkları muameleye, sansür uygulamalarına, kurumsal düzeyde beceriksizliğine ve hantallığına rağmen dünyada eşine rastlanmayacak denli kârlı bir kurum olma özelliği taşıyan Türk Telekom, reklamlarıyla da toplumdaki antipati seviyesini istikrarlı bir şekilde arttırmaya devam ediyor.</description></item><item><title>Bir kurum kültürü olarak kayıtsızlık</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-09-03-bir-kurum-kulturu-olarak-kayitsizlik/</link><pubDate>Mon, 03 Sep 2007 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-09-03-bir-kurum-kulturu-olarak-kayitsizlik/</guid><description>Tüketicilerin isteklerini ve dertlerini anlamak adına çok önemli bir kaynak olduğunu düşündüğümden www.sikayetvar.com sitesinin sıkı takipçisiyim.
Yine rutin gezintimi yaparken rastladığım şikayeti paylaşmak istiyorum.
İnanılmaz. Müşteri olarak memnun olmayabiliriz, firmanın etik değerlerini de tartışabiliriz, ama enteresan olan çalışanların tavrı. Teknosa&amp;rsquo;daki bu kayıtsızlık, vurdumduymazlık kurum kültürü galiba&amp;hellip;
Yok artık&amp;hellip; Geçenlerde Alinur Velidedeoğlu &amp;ldquo;Seçim yasakları elimizi kolumuzu bağladı&amp;rdquo; demişti. Bu demeç kendini affettirmekten ziyade eleştirilerin dozunu daha da artırdı, zira bir çok insan bu mazereti gülünç buldu.</description></item><item><title>Dizi Pazarlaması</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-09-01-rtesi/</link><pubDate>Sat, 01 Sep 2007 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-09-01-rtesi/</guid><description>Dizi Pazarlaması Dizilerden açtık konuyu, devam edelim. Belki ekstrem bir örnek olacak, ama hep düşünürüm, bizim dizilerimiz neden 24 gibi, Dirt gibi, Prison Break gibi, Rome gibi, ya da Heroes gibi olamıyor?
Bütçe herkesin aklına gelen birinci sorun. Kısmen haklılar. Belki değerli senaristlerimiz ve yönetmenlerimiz bu denli açgözlü olmasalar, reklam gelirlerini daha büyük yapımlara yatırım aracı olarak kullansalar, yatırımlarını katlasalar bu sorun (Amerikan dizileri kadar kaliteli yapımlara ulaşılamasa bile) kısmen aşılır ve beklentiler bir nebze olsun karşılanır.</description></item><item><title>In-store</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-08-31-in-store/</link><pubDate>Fri, 31 Aug 2007 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-08-31-in-store/</guid><description>Bugün Göze ile İçerenköy Carrefour&amp;rsquo;daydık&amp;hellip; İlk olarak Philips karşımıza çıktı. Küresel Isınma&amp;rsquo;ya duyarlı olduklarına, sevimli tasarruf ampullerinin şaşkınca etrafta dolaşıp, tüketicilerin yolunu keserek onları daha az enerji sarfettirmeye (ve dolayısıyla, tasarruf ampullerine) yönelten kampanyalarına dikkat çekiyor. Diğer bir kaç sıradan uygulamadan sonra Selpak dikkatimizi çekiyor. 12&amp;rsquo;li paket havlu alana yanında fil yavrusu veriyorlar. Tıpkı Pınar Süt&amp;rsquo;ün Beyn, Kemmik ve Baarsak verdiği gibi&amp;hellip; Yalnız burada, ürünü alanlar bu fil yavrusuyla birlikte fotoğraf çektirme şansını yakalıyorlar.</description></item><item><title>Plajda elbiseyle güneşlenmek?</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-08-29-plajda-elbiseyle-guneslenmek/</link><pubDate>Wed, 29 Aug 2007 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-08-29-plajda-elbiseyle-guneslenmek/</guid><description>Cengiz Semercioğlu bugünkü yazısında Cola Turka reklamında bikinili kız olmadığından bahsetmiş, sonunda da demiş ki; &amp;ldquo;Bütün kızlar plajda neredeyse boğazlı kazakla dolaşacaklar. Madem bu kadar hassas olacaktınız, keşke plajda çekmeseydiniz reklamı&amp;hellip;&amp;rdquo; Şu bilinen bir gerçek ki, dünyanın en büyük markalarına sahip grupların birçoğu Yahudi asıllıdır. Peki, onlar ideolojilerini ticarete alet ediyorlar mı? Ben hiç şahit olmadım. Ülker bence yapacaksa ya kendi ideolojini takip ederek kendi hedef kitlesine ulaşmalı, ya da &amp;ldquo;çılgınca eğleniyoruz!</description></item><item><title>Çağrışım yaptıranlar ve diğerleri...</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-08-28-cagrisim-yaptiranlar-ve-digerleri/</link><pubDate>Tue, 28 Aug 2007 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-08-28-cagrisim-yaptiranlar-ve-digerleri/</guid><description>Bu yazı size ne ifade ediyor? Birçoğunuza koca bir hiç. Herhangi bir çağrışım yaptı mı? Yapmamış olmalı. Bu tabela sizce ne tabelası olabilir? Café? Saat dükkanı? Kuaför? Cevabı vereyim, hiçbiri. Fotoğrafı Ukrayna - Odessa&amp;rsquo;da çektim. Çok az insan İngilizce konuşabildiğinden, dil sorunu yaşadığım bir yer olarak hafızamda yerini aldı. Öyle ki, karnımı doyurmak için girdiğim cafelerde İngilizce menü bulamayıp, soluğu McDonald&amp;rsquo;s&amp;rsquo;ta aldığımda, siparişimle ilgilenen kızdan, oldukça popüler ve kolay bir seçim olan Big Mac menüsünü , iletişim problemimiz yüzünden 8 dakikada alabildim.</description></item><item><title>Para var, huzur var</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-08-27-para-var-huzur-var/</link><pubDate>Mon, 27 Aug 2007 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-08-27-para-var-huzur-var/</guid><description>Bir ajansta çalışıyor ve aklınıza sürekli sıradışı, ancak maliyetli fikirler geliyorsa, sürekli &amp;ldquo;sağlam&amp;rdquo; bir müşterinin hayalini kurarsınız. Turkcell gibi, Coca-Cola gibi. Maliyetten kaçınmayan, markalama çalışmaları için yüksek bütçeye sahip müşteriniz varsa, aklınıza ne gelirse uygularsınız. Geçen sene futbol sahası şeklinde yapılan ve ortasında gerçek bir meşin top bulunan &amp;ldquo;Süper Lig&amp;rdquo; raketleri kadar güzel olmasa da, bu uygulama da dikkat çekici ve eğlenceli. Coca Cola bu uygulamayı &amp;ldquo;Bırrrrr&amp;rdquo; konseptine uygun olarak hazırlamış.</description></item><item><title>Fazla Cesur</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-08-25-rtesi/</link><pubDate>Sat, 25 Aug 2007 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-08-25-rtesi/</guid><description>Fazla cesur K-fee, kahve ve süt karşımı. Kafeini arttırıldığından, aynı zamanda enerji içeceği, fakat K-fee&amp;rsquo;yi piyasadaki enerji içeceklerinden farklı kılan, sıradan bir enerji içeceğinin içerdiği kalori&amp;rsquo;nin yarısını içeriyor olması. Bir sıra dışı yanı da, marka yüzü olarak kullandığı kişi. Michaela Schaffrath, nam-ı diğer &amp;ldquo;Gina Wild&amp;rdquo;, Almanya&amp;rsquo;nın ünlülerinden birisi. Ancak kendisi, ününü porno filmlerle kazanan, daha sonra porno endüstrisi dışında filmlerde rol alan bir bayan. Porno endüstrisini terk etmesine rağmen aktrislik kariyeri boyunca adı hep çevirdiği &amp;ldquo;öteki&amp;rdquo; filmlerle anıldığından, bu durumla yaşamaktan memnun gibi.</description></item><item><title>Farklı mendil</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-08-24-farkli-mendil/</link><pubDate>Fri, 24 Aug 2007 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-08-24-farkli-mendil/</guid><description>Bunu önceden görmüştüm. Her gittiğimiz yerde önümüze konulan kolonyalı mendillerden neden farklı olduğu arka yüzünde yazılmış. Satış adedinden ve kaliteden bahsetmenin ne alemi var anlamadım. Yine de güzel bir farklılaşma. Daha iyi bir sunumla daha çok ses getirebilir bence. Google Earth&amp;rsquo;teki küçük işletmelerimiz&amp;hellip; Ikea&amp;rsquo;ya ulaşımdan bahsedince, yerini yurdunu bilmeme rağmen, Google Earth&amp;rsquo;ten bir kuşbakışı yapayım dedim. İşte, görüldüğü üzere, tam anlamıyla izole bir yapısı var. Aşağıdaki kırmızıyla çizilmiş alan Ikea&amp;rsquo;ya en yakın otobüs durağı.</description></item><item><title>Ulaşılabilirlik... Gerekli mi?</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-08-23-ulasilabilirlik-gerekli-mi/</link><pubDate>Thu, 23 Aug 2007 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-08-23-ulasilabilirlik-gerekli-mi/</guid><description>4P&amp;rsquo;den 4C&amp;rsquo;ye çoktan geçtik. Place&amp;rsquo;in yerini Convenience (kolaylık-ulaşılabilirlik) aldı. Eh, tüketici için halen oldukça önemli tercih kriterlerinden biri. Buyrun, örnek briefistan&amp;rsquo;dan, &amp;ldquo;Ikea&amp;rsquo;ya nasıl gidilir?&amp;rdquo; diyor bilog, güzel soru(n). Yazıyı okuduktan sonra altına yazdığım cevap tadındaki yorumu paylaşmak istiyorum; &amp;ldquo;Aslında hata falan yok. Herşey öyle güzel oturuyor ki yerine&amp;hellip; Ikea&amp;rsquo;ya varışın ne denli zahmetli olduğu konusunda hemfikiriz. Şimdi gelelim adamların düşüncesine. Ikea&amp;rsquo;ya arabam olmasa gitmezdim. Ne işim var benim Ikea&amp;rsquo;da? Hemen hemen hiç!</description></item><item><title>Wal-mart MP3 satmaya başlıyor...</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-08-22-wal-mart-mp3-satmaya-basliyor/</link><pubDate>Wed, 22 Aug 2007 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-08-22-wal-mart-mp3-satmaya-basliyor/</guid><description>Wal-mart denince aklıma, şu Yunan Mitolojisi&amp;rsquo;ndeki tanrıların babası dev Titan&amp;rsquo;lar aklıma geliyor. Gittiği her yere tüketim çılgınlığını sürükleyen, en sonunda yerel işletmelere beyaz bayrak çektiren&amp;hellip; Tıpkı ayak bastığı her şehri haritadan silen Titanlar gibi&amp;hellip; DRM (Dijital Fikir Hakları), belli bir ücret ödendiği halde kısıtlı kullanım süresi olan (24 saatten sonra kendini silen mp3&amp;rsquo;ler gibi) çalışmaların koruma sistemine verilen addır. Sistemi geliştirenler, hem dijital kopyalardan da kar etmeyi hem de insanları orijinal albüme teşvik etmeyi düşünmüş olmalılar.</description></item><item><title>In-store</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-08-21-in-store/</link><pubDate>Tue, 21 Aug 2007 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-08-21-in-store/</guid><description>Büyükçe bir süpermarketimizde gezinirken içki reyonunda gördüğüm wobbler&amp;rsquo;lar (aslında bunlara wobbler mı demeliyim bilemiyorum). Özellikle Tekel kaldırıldıktan sonra piyasadaki içki sayısında oldukça farkedilir bir artış oldu. Çeşit sayısı bakımından en büyük gelişmeyi gösteren içkiler elbette ki rakılar. Bu rakı bolluğunda geri planda kalan diğer ürünlere de wobbler yapmış Mey İçki. Çok ta dikkat çekici ve güzel durduğunu söyleyebilirim. Malum, rakının müdavimleri, sadık bir kitlesi vardır, lansman haricinde ekstralara pek ihtiyaç duyulmaz.</description></item><item><title>Marka mı, değil mi?</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-08-17-marka-mi-degil-mi/</link><pubDate>Fri, 17 Aug 2007 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-08-17-marka-mi-degil-mi/</guid><description>Geçtiğimiz günlerde Hülya Avşar marka mıdır değil midir gibi bir polemik başlamış. Magazin izlemediğimden haberim yoktu, ama dün TV&amp;rsquo;de gözüme çarpmayı başardı. Bugün de pazar-lamaca&amp;rsquo;da bu konu hakkında bir yazı okuyunca altına kendi yorumumu düştüm. Burada da paylaşmak istiyorum; &amp;ldquo;Ben bu polemiği -pek fazla TV izlemediğimden olsa gerek- daha dün gördüm. Kararımı vermem 10 saniyemi aldı. Marka olduğunu varsayarak kendi kendime şu soruları sordum: Hülya Avşar markasının kişiliği nedir? Hülya Avşar&amp;rsquo;ın farklılaştığı nokta nedir?</description></item><item><title>Mor fikir</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-08-16-mor-fikir/</link><pubDate>Thu, 16 Aug 2007 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-08-16-mor-fikir/</guid><description>Bir süredir teknoloji alışverişlerimi yapmadan önce piyasa fiyat araştırmasında referans aldığım bir site var: www.teknofiyat.com
Arabirimi son derece kullanışlı olan bu siteyi de askerden döndüğümden beri kullanıyorum. Hatta, yakın zamanda çok ihtiyacım olan bir elektronik ürünü de bu siteden yaptığım araştırmayla, daha önce hiç alışveriş yapmadığım küçük bir firmadan, sitede gösterilen fiyatla da aldım.
teknofiyat.com şimdiden kendi kulvarında en büyük referans noktası. Biraz bakınca tasarımındaki sadelik, kullanımındaki kolaylık ve sonuçların tutarlılığı aklıma google&amp;rsquo;ı getirdi.</description></item><item><title>Öyle miii...</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-08-13-oyle-miii/</link><pubDate>Mon, 13 Aug 2007 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-08-13-oyle-miii/</guid><description>Bu Teknosa reklamları beni öldürecek.
En son okuduğum habere göre Sabancı grup başkanlarından Haluk Dinçer beyefendi Teknosa&amp;rsquo;nın %99 (!) olan müşteri memnuniyetini Teknosa Asist hizmetiyle %100&amp;rsquo;e çıkartmak niyetindelermiş (Bu memnuniyetin kriteri herhalde satın almadan sonra problem yaşayıp geri dönen herkese lutfedip cevap vermek olsa gerek). Peki, nedir bu Teknosa Asist?
&amp;ldquo;Teknoloji alışverişinin kurallarını değiştirecek&amp;rdquo; bir yenilikmiş Teknosa Asist. Müşteri memnuniyeti garantisi, hem de Türkiye&amp;rsquo;de ilk!
Zaten çoktandır yapmaları gereken şeydi bence bu.</description></item><item><title>Dışarıda neler oluyor...</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-08-11-rtesi/</link><pubDate>Sat, 11 Aug 2007 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-08-11-rtesi/</guid><description>Dışarıda neler oluyor&amp;hellip; Bağdat Caddesi&amp;rsquo;ndeki yeni Turkcell konsept mağazası;
Daha fazla açık alan, sergilenen ürünlere dokunma ve test etme şansı. Gezmede olduğumuzdan bizzat içeri girip kontrol edemedim. Tek merak ettiğim Göze&amp;rsquo;nin yazdığı Samsung mağazalarındaki gibi telefonların içerisinde simcard olup olmadığı. Onun dışında mağaza dışarıdan çok güzel görünüyor.
Bu da şu meşhur Turkcell çekilişleri için hazırlanan uygulama. Yaklaşık 2 haftadır İstanbul&amp;rsquo;da çeşitli noktalarda ikamet etmekteler, görüntüleme fırsatını dün buldum.
Bu da Nike&amp;rsquo;nin &amp;ldquo;Çak istediğin yere&amp;rdquo; uygulaması.</description></item><item><title>Seçim mi hastalık mı?</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-08-10-secim-mi-hastalik-mi/</link><pubDate>Fri, 10 Aug 2007 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-08-10-secim-mi-hastalik-mi/</guid><description>ATV ana haber&amp;rsquo;de bir altyazı; &amp;ldquo;Avrupa&amp;rsquo;da &amp;lsquo;marka hastalığı&amp;rsquo; 4-5 yaşındaki çocuklarda ortaya çıkmaya başladı. Araştırma sonuçları ve bizim ülkemizdeki durum az sonra&amp;hellip;&amp;rdquo;
Saçma sapan şeyler izlemeye tahammül edemediğimden haberin çıkmasını da bekleyemedim. Üzerine biraz düşündüm de, bu zaten bir şey değil. İstanbul&amp;rsquo;da doğup büyümüş bir birey olarak, çoktandır marka seçiciliğim, ya da &amp;lsquo;marka hastalığı&amp;rsquo;m var. Daha küçücük çocukken American Eagle ayakkabılar (hala da dururlar, fotoğrafını koymak isterdim ama neredeler bilmem), Lee pantolonlar giyer, evdeki CK One parfümü çaktırmadan kullanırdım =)</description></item><item><title>Kaizen yolunda...</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-08-09-kaizen-yolunda/</link><pubDate>Thu, 09 Aug 2007 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-08-09-kaizen-yolunda/</guid><description>İdris Cin&amp;rsquo;in blogundan başlayan bir mim dalgası Hüseyin üzerinden bana da ulaştı. Yeterli ciddiyetle ve karşılıklı geribeslemelerle gayet verimli olacak gibi görünüyor. Hüseyin&amp;rsquo;in blogu için cevapları verdim.
Sıra bende, sorular burada;
Bir okurum olarak blogumu/yazılarımı neden okuyorsunuz? Bloguma ilk olarak geldiyseniz nasıl bir izlenim ile ayrılıyorsunuz? Daha önce blogumu okuduysanız nasıl bir beklenti ile tekrar geliyorsunuz? Bir okurum olarak blogumdan ne umuyor, ne buluyorsunuz? Siz okurlarıma yazılarım haricinde başka neler sunmalıyım?</description></item><item><title>Alternatif mecra</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-08-08-alternatif-mecra/</link><pubDate>Wed, 08 Aug 2007 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-08-08-alternatif-mecra/</guid><description>Levent Metrocity&amp;rsquo;deki yürüyen merdiven bantları.
Cep telefonuyla çekildiği için görüntü çok kaliteli değil. Rengi oldukça dikkat çekici, benden önce arkadaşımın dikkatini çekti. Otobüslerdeki tutacaklar gibi kesinlikle kayıtsız kalınamayacak ve dikkat çekici bir mecra, ileride kullanılıp kullanılmayacağını göreceğiz&amp;hellip;</description></item><item><title>Büyük seçim Mc Menüsü</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-08-07-buyuk-secim-mc-menusu/</link><pubDate>Tue, 07 Aug 2007 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-08-07-buyuk-secim-mc-menusu/</guid><description>&amp;ldquo;Mc Donald&amp;rsquo;s kapılarını 05&amp;rsquo;te açacak&amp;rdquo; haberini gazetede görmüştüm. Ama ilgimi çeken kısmı haberin detayları oldu.
Bizim de her köşe başında büfelerimiz ve cafelerimiz var. Kimisi kendi çapında markalar, ama neden ulusallaşamadıklarını düşünürdüm.
Çünkü menülerine baktığınızda herşey vardır ve bununla övünürler. Daha fazla satmak için daha fazla ürün menüye tıkıştırılır, komplike menüler yaratılır. Aynı şeyi son yıllarda Mc Donald&amp;rsquo;s ta yapıyor ve menülerine tavuk, salata, vejetaryen burgerler, dondurma gibi alakasız kalemler (şimdi de tahıl ürünleri ve meyveler!</description></item><item><title>Şehir Planlama(ma)sı</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-08-06-sehir-planlamamasi/</link><pubDate>Mon, 06 Aug 2007 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-08-06-sehir-planlamamasi/</guid><description>Pazarlama kariyerim esnasında, gerek önüme gelen araştırmalarda, gerek girdiğim focus group&amp;rsquo;larda gerekse de bireysel sohbetlerimde kesin netlikte öğrendiğim bir şey varsa, o da Türk insanının &amp;ldquo;arıza yoksa sorun da yoktur&amp;rdquo; motto&amp;rsquo;su oldu. Antik Roma&amp;rsquo;da geliştirilen ilk su kanallarından bu yana asırlar geçti. Onlardan kalan su kanallarını halen bazı yörelerde görebiliriz. Ancak bizim su kanallarımız 10 sene bile dayanmazlar. Ankara&amp;rsquo;nın belediye başkanı Melih Gökçek&amp;rsquo;in şu sıralar susuzlukla başının dertte olması ve eleştirilmesi son derece normal.</description></item><item><title>Küçük detaylar...</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-08-05-kucuk-detaylar/</link><pubDate>Sun, 05 Aug 2007 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-08-05-kucuk-detaylar/</guid><description>Evleri güzelleştiren iki unsur olduğuna inanırım.
Birincisi, azlık. &amp;ldquo;Less is more&amp;rdquo; diye boşuna dememişler.
İkincisi, içinde kullanılan küçük, kimselerin alırken uyumunu, tarzını, kalitesini ya da fiyatını umursamayacağı aksesuarlar. Duvar saati, çöp kutusu, raf, bardak altlıkları, hatta bazı mobilyalar&amp;hellip;
Fotoğraf çerçevelerine ilgim farklı tasarımları keşfettikçe başladı ve eBay&amp;rsquo;de dolaşırken çok çekici tasarımları olan bir markaya rastladık.
Umbra 75 ülkede faaliyet gösteren, Amerika menşeili, ev aksesuarları üreten bir firma. Hikayemiz aynı, 2 girişimci kafadar insanların her gün gördüğü ürünleri geleneksellikten uzaklaştırarak yeniden tasarlıyor, farklılaşma büyümeyi getiriyor.</description></item><item><title>The Simpsons Movie</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-08-04-rtesi/</link><pubDate>Sat, 04 Aug 2007 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-08-04-rtesi/</guid><description>The Simpsons Movie Aslında Simpson&amp;rsquo;ların hayranı değilim. Ama CNBC-E&amp;rsquo;de rastladığımda da kaçırmam.
Eh, bu kıtlıkta da gidilesi daha iyi bir film olmadığından vizyona girdiği hafta deneyelim dedik, ancak bulunduğumuz yere en yakın sinemada altyazılı gösterim olmayınca vazgeçtik. Günler geçti, yine aklıma Simpson&amp;rsquo;lar geldi. Elime gazeteyi alıp bir baktım ki altyazılı gösterimin yalnızca tek sinemada olduğunu gördüm.
Ne büyük saçmalıktır ki, İstanbul&amp;rsquo;da Kanyon haricinde başka sinemalarda altyazılı gösterimi yok. The Simpsons&amp;rsquo;ı sıradan bir &amp;ldquo;çizgi film&amp;rdquo; olarak konumlandırıp (ya da algılayıp), hedef kitleyi 6-15 yaş çocuk grubu olarak belirleyerek hemen her sinemada Türkçe dublajlı yayınlamak nasıl bir mantıktır ben anlayamadım.</description></item><item><title>Plastik Cerrahi'de gerilla</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-08-01-plastik-cerrahide-gerilla/</link><pubDate>Wed, 01 Aug 2007 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-08-01-plastik-cerrahide-gerilla/</guid><description>Böyle olur =)
Bazı bayanları gücendirebilir belki, ama dikkat çekicilik 10 üzerinden 10!
Farkındalık yaratmak adına yapılmış, ancak hedef kitle kim? Kadınlar zaten gayet farkında. Bence oldukça erkek için görünüyor&amp;hellip;</description></item><item><title>Sahici müşteri memnuniyeti</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-07-31-sahici-musteri-memnuniyeti/</link><pubDate>Tue, 31 Jul 2007 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-07-31-sahici-musteri-memnuniyeti/</guid><description>Bu sabah Göztepe Midi Tansaş&amp;rsquo;tan karpuz aldım. Kasadan geçirdikten hemen sonra arkadaşımla torbaya koyalım derken dalgınlığımız ve aceleciliğimiz yüzünden torba yırtıldı ve karpuz yere düşüp patladı.
Bir süre patlayan karpuza boş boş baktıktan sonra aldığım diğer ürünleri poşete koydum ve marketten dışarı çıktım. Aldıklarımızı arabaya koyarken güvenlik görevlisi gelip karpuzun iadesini ya da yenisini isteyip istemediğimizi sormadı, gelip bu seçimi yapmamız konusunda bizi uyardı.
Markete tekrar girip aldığım kiloda bir karpuz seçtik, yeni seçtiğim karpuz 700 gr.</description></item><item><title>Pop müzikte pazarlama iletişimi</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-07-30-pop-muzikte-pazarlama-iletisimi/</link><pubDate>Mon, 30 Jul 2007 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-07-30-pop-muzikte-pazarlama-iletisimi/</guid><description>Geçenlerde TV&amp;rsquo;de, Erol Köse&amp;rsquo;nin &amp;ldquo;Pop müzik pazarlaması&amp;rdquo; hakkındaki demecini Göze&amp;rsquo;yle birlikte izledik. Erol bey, bu piyasada işin gurusu sayılıyor olacak ki, kendisine atfedilen övgülerle dolu dış sesten sonra kendisinden şu sözleri, altı çizili renkli yazılar eşliğinde aldık;
Madde 1: İlk olarak kadını soyuyoruz. Bu iş soyunmadan olmuyor. Kadını soyacağız.
Madde 2: Bir polemiğin ya da kavganın içine sokacağız. Gündemde olan başka bir sanatçıyla kafa kafaya vurduracağız, yok olur mu öyle şey, ayıp falan diyenler olur, onları eninde sonunda yola getirir ikna ederiz.</description></item><item><title>Sütaş Parade</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-07-28-rtesi/</link><pubDate>Sat, 28 Jul 2007 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-07-28-rtesi/</guid><description>Sütaş ineğini sevmiyorum ve ondan kurtulmayarak yanlış yaptıklarını düşünüyorum. Fakat bu sefer 12&amp;rsquo;den vurdular.
Cow Parade ana sponsoru olmak çok iyi fikir. Daha iyi oturamazdı, inek bu sefer işe yaradı gibi&amp;hellip;
http://www.cowparade-istanbul.com/</description></item><item><title>Allah akıl fikir versin...</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-07-27-allah-akil-fikir-versin/</link><pubDate>Fri, 27 Jul 2007 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-07-27-allah-akil-fikir-versin/</guid><description>Zekiliğin kriteri nedir? Daha komplike matematik işlemleri çözebilmek mi, birden fazla dil konuşmak mı, sanatta yetenek mi, yoksa sosyal nezaket kurallarına aşırı hakimiyet mi?
Bence düşünebilmektir&amp;hellip;
İnsanların yeteneklerinin değiştiğinin taaa lisede farkına varmıştım. Lise yıllarımda aklım başka yerlerdeydi, kimin değildi ki? Dolayısıyla okulda da son derece başarısızdım. Fakat başarılı olan arkadaşlarımla kendimi kıyasladığımda, aslında onlardan fikren daha donanımlı olduğumu gözlemlemiştim. Bu, tam da sistemde bir dengesizliğin olduğunu kavradığım ilk an oldu.</description></item><item><title>People in Need</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-07-25-people-in-need/</link><pubDate>Wed, 25 Jul 2007 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-07-25-people-in-need/</guid><description>Bir yardımlaşma kampanyası, çalışmalar oldukça çarpıcı&amp;hellip;
Artık harcamalarımızı yaparken, lükslerimizi &amp;ldquo;ihtiyaç&amp;rdquo; diye isimlendiriyoruz. Neyin ihtiyaç olduğunu gerçekten iyi anlatılmış. Bu susuzlukta benim en çarpıcı bulduğum dördüncü ilan oldu&amp;hellip;</description></item><item><title>Bitmeyen istekler</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-07-24-bitmeyen-istekler/</link><pubDate>Tue, 24 Jul 2007 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-07-24-bitmeyen-istekler/</guid><description>Geçenlerde bir İK sitesinden mailime gelen bir ilan. Firma adı elbette ki tarafımdan sansüre kurban gitti. Bozmadan aynen aşağıda;
pazarlama İşin Tanımı Mümessillğini yaptığımız bir italyan firma adına tanınmış mimarları ve inşaat şirketlerini ziyaret edecek, ürün tanıtımı yapacak, projeleri takip edecek mümkün ise mimar olması tercih edilen bir müşteri temsilci aranmaktadır Aranan Nitelikler
mecburi italyanca bilen tercihen 2. dil ingilizce oto ehliyetli (faal olarak kullanan) tercihen avrupa yakasında ikamet eden ofis programlarını kullanan prezentabl tercihen bayan Müşteri temsilciliği alanında kariyer yapacak bir mimar.</description></item><item><title>Bırrrr tadında reklam</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-07-23-birrrr-tadinda-reklam/</link><pubDate>Mon, 23 Jul 2007 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-07-23-birrrr-tadinda-reklam/</guid><description>Coca Cola&amp;rsquo;nın yeni reklamını beğenmeyen birine rastlamadım. Çok eğlenceli olmuş. Tebrikler.</description></item><item><title>Carrefour'un 'potansiyel hırsızlığa' karşı önlemi</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-07-19-carrefourun-potansiyel-hirsizliga-karsi/</link><pubDate>Thu, 19 Jul 2007 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-07-19-carrefourun-potansiyel-hirsizliga-karsi/</guid><description>Carrefour&amp;rsquo;un girişinde müşterilerin elindeki torbaların kapatılması kafamı çok uzun süredir meşgul eden bir uygulamaydı. Bunun için Carrefour Merkez&amp;rsquo;e ve Acıbadem mağazasında müşteri memnuniyeti ile ilgili showcardlardan birinde e-mail adresini gördüğüm mağaza müdürü Fabrice Crepin&amp;rsquo;e mail atmıştım. Cevap alamadığım için önemsenmediğini ve bu müşteri ilişkileri yaklaşımının yalnızca gösteriş olduğunu varsayıyorum.
Konu hakkında temasa geçmek için yolladığım mail&amp;rsquo;in orijinali aşağıda;
Hello Fabrice It&amp;rsquo;s Eren Kumcuoglu, a customer of Carrefour Acibadem supermarket. There&amp;rsquo;s a question disturbing my mind for a long time that I&amp;rsquo;d like to ask Carrefour management or any of its executives.</description></item><item><title>Çok satmak için "iyi" olmak gerekmiyor</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-07-19-cok-satmak-icin-iyi-olmak-gerekmiyor/</link><pubDate>Thu, 19 Jul 2007 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-07-19-cok-satmak-icin-iyi-olmak-gerekmiyor/</guid><description>İzlediğimiz filmlerin, oynadığımız oyunların, okuduğumuz kitapların kaçında, iyi karakterler kötüleri altediyor? %90&amp;rsquo;dan fazladır. Bu izlediğimiz filmlerden, oynadığımız oyunlardan ya da okuduğumuz kitaplardan kaç tanesini iyi hatırlıyoruz? Pek azını.
İşte bu yüzden, ses getiren filmler, rekor kıran oyunlar, çok satan kitaplar farklı olanlar oluyor. Çünkü dünyadaki savaşlar yalnızca iyilere ve kötülere mâl edilmiş değil, başka amaçlar ve bazen yalnızca kendileri için savaşanlar da olabilir. Maalesef bunu anlamak ve anlatmak isteyen senarist sayısı az, fakat arada farklılaşıp bunu başaranlar da oluyor.</description></item><item><title>Şirinlik değil, istismar.</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-07-17-sirinlik-degil-istismar/</link><pubDate>Tue, 17 Jul 2007 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-07-17-sirinlik-degil-istismar/</guid><description>Bir varmış, bir yokmuş. Türkiye adında büyük ve güzel bir ülkede, Turkcell adında bir GSM operatörü varmış. 2004 yılına kadar pazara ilk giren GSM operatörü olmanın avantajını “fazlasıyla” kullanarak pazarın kaymağını yemiş, daha sonra Vodafone ve Avea gibi rakipler karşısında kendini tedirgin hissederek gözü açılan kullanıcılara sevimli gözükmek için “Cellocan”ları kullanmaya başlamış… Süt istiyorum dediler, zıp zıp zıplayıp önümüzden geçtiler, şirin bulduk. Yılbaşımızı kutladılar, hala neden çocukları kullandıklarına anlam veremedik. Trende “gözlerine toz kaçtı”, rahatsız olduk.</description></item><item><title>Bakteryal Rezidans</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-07-16-bakteryal-rezidans/</link><pubDate>Mon, 16 Jul 2007 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-07-16-bakteryal-rezidans/</guid><description>Domestos Rengarenk TV reklamı
Sizi bilmem ama ben bu sevimli bakterilere (ya da mikroplara) bayılıyorum. Unilever, &amp;ldquo;back to school period&amp;rdquo; dediğimiz döneme girildiğinde bir temizlik paketi yapıp bu sevimli yaratıkların oyuncaklarını-kuklalarını verse hoş olmaz mı?</description></item><item><title>İlk kaybeden olmak</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-07-13-ilk-kaybeden-olmak/</link><pubDate>Fri, 13 Jul 2007 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-07-13-ilk-kaybeden-olmak/</guid><description>Farklı bir şey yapmak varken, zaten lider olanı takip etmek ve ikinciliğe oynamak niye?
Tüketicilerin zihninde Red Bull = Enerji İçeceği
Tamamen yeni bir kategori, yenilikçi bir ürün.
Bu eşitliği bozmaya çalışmak (senelerce ve hem maddi hem manevi eforlarla) en fazla ikincilik getirebilir. Aynı şeyi hep gördük. Bugün Burger King McDonald&amp;rsquo;s&amp;rsquo;ın peşinden gitmeyip Hamburger yerine tavuk kanadı satıyor olsaydı Kentucky Fried Chicken gibi kendi kategorisinde 1 numara olabilirdi. Burger King&amp;rsquo;i ne kadar çok sevsem de şu ortada; her takipçiye olduğu, gibi Burger King&amp;rsquo;in gelebileceği en büyük yer de ikinciliktir.</description></item><item><title>Kaçış</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-07-13-kacis/</link><pubDate>Fri, 13 Jul 2007 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-07-13-kacis/</guid><description>Bugünkü yağmurda çektim.
Aşağıda olsam böylesi bir güzelliğe karşı şemsiyenin altına sığınıp kayıtsız kalabilir miydim?
Hiç sanmıyorum =)</description></item><item><title>Burn vs. Ateş Suyu</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-07-11-burn-vs-ates-suyu/</link><pubDate>Wed, 11 Jul 2007 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-07-11-burn-vs-ates-suyu/</guid><description>Başarılı olmuş iş modelini al, ufak değişiklikler haricinde birebir uygula. Sanırım bu, Ülker&amp;rsquo;in dağıtımdan sonra yapabildiği en iyi şey. O değişiklikler de olmasa Sözleşmeli Üretim ya da Franchising bile diyebilirdim ama, söz konusu 2.markanın Ülker&amp;rsquo;e ait olduğunu gördüğümde yeni bir marka olduğunu ve bir Ülker klasiğinin daha vizyona girdiğini anladım. Ürünümüz Ateş Suyu. Raflarda gördüğümde ilk tepkim ismin çok başarısız olduğu oldu. Ardından da Burn&amp;rsquo;le yan yana teşhir edilmesi, kutu tasarımının birbirine benzerliği (bir tek renkler Red Bull&amp;rsquo;dan) ve ufak ayrıntılar dışında neredeyse aynı olması dikkatimi çeken diğer unsurlardı.</description></item><item><title>Desibeller artıyor...</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-07-10-desibeller-artiyor/</link><pubDate>Tue, 10 Jul 2007 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-07-10-desibeller-artiyor/</guid><description>Evet&amp;hellip; Seçim günü yaklaştıkça finansal gücü seçim otobüsü kiralamaya yeten güzide partilerimiz desibellerini mobilize bir şekilde sokak sokak dolaşarak peşpeşe arttırıyorlar. Yetmeyenler de ilçe başkanlıklarına doldurdukları kolonlarla çakılı defans sistemiyle desibel saldırısında bulunuyorlar. Tam saha pres. Bunalan ne yazık ki rakip partiler değil, biz.
Merak edip internete biraz baktığımda seçim zamanı özel olarak bu iş için tasarlanmış hoparlörlü kamyonet-minibüs kiralayan şirketlerin sayısının oldukça fazla olduğunu gördüm. Dönemsel de olsa gerçekten büyük bir pazarı var belli ki.</description></item><item><title>Transformers, more than meets the eye</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-07-09-transformers-more-than-meets-the-eye/</link><pubDate>Mon, 09 Jul 2007 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-07-09-transformers-more-than-meets-the-eye/</guid><description>Transformers haftasonumu eğlenceli kılan unsurlardan biriydi. Çok eğlenceli ve çok güzel bir film. Bence beklenenden fazlasını verdi. Tabi bunda çocukluğumuzun çizgi filmi olmasından dolayı büyük bir hatırı ve robot-insan savaşı hikayeleri içerisinde en yaratıcı bulduğum senaryolardan biri olmasının da payı var elbette. Kocaman USA bayrakları göreceğimiz ve bol bol başkanlık propogandası dinleyeceğimizi düşünürken filmde bunlara rastlamamak, hatta kimi yerlerde (ciddi bir tehdit varken başkanın kayıtsızca uzanıp asistandan brownie istemesi, filmin cast kısmında da bayan Witwicky&amp;rsquo;nin &amp;ldquo;burası Amerika, uzaylı robotlarla temas olsa hükümetimiz bunu bizden saklamazdı gibi) ince göndermeler görmek çok hoştu.</description></item><item><title>Siyasette awareness'a giden yolda</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-07-05-siyasette-awarenessa-giden-yolda/</link><pubDate>Thu, 05 Jul 2007 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-07-05-siyasette-awarenessa-giden-yolda/</guid><description>Kendi politik görüşlerimi bu yazıya asla katmayacağım. Zaten amacımız politika değil, pazarlama, konumuz da seçim otobüsleri-kamyonetleri. Geçen gün en yakın arkadaşımı acil&amp;rsquo;e bırakıp reçetesine yazılan ilacı almak için dışarı çıktığımda hastane önünden geçen bir tanesini görünce bu konuyu daha detaylı düşündüm.
Her seçimde, hemen her parti kendi hedef kitlesinin, düzeltiyorum, sempatizanlarının nüfusta baskın çoğunluğu oluşturduğu mahallere ya da parti binalarının önlerine pankartlar, bayraklar asar, afişler bastırıp yapıştırır. Büyük görüntü kirliliği oluşurulur ve bütün bunlardan oluşan pisliği temizlemek te seçim sonrası yeniden ya da ilk kez işbaşı yapacak olan belediyelere düşer.</description></item><item><title>Pattex gerilla uygulaması</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-07-04-pattex-gerilla-uygulamasi/</link><pubDate>Wed, 04 Jul 2007 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-07-04-pattex-gerilla-uygulamasi/</guid><description>Tepe Nautilus Carrefour&amp;rsquo;daki Pattex standı.
Uygulama çok hoşuma gitti, fotoğrafta pek güzel görünmese de yakından güzel duruyor. Çok orijinal olmuş. Tebrikler!</description></item><item><title>Avantajın varsa, n'aparsın?</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-07-03-avantajin-varsa-naparsin/</link><pubDate>Tue, 03 Jul 2007 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-07-03-avantajin-varsa-naparsin/</guid><description>Çakkıdı çakkıdı oynamam, orası gerçek.
Reklam hareketli olmuş, kıpır kıpır… Ama beni rahatsız eden, hoşuma gitmeyen bir yanı vardı ve bugüne kadar benim hiç aklıma gelmeyen bir şeyi geçen gün bir arkadaşım söyledi; &amp;ldquo;Advantage&amp;rsquo;ın olması gerektiği gibi elit değil, fazla hareketli, çok çingene* işi olmuş&amp;rdquo;.
Banka kartlarının konumları ve marka imajları üzerinde hiç detaylı olarak düşünmemiştim ama HSBC bende hep biraz snob bir imaj yaratmıştır. Eh, kartından da daha farklı bir şey beklemek elbette yanlış olur.</description></item><item><title>Mirasımızı iyi pazarlayamıyoruz...</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-07-01-mirasimizi-iyi-pazarlayamiyoruz/</link><pubDate>Sun, 01 Jul 2007 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-07-01-mirasimizi-iyi-pazarlayamiyoruz/</guid><description>Ön Not: Kendi blog&amp;rsquo;uma yazdığım bir yazıyı hiç değiştirmeden burada da yayınlamak istiyorum. Tesadüf olacak; aynı yazıyı geçen sene 1 Temmuz&amp;rsquo;da yayınlamışım. Tam 1 sene arayla, aynı yazı, yeniden&amp;hellip;
Bugün ilk kez Dolmabahçe Sarayı&amp;rsquo;na gittim. Çok büyük beklentilerle gitmemiştim zaten ama, yine de gezdiğim yerlerden etkilenmediğimi söylemeliyim.
Beni bu yazıyı yazmaya iten şey ise kendi çektiğim fotoğraflara tekrar bakmam oldu. Özellikle Atatürk ile ilgili yerlerde çektiğim fotoğraflara bakınca, orada bizzat bulunurken yaşadıklarımdan daha farklı hisler yaşadım.</description></item><item><title>Başlıyorum / Ben Kimim?</title><link>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-06-28-basliyorum-ben-kimim/</link><pubDate>Thu, 28 Jun 2007 00:00:00 +0000</pubDate><guid>https://erenkumcuoglu.com/blog/2007-06-28-basliyorum-ben-kimim/</guid><description>En sonunda, uzun zamandır isteyip de -önce üşengeçlikten, sonra askerlikten dolayı- içine giremediğim blog dünyasına giriyorum. Pazarlama prensipleri, sosyal medya, farklılaşma, marka yönetimi, iletişim ve benzeri başlıklar altına anlam yüklemek istediğim, kafamı kurcalayan, beni rahatsız eden, fikir almak ya da yalnızca paylaşmak istediğim konular üzerine konuşacağız.
Ben kimim? Yeditepe Üniversitesi Uluslararası Ticaret ve İşletmecilik bölümünden mezunum. Mezun olmadan önce bir inşaat bir de tekstil üzerine çalışan bir dış ticaret sermaye şirketinde çalıştım.</description></item></channel></rss>