Bu yazıyı sesimden dinleyebilirsin

Şirketlerde bazen en büyük problemin kimsenin çıkıp “Ya arkadaşlar, bu olmamış” diyememesi olduğundan bahsetmiştim. Sanki herkes bir konsensüsün parçası olmak, uyumlu görünmek ya da bir tartışmanın yükünü sırtlanmaktan kaçınmak ister gibi davranıyor olabilir. Ama arada “olmamış” diyen bir kişi çıkarsa… işte o kişi, şirketin en kıymetli personeli olabilir.

Bu “olmamış” tartışmalarından bir tanesini anlatacağım demiştim. Hatırımda kalan (bence) en eğlenceli olanlarından birini seçtim.

Eren Kumcuoğlu — Ne İzlersen İçinde Hisset mi? İstemem öyle deneyim!

Sene 2013: Samsung Kavisli TV’leri Lanse Ediyor

Dijital Pazarlama biriminin başındayken, o dönem için yenilikçi bir ürün lansmanına hazırlanıyorduk. Piyasaya ilk defa deneysel olarak “Curved TV” sürecektik. Bombeli, çerçevesinden eğimli, futuristik tasarımlı (ama bugün evdeki 3D gözlüklü TV’ler ve nicesi gibi tutmayan) bir televizyon serisi. Globalden gelen lansman materyallerine ek olarak, bu yeni nesil ürün için yerel lansman kampanyası yapmak istedik. Bunun için de (global düzenleme gereği) çalışmak zorunda olduğumuz iki ajansımıza brief verdik.

Ajans Sunumu İddialı Başladı

Ajans, her zamanki gibi kalabalık bir ekiple geldi: Müşteri temsilcileri, kreatif ekip, stratejistler ve hatta ajans patronlarından biri. Önümüzde tam 90 sayfalık iddialı bir sunum vardı. Belli ki uzun süredir bizden proje alamadıkları için bu işi kesinlikle almak istiyorlardı. İddiaları büyüktü: Çok iyi bir fikir bulmuşlar, bu fikirle herkesin Curved TV’yi konuşup isteyeceklerini savunuyorlardı. Toplantı salonunda bizden de pazarlama direktöründen pazarlama yetkilisine kadar her skaladan personel vardı. Sunum başladı.

Anlamadım, Neremizde?

Yaklaşık 10-12 sayfalık, strateji ve arka plan anlatımının ardından nihayet yaratıcı fikrin ana çatısını duyacaktık. Ajans ekibi büyük bir gururla slogana geldi:

…ve işte biz de bu yüzden diyoruz ki; ne izlersen içinde hisset!

Sloganın söylenmesiyle odada kısa bir sessizlik oldu. Bıyık altından gülmeye başladım. Ancak diğerleri, o sessizliğin içerisinde sloganı mırıldanmaya başladı: “Fena değil”, “Güzel”, “Olabilir”… sonunda pazarlama yetkilisi bir arkadaşım söze girdi, sonunda birisi itiraz edecek derken, gerçekten samimi ve masum bir şekilde şöyle dedi:

Ya bu ifade bana böyle içimizde, kalbimizde diyormuşuz gibi hissettirdi.

Bu noktada artık dayanamayıp gayet sakin bir sesle cevap verdim:

Ah be Melis… keşke kalbimizde olsa…

Bu cümleyi duyup iki üç saniye sindiren ekipte kısa bir şok yaşandı. Ardından bir anda “Bu ne biçim slogan?” tepkileri yükselmeye başladı. Ajans ekibiyse bunun üzerine büyük bir şaşkınlık içinde benim yorumumu absürt ya da tahmin edilemez bir nokta olarak yorumlamaya kalktı. Müşteri ekibi direktörü “Çok fenasın Eren, hiç öyle düşünmedik, nereden böyle bir şey aklına geldi” demez mi…

Ya O İtiraz Olmasaydı?

Bu yorumun ardından ajansın sunumunun geri kalan 70 küsur sayfasını dinlemeye lüzum olmadı. Çünkü tüm sunum, “Ne izlersen içinde hisset” çatı fikri üzerine inşa edilmişti. Düşünsenize, bu slogan İstanbul’un en merkezi yerlerindeki bilboardlarda, televizyon reklamlarında, dijitalde banner’larda dönseydi ne olurdu? Şirket belki bir kamuoyu tepkisi alacak, ya da en iyi ihtimalle alay konusu olacak, tabiri caizse şamar oğlanına dönecekti.

Bunca yıl oldu ama hala düşünürüm, ya bu fikir hayata geçseydi? Odadaki birçok kişi, hazırlayanından değerlendirenine kadar, ortadaki saçmalığın farkına dahi varmadı. Sanki bir anda herkesin basireti bağlanmış, algıları kapanmış veya belki de farkına varmış ama itiraz etmenin getireceği olası tartışma yükünden kaçınmak istemişlerdi.

Bazen en bariz hatalar bile, kimse “bu olmamış” diyemediği için hayata geçmek üzere olabilir.

Ezcümle; “Olmamış Diyen Adam” Kıymetlidir

Bu arada bu işin hala olabileceğine inanan süzme bir yönetici vardı, bunca olayın üzerine ürün ekibine gelen bu çalışmayı mail atarak paylaşmıştı. Ürün müdürü olan bir arkadaşımın bu maile gönderdiği yanıta çok güldüğümü hatırlıyorum;

“Ne izlersen içinde hisset” mi? Kalsın, istemem öyle deneyim.

İlerleyen zamanda daha bu ve bunun gibi onlarca acı tecrübe ya da kurtarma hikayesi sayabilirim. Fakat ana fikre geri dönelim; “bu olmamış” diyebilen, o eleştirel bakış açısına sahip, gerektiğinde tartışmaktan geri durmayan insanlar kıymetlidir. Onlar sadece bir hatayı düzeltmekle veya bütçeyi verimli kullanmakla kalmaz, aynı zamanda şirketleri potansiyel felaketlerden de korurlar. Değerlerini bilin. 🙂

*İsimleri değiştirdim, okuyanlar bilmeyecektir ama yine de arkadaşımı gereksiz yere gücendirmek istemem. 🙏🏻