Bu yazıyı sesimden dinleyebilirsin

Murat’ı belki videoda tanıdınız. Bense onu her hafta başka bir isimle tanıyorum. 🙂

Çevremdeki profesyonellerle bu ara konuşmaktan en keyif aldığım konu, şirketlerinin AI’a ve işteki dönüşüme nasıl baktıkları. Özellikle iki unsuru merak ediyorum;

  1. AI’ı iş akışlarının neresinde kullanıyorlar?
  2. Kendileri bu konuya bireysel olarak ne kadar yatkınlar?

Bundan daha önce de birkaç kez bahsetmiştim. “Tehlike’nin yapay zeka değil, onu sizden daha iyi kullananlar” olduğunu “AI dönüşümünün bir teknoloji projesi olmadığını”, sahiplik gerektiren ve problemin çözümünü üstlenecek kişi tarafından yürütülmesi gereken bir süreç olduğuna dair fikirlerimi paylaşmıştım.

Eren Kumcuoğlu — Seyirci Kalanların Sarmalı

Bugün AI yetkinliğin için ne yaptın?

Şimdi gördüğüm genel eğilim şu: Profesyonellerin birçoğu bunu açık açık dile getirmeseler de AI yetkinliğini kendi konumları ve iş alanları için çok da gerekli görmüyor. Gerekli görenler ise çeşitli sebeplerden ötürü önceliklendirmiyor.

“Evet, AI bir devrim ve her gün insanların bununla büyük işler yaptığını görüyorum. Ama bu pratikte benim işime pek yaramaz.”
“Belki ama şu an sırası değil. Çok meşgulüm, buna vaktim yok.”
“Kendimi bu alanda geliştirmek için ciddi bir adanmışlık gerekiyor.”

Bunlar benim geniş kitlede gözlemlediğim yaygın inanışlar. Ve bu sadece kıdemli çalışanlarda değil, gençlerde de gözlemlediğim bir davranış.

Çok sevdiğim genç bir kardeşim var, otuzlu yaşlarının başında. Global bir FMCG şirketinde ve iyi bir pozisyonda, iyi şartlarda çalışıyor. Ayda en az bir sefer hal hatır sorar, bazen buluşuruz. Her konuştuğumuzda ona bu konuyu hep hatırlatıyorum:

“Abicim, AI işleri nasıl gidiyor? Bir şeyler yapıyor musun? İşine dahil ettin mi?”

Ne zaman sorsam cevap aynı:

“Yok abi, vakit bulamadım.”

Sunumdan vakit mi kalıyor, toplantıdan vakit mi kalıyor… Bahane demeyelim, gerekçeler duyuyorum.

Videodaki Murat karikatürize bir kurgu. Onun meşguliyeti sahte. Bu kardeşiminki ise gerçek: sunumlar, toplantılar, hedefler. Ama sonuç değişmiyor.

Ancak bir tarafta bunu kullanan ve hızla ilerleyenler var. Artık iş ilanlarında bile AI yatkınlığının temel bir yetenek haline geldiğini, (biraz şov amaçlı olduğunu düşünsem de 🙂) AI için özel pozisyonların açıldığını dahi görmeye başladık. Diğer tarafta ise bu konuya elini bile sürmemiş, bir ihtiyacı olacağını da düşünmeyen kocaman bir topluluk.

Hangisi kazanacak? Hangisi haklı çıkacak?

Aslında cevabı endüstri kendisi veriyor ve burada iki ayrı işaret var. Birincisi, iş ilanları kendini ele veriyor. İkincisi, AI yüzünden iş hacminin daraldığını gösteren onlarca araştırma ve gündeme düşen konu var. Şu anda bu durum giriş seviyesindeki pozisyonları etkiliyor ve henüz büyük kurumsalların kıdemli rollerinde pek hissedilmiyor. Ancak bu hafta Microsoft’un işten çıkarma yapacağını duyurması eminim birçok insan için bir sinyal olmuştur.

Bu konjonktürde artık çalışan profilinin de farklılaşması ve tercih edilebilir olması için gerekli yetkinlikler arasında ileri düzeyde AI hakimiyeti söz konusu olabilir. Her yeni modelle birlikte insanların yaptığı şeylere yakınsayan çıktılar görüyoruz. Özellikle teknik meslek gruplarındaki insanlarda sahip oldukların yeteneklerin imite edildiğini görmek çok ciddi bir endişe ve tartışma yaratıyor.

Tekrar edelim; rakibiniz AI değil, AI’ı sizden daha iyi kullanan kişi. Ve her yeni modelle o kişinin yanında ihtiyaç duyduğu insan sayısı azalıyor.

Küresel şirketlerde olup da elinizi bugüne kadar AI’a sürme gereği duymamış olabilirsiniz. Bu şirketlerde çalışmanın elbette bazı konforları var. Ben de 10 yıl büyük küresel şirketlerde çalıştım. Çeşitli kısıtlamalar yüzünden bilgisayarlara değil yabancı yazılım yükletmeyi, çoğu zaman veri güvenliği sebebiyle USB kullanımı bile yasaktır. Uyum ya da farklı endişelerle bu teknolojiler işin içine gömülmez, entegre edilmez ve iş süreçleri bugün “konvansiyonel” diyebileceğim yöntemlerle yürütülür.

Fakat ortaya da absürt sonuçlar çıkar. Ne gibi? İş akışında geri kalmak. İş yapış şeklinde geri kalmak. Dönüşümde geri kalmak. Nihayetinde rekabette geri kalmak ve bunun getirdiği ciro ve performans kayıpları.

Böylece şirketler bir sarmalın içine giriyor ve teknolojiden korunma eylemi farkında olmadan şirketin küçülmesine vesile olabiliyor. Şirketin küçülmesi, zaten istihdamın azalması demek. İstihdamın azalması ise yine bu dönüşümü gerçekleştirmeyen insanların aslında kendi elleriyle yarattığı bir tehdit.

Şu anda bu sarmal gerçek. Bunun çıkış yolu ise bu yeni teknolojiye hızla adapte olmak. Eski inanışları ve düşünceleri bırakıp bu işe biraz vakit ayırmak, uyumlanmak.

Çünkü bu işe konsantrasyon ayırmayıp seyirci kalan kişiler de bir sabah uyandıklarında başkalarının aldığı zor kararların kurbanı olabilir.

Bu maalesef çok gerçek ve şu anda çok az insan bunu konuşuyor. Hep sonuçlara -işten çıkarmalara odaklanıyoruz. Oysa sonuçlardan önce ses veren kök sorun bu. Bu kök sorunun tedavisi de belli: Bu teknolojiye adapte olmak, onu iş akışlarına entegre etmek ve bu konudaki farkındalığı biraz daha artırmak.

Şimdi yine başa dönelim ve sorumuzu soralım; bütün bu değişim esnasında kendine olan güvenin neye dayanıyor? 🙂