Bu yazıyı sesimden dinleyebilirsin

Geçen hafta yazdığım “Şirketlerde ‘bu olmamış’ diyebilen insan eksikliği” konulu yazıma LinkedIn’de çok güzel bir yorum geldi:

Herkes bağıracak kadar ses yükseltmez tabii sonunda işinden olmak varsa. Nadide ülkemizde en büyük sorun bu. Fikir tartışmayı normalleştiren şirketler hala ne yazık ki azınlıkta.

Nil’e kısmen katılıyorum, bir bedeli var. Fakat farkında olmadığımız bir gerçek var; çoğumuzu susturan o bedelin kendisi değil, onu kafamızda kaç kata katladığımız. Kariyerimin ilk yıllarında ben de bu endişeyle çalıştım… ta ki gün bu endişenin köküne inip kendime tek bir soru sorana kadar;

Eren Kumcuoğlu — Kariyerimi Değiştiren Tek Soru; En Kötü Ne Olabilir?

Kariyerimin İlk Yıllarındaki Stres Anları Beni Nasıl Dönüştürdü?

Kariyerimin ilk dönemlerinde yaşadığım iki sıkıntı anı gelecekteki iş hayatımı olumlu yönde şekillendirdi.

Bunlardan birini ilk iş deneyimimde, kendimden çok daha zayıf gördüğüm bir yöneticim tarafından, önemsiz bir işin ufak bir detayını kaçırdığım için ağır şekilde eleştirilmekle yaşadım. Böyle bir hata yaptığım için kendime o kadar kızmıştım ki bir daha asla iş kaçırmamak adına büyükçe bir defter aldım ve atacağım her adımı her gün yeniden tek tek not olarak tutmaya başladım. Bu bende müthiş bir not tutma alışkanlığı edinmeme yol açtı -ki halen defterlerimdeki notlarla bilinirim. 🙂

Uçları hep sevdim ve uçları seven birisi olarak eleştiri kaygısı yaşamak, gerçekten cehennem azabı gibi bir şey. Junior pozisyonlarda da uç işlere imza atsam da eleştiri beni hep endişelendirir, stres yaşatırdı. Eleştirileri de olgunlukla karşılamak konusunda pek başarılı değildim; nasıl yöneteceğimi bilemez, işine saygısı olan her insan gibi eleştiriden yıpranır, üzülürdüm. Eleştiri büyür mü, bana takarlar mı, başarılı olamayacak mıyım… bunlar o dönemlerde stres anlarında kafamdan geçen hisler olabiliyorlardı.

Stresin Zirvesi; Saç Dökülmesi!

Samsung’da işe başladıktan sonra yaşadığım yoğun dönem ise tam bir dönüm noktası oldu. Daha önceki sohbetlerimizde bahsettiğim Koreli yöneticimle henüz karşılıklı bağırıp çağırma seviyesinde değildik, cicim aylarındaydık. Ancak tersi pisti, performans beklentisi çok yüksekti ve insanlara karşı çok eleştireldi. Yani yeni bir sektöre şirketin namı bilinen yöneticilerinden birinin yanında giriyordum.

İlk işlerimden biri 2010 yılının bütçesini departmanlara dağıtmaktı. Yüklü bir bütçeydi ve büyük bir işti. Şirketin agresif bir büyüme evresinde olması nedeniyle beklenenden çok daha yoğun iş yükü + tabi Koreli yöneticimle dil bariyerini aşmaya çalışmak + yeni bir kültüre ve sektöre uyum sağlama çabası derken zaten devreler epey bir yanmıştı. Yanlış yapmamak ve beklentileri karşılamak adına işleri gereğinden fazla detaylandırmaya başlamıştım.

Bahsettiğim yıllık bütçe çalışması için tam 17 farklı varyant hazırladım! Amacım, yöneticimin beğenmeme, yeniden çalışma veya eleştirisi ihtimaline karşı her senaryoya hazırlıklı olmaktı. Oysa sunduğum ikinci varyant hemen kabul edildi. O an anladım ki, yaklaşımım doğruymuş, ama kendimi boşuna gereksiz bir strese sokmuşum.

Sonra Dedim ki; “En Kötü Ne Olabilir?”

Şimdi gülüyorum ama, o çocuk şirkete girdiğinin ilk üç ayında stresten dolayı saçlarının bir kısmını kaybetti. 😄 Bu noktada gereksiz yere yüklendiğim stres miktarını sorgulamaya başladım. Kendime o dönüm noktası olan soruyu sordum: “En kötü ne olabilir?” Yani, bu işi yapmazsam, eleştiri alırsam veya yöneticimle bir ihtilafa düşersem başıma en kötü ne gelebilir?

Bu sorunun cevabı tek kelimeydi: “Kovulurum.”

Evet, kovulurum. Bu kadar. Sanki “kovulmak” dünyada insanın başına gelebilecek en kötü şeymiş gibi kafamda kodlamışım. Kendimi bu tür gereksiz bir stresin içine sokmanın ne kadar yanlış olduğunu o günlerde anladım.

Bu farkındalıktan sonra düşmekten korkmadan daha rahat çalışmaya başladım. Aksine, çok daha hızlı koştum, çok daha cesur ve sıra dışı işler yaptım.

Senin Tuzun Kuru Galiba?

Benim hikayem bambaşka, oraya gelmeyelim. 🙂 Ama şimdi birileri şöyle diyebilir; “Şimdiki şartlarda ‘kovulurum’ demek kolay değil.” Doğru, günümüzde iş bulmak zor olabilir. Ama junior olduğum dönemde de iş bulmak kolay değildi. Türkiye her döneminde iş bulma ve kariyer açısından zorlu bir ülke. O dönemde (özellikle Samsung gibi bir şirkete girdikten sonra) benzer bir iş bulmak da bugünkü kadar kolay değildi. Geçmişte şimdiki kadar çok pozisyon, iş fırsatları ve uzaktan uluslararası çalışma olanakları da yoktu. Üstelik, sosyal ağlar yeni yeni hayatımıza giriyordu ve networking ancak fiziki ortamlarda mümkündü -yani dönemin de kendine has zorlukları vardı.

Dönemsel farklılık iddialarını bir kenara bırakalım; iş bulmanın ve iyi bir pozisyona yerleşmenin her dönem zor olduğu gerçeği değişmez.

Nihai Sonuç: Düşme Korkusuyla Yaşanmaz

Herkesin pozisyonu, stres toleransı ve ihtiyaçları farklı olsa da, “Bu hatayı yaparsam veya bu işi yanlış yaparsam başıma gelecek en kötü şey nedir?” sorusu evrenseldir.

O günden bu güne gelene kadar çok daha geniş sorumluluklara ve daha stresli işlere sahip oldum, büyük bütçeler, büyük çalışmalar ve çok sayıda insan yönettim, yeri geldi yönettiğim şirketler için ölüm-kalım anlarında uygulayıcı ya da karar verici oldum. Bütün bunlara rağmen geçmiştekine benzer bir stresi hiç yaşamadım. Bu da rahatlıktan değil, düşünce şeklimi değiştirmemden ötürü oldu.

Olabilecek en kötü senaryoyu düşünün ve gereksiz stresten kaçının. Unutmayın, hiçbir şey sağlığınızdan ve huzurunuzdan daha değerli değil.

En kötü ne olur? Yeni iş bulursunuz. 🙂